(818 S. K. m. 83)
Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılardan Arif Çilingir tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: 1-) Mahkemece toplanıp değerlendirilen delillere, özellikle oluşa ve dosya içeriğine uygun olarak düzenlenen uzman bilirkişi raporunda belirtilen kusur oranının ve tazminata ilişkin hesaplamanın hükme esas alınmasında bir usulsüzlük bulunmamasına göre davalı Arif Çilingir'in aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-) Dava, Türk vatandaşı olan davacıya ait yabancı plakalı aracın trafik kazası sonucu hasarlanması nedeniyle uğranılan zararın yabancı para olarak ödeme günündeki kur üzerinden TL karşılığı olarak tahsiline ilişkindir.
Tazminat talebinin amacı, zararın karşılanmasıdır. Tazminatın konusu olan para, zararının karşılanması için bir araçtır. Paranın miktarı ise, zararı ortadan kaldırmak için, yapılacak harcamaya göre belirlenir. Ülke içinde oturanların zararının TL olarak karşılanacağında duraksama yoktur. Ancak, zarar görenin yabancı olması veya zararın yabancı para ile karşılanması halinde hangi para biriminin uygulanacağı hakkında yasalarımızda açık bir hüküm yoktur. Fransız ve Alman hukukunda, zararın yabancı para ile giderilmesi halinde, yabancı paraya değil ülke parasına hükmedileceği benimsenmiştir.
Türk hukukunda, sözleşme dışı haksız eylemlerde mala ilişkin zarar, haksız eylemin gerçekleştiği ana göre belirlenmektedir. Sözleşme dışı haksız eylemlerde zararın giderilmesinde yabancı paraya hükmedileceğine dair yasalarda bir hüküm de yoktur. BK.nun 83. maddesi sözleşme ile ilgili olup, haksız eylemlere uygulanamaz.
Öte yandan, mala ilişkin zarar, haksız eylemin gerçekleştiği anda meydana geldiğine göre, bu tarihte zarar görenin mal varlığında oluşan azalmanın giderilmesi esastır.
Somut olayın Türkiye'de gerçekleştiği gözetilerek, yabancı para ile yapılan harcamaların, olay tarihindeki Türk parası karşılığına hükmolunması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı Arif Çilingir'in diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte yazılı sebepten dolayı, kararın davalı Arif Çilingir yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 04.07.2001 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
Türk vatandaşı olan davacının Hollanda'da ikamet ettiği, aracının Hollanda plakalı olduğu ve zararın Hollanda da ekspertize edilmesi ile tamirin Hollanda'da yapılacağı anlaşılmaktadır.
Tazmin, borçlu tarafından yapılmalı ve zarar görenin mal varlığındaki eksilmenin giderilmesi amacı güdülmelidir. Tazmin, zarar verici olayın gerçekleşmesinden önceki durumun geri getirilmesi sureti ile AYNEN TAZMİN veya zarar verici olay gerçekleşmese idi zarara uğrayanın mal varlığının değeri ne olacak idi ise mal varlığını o değere yükseltecek bir paranın verilmesi şeklinde Nakden Tazmin olmak üzere iki türlüdür (Bkz. Prof. Dr. K. Tunçomağ, Türk Borçlar Hukuku C-1, Sh: 479). Böylece mal varlığı aynen tazminde hem muhteva hem de değer itibarıyla; nakden tazminde ise sadece değer bakımından eski (zarardan önceki) haline getirilmiş olur (Bkz. Prof. Dr. S.S. Tekinay, Tekinay Borçlar Hukuku, C-1, Sh: 782).
Zararın giderilmesinde gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olarak doktrinde ileri sürülen görüşlerin önemli olan bazıları şöyledir.
Von Tuhr: hakimin tazminatı tayin etmek için, mesela zararın çoğalması ve bu çoğalmanın durması gibi davanın açılmasından sonra meydana gelen vakıalar dahi dahil olmak üzere hüküm sırasında mevcut olan bütün vakıaları tetkikle mükellef olduğunu;
Prof. İ.Postacıoğlu hak sahibi için aynen tazmin istemek bir hak olduğuna nazaran, hüküm tarihinde aynen tazmine muadil bir durumun husule getirilebilmesi ve hak sahibinin aradaki fiyat temevvüçlerinden müteessir olmaması için hüküm, daha doğrusu keşif tarihindeki kıymeti gözönünde tutmak ve tazminata ona göre hükmetmek gerektiğini;
Prof. Dr. H.Tandoğan zarar miktarının belirlenmesinde, zararın sonradan artıp azalması durumunun ve eşya kıymetlerinde kısa sürelerde meydana gelen tenezzüllerin usul hükümlerinin elverdiği ölçüde gözetilmesi gerektiğini; nitekim bedeni zararların tayininde hükmün Sûduru anının esas teşkil ettiğine ilişkin BK.m.46/F-2'deki kuralın diğer zarar hallerine de teşmil edilmesinin uygun olacağını
Prof. Dr. K.Tunçomağ bu günkü baskın görüşün, zarar miktarının tayininde hüküm anının esas alınmasının; yani bu andaki olaylara göre zararın saptanmasının uygun olacağını; esasen BK.m.46/F-2 deki kuralın diğer zarar hallerine de uygulanmasına engel bir durumun bulunmadığını;
Prof. Dr. Feyzioğlu kuralın, tazminatın zarar miktarını aşmaması olduğunu; zararın para ile ifade edilecek ekonomik değerinin bilinmesinde bu nedenle ihtiyaç bulunduğunu; bedeni zararların belirlenmesinde hüküm tarihindeki durumun gözetilmesine ilişkin BK. m. 46/F-2 deki kuralın, kıyas yolu ile sair zarar hallerine de uygulanması icap ettiğinin, bugün için baskın görüş olduğunu;
Prof Dr. S.S. Tekinay Doktrinin, mümkün olduğunca hüküm tarihinin veya hüküm tarihine yakın bir bilirkişi incelemesinin yapıldığı tarihin esas alınmasını salık verdiğini; gerçekten zararın yıllarca önceki iktisadi değerlere göre hesaplanmasının, hükmedilecek tazminatı yetersiz bırakabileceğini; zira hasara uğrayan veya telef olan bir malın yerinin, çok defa böyle bir tazminatla doldurulamıyacağını; hatta bu arada zarara uğrayan malın değerinde düşme olsa bile zarar görenin, bu malı, fiyatı yüksek seviyede iken satıp paraya çevirerek, fiyatın yükselmesinden faydalanabilme imkanı bulunduğundan, malın tazmininde aradaki yüksek değerin gözetilmesi gerektiğini;
Prof Dr. F. Eren kundaklanmış bir aracın veya yırtılarak yok edilmiş hisse senetlerinin tazmininde olay tarihindeki değerlerinin esas alınmasının zarar görenin aleyhine alacağını; özellikle enflasyonist baskının ağır olduğu ülkemizde, baskın görüşün gerçeklere ve ekonomik adelete daha uygun düştüğünü; hakimin bu durumda zarar görene bir seçme hakkı tanıması gerektiğini belirtmişlerdir (Bkz. 1-Von Tuhr, Cevat Edege çevirisi, Borçlar Hukuku I, Sh: 118; 2-Prof. İ.Postacıoğlu'nun 1955 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesince Fransızca olarak yayınlanan Annales isimli eseri; 3-Prof.Dr. Tandoğan, Türk Mesuliyet Hukuk, Sh: 264 ve 265; 4-Prof.Dr. K.Tunçomağ, Türk Borçlar Hukuku, Sh: 459-460; 5-Prof.Dr. Feyzioğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler I, 1976, Sh: 559-566; 6-Prof.Dr. S.S.Tekinay, Tekinay Borçlar Hukuku, 5.Baskı, CI Sh: 813; 7- Prof.Dr. F.Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C-I Sh:720-721).
Müelliflerin görüşlerinin birleştikleri husustan çıkan sonuç: davacının talebi bu doğrultuda olduğu, ya da aynen tazmine imkan bulunmadığı durumlarda dahi nakden tazminin, aynen tazminin zarar görene sağladıklarını- olanaklar ölçüsünde- sağlayacak; değişik bir anlatımla, aynen tazminin sağladığı sonuçlara denk düşecek sonuçların elde edilmesini mümkün kılacak şekilde yapılması gerektiğidir.
Olaya bu açıdan bakıldığı takdirde hakkın kötüye kullanılması durumları hariç olmak üzere zararın, yabancı para ile giderildiği veya yabancı para ile giderilmesinin zorunlu olduğu durumlarda, aynen tazmine eşdeğer bir sonucun elde edilmesi amacı ile yabancı paraya, zararı giderme aracı olarak başvurulabileceği ve bu hal tarzının, Prof. Dr. F.Eren'in deyişi ile ekonomik adalete uygun düşeceği ortadadır..
Zira Prof.S.Reisoğlu'nun deyimi ile yabancı para... tıpkı altın, para gibi isminin para olmasına rağmen, hadiselere göre kıymeti artan veya azalan bir mal mesabesinde olduğundan (Bkz. S.Reisoğlu'nun, Baditer, yıl 1986, C.&III deki yabancı para üzerine taahhüt altına girilmesi ve hukuki sonuçları makalesi) burada zararın yabancı paraya dönüştüğünün ve bunun giderilmesi gerektiğinin ya da en azından aynen tazmine yakın bir sonucun elde edilmesini temine en uygun vasıta olacağının kabulü icap etmektedir.
Nitekim sayın çoğunluğun dahi; zarar miktarının yabancı para olarak belirlenip ifade olunmasına karşı çıkmayarak, zararın yabancı para olarak oluştuğunu kabul etmek suretiyle yukarıdaki görüşü kısmen benimsediği anlaşılmaktadır. Bu durumda yabancı para olarak oluşan veya yabancı para ile giderilmesi zorunlu bulunun bir zararın, yabancı paranın olay tarihindeki rayici esas alınarak giderilmek istenmesinin hukuki hiçbir dayağı bulunmamaktadır. Kaldı ki BK. m. 83 hükümlerinin sözleşmelere ilişkin bulunması nedeni ile haksız fiilden doğan tazminat alacaklarına doğrudan uygulanması mümkün bulunmamakta ise de haksız fiilden önce tarafların, zararın nasıl giderileceği hususunda anlaşmaları söz konusu olmayacağına göre sözleşmeler için getirilmiş olan bu imkandan burada evleviyetle ve kıyas yolu ile yararlanılması gerekir. Ayrıca ekonomik krizlerin sık sık yaşandığı, döviz fiyatlarının günlük büyük iniş ve çıkışlar gösterdiği, Batı Dünyası ile entegrasyona gidildiği günümüzdeki ihtilafların çözümüne bu düşünce tarzı ile yaklaşılması yakın geçmişe nisbetle bu gün daha da zorunluluk arz etmektedir.
Yargıtay'ın yerleşik uygulaması da bu doğrultu da olup;
a- Yerel mahkeme tarafından, hasar bedelinin olay tarihindeki rayice göre (TL) olarak istenebileceği gerekçesi ile (TL) olarak belirlenen tazminata ilişkin olarak verilen kararın, araçta belirlenen 5198,19 İsviçre Frankı hasar bedelinin, İsviçre Frankı'nın fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden TL karşılığının, devlet bankalarınca dövize uygulanan faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir şeklindeki gerekçe ile Yargıtay 11.H.D.nin 22.12.1997 gün ve 8727/4422 sayılı kararı ile bozulması,
b- Yerel mahkeme tarafından, bilirkişi aracılığı ile bir kısmı 2250 DM, diğer kısmı Türk parası olarak hesaplanan tazminatın olay tarihinden itibaren devlet bankalarının Alman Markına yıllık vadeli mevduat için ödedikleri en yüksek faiz üzerinden yürütülecek faiziyle ve .... TL. nın da olay tarihinden itibaren % 30 yasal faiziyle davalıdan alınıp davacıya verilmesine ilişkin olarak verilen kararın, doğru olduğu gerekçesiyle ve Yargıtay 11.H.D.nin 25.9.1995 gün ve 5962/6734 sayılı kararı ile onanması;
c- Yerel mahkeme tarafından, davacılardan tüzel kişiye sigortalı olan ve özel kişinin de maliki ve sürücüsü bulunduğu araca davalıların maliki ve sürücüsü oldukları aracın çarpması sureti ile ika olunan hasarın karşılığı olarak (...) Hollanda Florini'lik bölümünün davacı tüzel kişi için, (...) HFL'lik bölümünün de malik özel kişi için olay tarihinden yürütülecek devlet bankalarınca HFL'ne uygulanan en yüksek faizi ile davalılardan .... tahsiline ilişkin olarak verilen kararın, doğru olduğu gerekçesi ile Yargıtay 11.H.D.nin 27.10.1998 tarihli 5669/7150 sayılı kararı ile onanması;
d- Yerel mahkeme tarafından, tazminata esas hasar bedelinin kusur oranına tekabül eden 9300 Fransız Frankı'nın kaza tarihindeki karşılığı olan (....) TL.nın, kaza tarihinden itibaren % 30 yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline ilişkin olarak verilen kararın sigortasına Fransız Frankı ödediğine göre iş bu davada davacının Fransız Frankına karar verilmesini istemesinin mümkün bulunduğu gerekçesi ile Yargıtay 11.H.D.nin 11.3.1994 gün ve 5207/1939 sayılı kararı ile bozulması
e- Yerel mahkeme tarafından, aracın alıcıya teslim yerinin İstanbul olduğu gözetilerek taşıma sırasında oluşan hasar karşılığı 61.971.555. TL'nin dava tarihinden itibaren % 30 yasal faizi ile tahsiline ilişkin olarak verilen kararın, Almanya'da bilirkişi aracılığı ile belirlenen zararın 6555,36 DM. olduğu, masrafın DM olarak yapıldığı ve davacının zararını DM olarak isteyebileceği gözetilerek bu miktar zararın fiili ödeme günündeki karşılığının tahsiline karar verilmesi icap ettiği ve zarar için TL. karşılığına karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesi ile Yargıtay 11.H.D.nin 22.12.1997 gün ve 8702/9492 sayılı kararı ile bozulması;
f- Yerel mahkeme tarafından davacı özel kişinin belirlenen (...) DM, birleştirilen davanın davacısı olan yabancı tüzel kişinin rücu edebileceği miktar olarak belirlenen (...) DM'ın olay tarihindeki Türk parası karşılığının, yasal faizi ile davalılardan müteselsilen tahsiline ilişkin olarak verilen kararın, davacı özel kişi Almanya'da çalışıp bu para birimine göre ücretini aldığına göre ZARARIN BU PARA BİRİMİNE GÖRE OLUŞTUĞU; O HALDE DAVACININ DM OLARAK GERÇEKLEŞEN ZARARININ ödeme günündeki kur üzerinden Türk parası karşılığına hükmedilmesi ve diğer davacı yabancı Tüzel kişi de ödemeyi DM olarak yapmış olduğundan alacağının yine bu para birimini, ödeme tarihindeki Türk parası karşılığını isteme hakkı bulunduğu, bu itibarladır ki bu davacıya da gerçekleşen alacağının ödeme tarihindeki Türk parası karşılığı olan tutarına hükmedilmesi ve ayrıca bu paralar için devlet bankalarınca uygulanan oranda faiz yürütülmesi icap ettiği gerekçesiyle Yargıtay 4.H.D.nin 1.11.1999 gün ve 8908/9223 sayılı kararıyla bozulması buna örnek olarak gösterilebilir.
Somut olay görüşler açısından değerlendirildiğinde ortaya aşağıdaki sonuçlar çıkmaktadır.
Olayın vuku bulduğu 23.8.1999 da 1 HFL yaklaşık olarak 210.000 TL.dır. Sayın çoğunluk görüşüne göre ise davacıya, 1.709,41 HFL zararına karşılık ödenmesi gereken miktar 358.976.000 TL.dır. Daire'miz kararının verildiği 4.7.2001 tarihi itibarı ile 1 HFL 500.000 TL dolayında olup, davacı zararının karşılığı 854.705.000 TL olmaktadır. Görüldüğü üzere 2 yıla yakın bir süre içinde zararın Türk parası ile karşılığında iki mislini aşan fark doğmakta olup bunun infaz tarihine kadar artması da kaçınılmazdır. Bir başka değerlendirme ile şu durum ortaya çıkmaktadır. Davacıya ödenecek miktarın 358.705.000. TL olması halinde davacının Daire'mizce incelemenin yapıldığı 4.7.2001 tarihi itibarı ile alabileceği yabancı para miktarı 717,9 HFL dir. Davacının gerçek zararının 1.709,4 HFL olduğu düşünüldüğünde zararının yarısını bile karşılayamayacağı ortadadır. Sade vatandaşın izah ve yorumu ile otomobilinin iki kapısı hasara uğrayan kişi, zararın karşılamış tarihinde kapılardan birini bile alıp yerine koyamayacaktır. Halbuki bu tazminat kendisine, hasarla zayi olan aksamları yerine koyması amacı ile verilmektedir. Hukuki dayanağı ne olursa olsun sayın çoğunluğun vardığı sonucun, davacının zararını tümü ile giderdiği ve adalet duygularını tatmin ettiği, söylenemeyeceği gibi uzlaşma ve rızai ödemede bulunma arzusu ve eğilimini de ortadan kaldırır niteliktedir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, hakkın kötüye kullanılması durumları hariç olmak üzere, yabancı para olarak oluşan, ya da yabancı para ile giderilmesi zorunlu bulunan hallerde, belirlenen ZARARIN, olay tarihinden itibaren devlet bankalarınca yabancı paraya uygulanan faizi ile birlikte fiili ödeme tarihindeki TL. karşılığına hükmolunması suretiyle giderilmesine karar verilmesi gerekip; bu ilkeye uygun olan yerel mahkeme kararının onanması icap ettiği kanaati ile sayın çoğunluğun bozma görüşüne katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy