(2004 S. K. m. 67)
Dava: Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Kanunda özel bir akit olarak düzenlenmemiş olan garanti sözleşmesi BK.nun 110. maddesi hükmüne bağlanan üçüncü kişinin fiilini taahhüt niteliğindedir. Garanti sözleşmesi asıl borç ilişkisinden bağımsız nitelikte olup, garantinin sınırın önceden belirlenmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. Ancak, sözleşme serbestisi sınırsız değildir. BK.nun 19 ve 20. maddeleri sözleşme serbestisine bir takım sınırlamalar getirmiştir. Bu sınırlamalara göre sözleşmenin taraflara yüklediği hak ve borçlar tereddüte yer vermeyecek şekilde açık ve anlaşılır olması gerekir. Bu itibarla limit gösterme şart bulunmamakla beraber garanti sözleşmesinde hangi riskin garanti edildiğinin belli olması ya da garanti edilen riskin boyutlarının açıkça tereddüte yer vermeyecek şekilde belirgin nitelikte bulunması gerekir. Sözleşmede hangi riskin garanti edildiği belirtilmeden doğmuş ve doğacak borç denilmek suretiyle boyutları belli olmayan -belirsizliğin- garanti edilmesi garanti sözleşmesi ile bağdaşmaz.
Somut olayda taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin düzenlendiği tarihte asıl borçluya açılan kredi miktarının 500.000.000.-TL. olduğu kredi başvurusu ve başvuru ekindeki belgelerden anlaşılmaktadır. Garanti eden sözleşmenin imzalandığı tarihte garanti ettiği borcun miktarını bu şekilde öğrenmiş olup, artık kullandırılan kredinin bu miktarından bu miktara işleyen akdi ve temerrüt faizlerinden asıl borçludan bağımsız olarak sorumludur. Öte yandan, davalı davaya verdiği cevapta kendisini kefil olarak nitelemiştir. Bu halde dahi kullandırılan kredinin miktarı yukarıda açıklandığı şekilde belli olduğundan kefil olarak ta davalı kefalet limiti ve kendi temerrüdünün hukuki sonuçlarından sorumludur.
Mahkemece yukarıda açıklanan hususlar gözetilerek konusunda uzman bilirkişiden davacı bankanın defter ve kayıtları üzerinde yaptırılan inceleme sonucu alacağı belirleyen rapor alınıp uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi isabetli değildir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 11.06.2002 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy