(2004 S. K. m. 67) (818 S. K. m. 100)
Dava: Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Davacı vekili, müvekkili şirketin, sermaye piyasasında aracılık hizmeti veren kurum olduğunu davalının müvekkilinin müşterisi olup, muhtelif tarihlerde menkul kıymet alımı için alım emirlerini verdiğini ancak, bedellerinin ödenmediğini iddia etmiş, davalı ise savunmasında, alım-satım emri vermediği gibi Ordinolardaki imzalarında vekili Metin Kiriş'e ait olmadığını ileri sürmüştür. Bu durumda mahkemece söz konusu imzaların adı geçen davalı vekiline ait olup olmadığı araştırılmadan ve tüm deliller birlikte değerlendirilmeden eksik inceleme ile hüküm tesisi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin harçların istek halinde iadesine, 24.12.2002 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Sayın çoğunluk görüşünde belirtilen imza incelemesi işleminin ikmali sonucunda, imzanın davalı vekiline ait olduğunun belirlenmesi durumunda mahkemece yapılması gereken işlem meskût kalmaktadır.
Aracılık işlemlerinin kredili işlem şeklinde yapılması hakkında, taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmamasına rağmen yapılan dava konusu iki adet işlemin davacı aracı kurum tarafından kredili işlem şeklinde yapılmış olduğu anlaşılmaktadır.
Davalının yazılı talimatı gereğince yapılmış olsalar bile davacı tarafından yapılan bu işlemlerin, SPK.nca 27.12.1994 tarih ve 22154 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Seri: V, Sayı:18 nolu Kredili Menkul Kıymet Açığa satış ve Menkul Kıymetlerin Ödünç Alma ve Verme işlemleri hakkındaki Tebliğin hükümlerine ve özellikle 12. maddesi hükmüne uygun olarak yapılması gerekip; bu hususun mahkemece de araştırılması zorunludur.
Ne var ki mahkemece alınan bilirkişi kurulu raporunda, tarafların sorumluluğunun belirlenmesinde genel hukuk ilkeleri ile yetinilip, söz konusu tebliğ hükümlerinin gözetilmiş olmadığı izlenimi edinilmektedir. Bu durumda mahkemece söz konusu tebliğin hükümlerine göre yapılan irdelemeyi içeren ek rapor alınmadıkça mevcut bilirkişi raporu ile varılacak sonuç eksik inceleme mahsulü olacaktır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan hususların da eklenmesi suretiyle bozma kapsamının genişletilmesi gerektiği kanaatiyle, sayın çoğunluğun gerekçenin yeterliliğine ilişkin görüşüne katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy