(2004 S. K. m. 67) (818 S. K. m. 11, 18, 484)
Dava: Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Davacı banka vekili, müvekkili ile dava dışı Ömer Demirel arasında akdedilen Bireysel Bankacılık Hizmetleri sözleşmesini, davalının kefil sıfatıyla imzaladığını, borcun ödenmemesi sebebiyle girişilen icra takibine haksız olarak itiraz edildiğini belirterek itirazın iptaline %40 tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, borcun ödenmesine rağmen haksız takibe maruz kaldıklarını bildirerek davanın reddine ve %40 tazminata karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulüne itirazın iptaline, faize faiz işletmemek koşulu ile takip talebindeki şartlar nazara alınarak takibin devamına, %40'a karşılık gelen 103.736.413TL'sı icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiş hüküm davalı vekili tarafın dan temyiz edilmiştir.
Davalı, Bireysel Bankacılık Hizmetleri Sözleşmesini garanti eden sıfatı ile imzalamış ise de, davacı banka tarafından keşide edilen ihtarnamede ve dava dilekçesinde davalı İbrahim Ateş'in kefil sıfatıyla borçtan sorumlu olduğu açıklanmıştır. Davalıda davaya karşı verdiği cevabında sorumluluğunu kefalete dayandırmıştır. B.K 18. maddesine göre sözleşmesinin yorumunda tarafların gerçek amaçlarını aramak gerekir. Yukarıda açıklanan beyanlara göre; sözleşmenin kefalet amacıyla bağıtlandığının kabulü gerekir. Ne var ki kefalet sözleşmesinde kefalet limiti gösterilmediği gibi sözleşmeden de anlaşılamamaktadır. B.K. 484 maddesi gereğince kefalet akdinin geçerliliği sözleşmenin yazılı şekilde yapılması ve kefilin sorumlu olacağı miktarın açıkça belirlenmiş olmasına bağlıdır. Ayrıca kefaletin geçerliliği yönünden 12.4.1944 tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararının da dikkate alınması gerekir. Sözü edilen kararda kefillik sözleşmesinde kefilin ödeyeceği miktarın gösterilmiş olup olmadığının ve senetten böyle bir miktarın anlaşılabilip anlaşılamayacağının hakim tarafından kendiliğinden gözönüne alınması gerektiğine değinilmiştir. Buna göre, kefalet sözleşmesinden, kefilin sorumlu olacağı belirli bir miktarın mevcudiyeti anlaşılabiliyorsa sözleşmenin geçerli olacağı kuşkusuzdur. Somut olayda davalı kefil tarafından imzalanan sözleşmeden kefilin sorumlu olacağı miktar anlaşılamadığı gibi kefalet limiti de gösterilmediğinden B.K. 11. maddesi gereğince akdin geçersizliği sonucu doğar. Bu yönler gözetilmeden davalı kefilin sorumluluğunu gerektirecek şekilde hüküm kurulması isabetli görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 11.06.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy