(1086 S. K. m. 436)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vek. Av. Hulusi Gürbüz ile davalı vek. Av. Yavuz Güntekin gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalıya 21.8.1992 tarih 47; 24.8.1992 tarih 49; 24.9.1992 tarih 56, 2.10.1992 tarih 61 nolu sözleşmeler ile çelik boru sattıklarını, 47 ve 49 nolu sözleşmelere ilişkin alacaklarının tamamını tahsil ettikleri halde 56 ve 61 nolu sözleşmelere ilişkin alacaklarının 821.973 USA'lık kısmını tahsil edemediklerini, işlemiş faizi ile birlikte toplam 1.026.391.66 USA alacağın tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı savunmasında, alım satımın akreditif ile yapıldığını ve akreditif bedellerinin ödendiğini, davacının belirttiği sözleşmelerin, davalı şirketi temsil ve ilzama yetkili olmayan kişilerin imzasını taşıdığından kendilerini bağlamayacağını beyan ederek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davacı tarafından düzenlenen proforma faturalara göre davalı tarafından açılan akreditifler ile mal bedelinin ödendiği, davalı şirketi temsil ve ilzeme yetkili olmayan kişi tarafından imzalanan sözleşmelere göre davacının davalıdan bir talepte bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Sonuç: Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve özellikle satım konusu malların bedelinin davacı yanca düzenlenen proforma fatura bedeline göre açılan akreditifler ile ödenmiş olmasına ve davalı şirketi temsil ve izeme yetkili olmayan kişi tarafından imzalanan sözleşmelerin davalıyı bağlamayacağı kabul edilerek mahkemece yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davalı yararına takdir edilen 250.000.000.-TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına 17.02.2003 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI:
Davacı, dört adet sözleşmeye dayalı olarak davalıya çelik boru ve teneke satıldığını, 56 ve 61 nolu sözleşmeler kapsamında teslim edilen ürünlerin bir kısım mal bedelinin ödenmediğini, anılan sözleşmelerdeki tahkim şartı doğrultusunda gidilen yerel hakem heyetince alacaklarının saptandığını, hakem kararının tenfizi için açılan davada, tahkim şartının geçersiz olduğu için tenfiz istemin red olunduğunu ancak sezleşmelerin geçerli olduğunun belirtildiğini, buna göre davalı tarafça yapılan ödemelin mahsubundan sonra 821.973.82 USA mal bedeli 204.417.84 USA işlemiş faiz alacaklarının bulunduğunu iddia etmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık satım konusu malların bedelinin 56 nolu sözleşmedeki 353 USA; 61 nolu sözleşmedeki 390 USA birim ton fiyatları mı, yoksa akreditiflere ilişkin proforma faturalardaki 175 USA ve 192 USA birim ton fiyatlarımı olduğu noktasında toplanmaktadır.
Beyoğlu 1. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen davada, verilen ilk kararda hakem kararının tenfizine hükmedilmiştir. Her ne kadar davalının temyizi üzerine; Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 15.11.1996 tarih ve 9108 Esas sayılı ilamı ile yerel mahkeme kararını bozmuş ise de, ilamda Davacı firma sözleşme konusu malları davalıya teslim ederek edimini ifa ettiğinden ortada geçerli bir satım sözleşmesi vardır denilerek sözleşmelerin geçerli olduğunu kabul etmiştir. Kesinleşen bu karardaki sözleşmenin geçerliliğine ilişkin olduğunun tarafları bağlayacağı kuşkusuzdur. 56 nolu sözleşmede 353 USA; 61 nolu sözleşmede 390 USA birim/ton fiat taraflar arasında satım bedeli olarak kararlaştırılmıştır. Davalı satın aldığı mallara karşılık 934.548,25 USA akreditif ile 348.792 USA haricen ödemiştir. Her ne kadar 348.792 USA'lık ödemenin davacı ile havale yapan davalı şirket ortakları arasındaki bir başka ilişkiden kaynaklandığı davalı yanca ileriye sürülmüş ise de, bu ilişkinin ispatı zımnında bir delil ibraz edilmediği gibi, ödemelerin malların ithal edildiği tarihler içinde olduğu da dikkate alındığında savunmaya itibar olunamaz. Bu nedenle de mal bedelinin sözleşmelerde belirlenen miktar olduğunun kabulü gerekir.
Ayrıca, ithal çelik borunun dünya metal borsalarında işlem gördüğü ve ithalat tarihinde bültende yazılı değeri ile sözleşmede belirlenen fiatların birbiri ile uyumlu olduğu uluslar arası Metal Bulletien Wort Hel and Metal News adlı yayından da anlaşılmakta olup, ithalat tarihinde anılan ürünlerin proforma faturada belirtilen 175 ve 192 USA birim ton fiyatlarla temini de piyasa verilerine aykırıdır.
Öte yandan yerel mahkemece, uyuşmazlık yönünden bilirkişi görüşüne başvurulmuş olup, alınan ilk bilirkişi raporunda ve buna ek raporda davacının alacağı bulunmadığı belirtilmiştir. Bu raporlara karşı davacının itirazı üzerine ikinci bilirkişi raporu alınmıştır. İkinci raporda davacının alacaklı olduğu bildirilmiş, raporlar arasındaki çelişki nedeniyle üçüncü kez rapor alınmıştır. Son alınan raporda bilirkişi heyeti, dava konu malların piyasa fiyatlarının proforma fatura fiyatlarının çok üstünde olması nedeniyle proforma faturalara itibar olunamayacağını, sözleşmelerin geçerli olması halinde davacının alacaklı olduğunu belirtmiştir. Mahkemece ilk ve eki rapor hükme yeterli görülmeyerek, ikinci ve telif edici üçüncü bilirkişi raporu alınmasına rağmen, birbirini tamamlayan ve doğrulayan ikinci ve üçüncü rapora itibar edilmeyerek birinci rapora göre hüküm kurulması da usul hükümlerine aykırıdır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle yerel mahkeme kararının bozulması düşüncesinde olduğumdan onamaya ilişkin çoğunluk görüşüne katılamıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy