(1086 S. K. m. 293/5)
Dava: Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vek. Av. K. Olgun ile asil Y. Bozkuş'un gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan asil ve avukatın sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalıdan 62 dönüm tarlayı 9.000.000.000.-TL. ye satın aldığını, 6.000.000.000.-TL. yi peşin ödeyip bakiye borç içinde 15.8.2000 vadeli 5.400 Dolarlık bononun verildiğini, aradan birkaç gün geçtikten sonra davalının 15.8.2000 tarihli senette yanlışlık yaptık diyerek 15.400 Dolarlık senedi müvekkiline imzalattırdığını, müvekkilinin miktar kısmının bakmadan 5.400 Dolarlık senettir diye imza attığını, senedin tahsil için bankaya verildiğinde bundan haberdar olunduğunu belirterek 15.400 Dolarlık bononun, 10.000 Dolarlık kısmı ile borçlu olmadığının tespitine ve bononun bu bölümünün iptalini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, cevap süresini geçirdikten sonra verdiği dilekçede Ankara Mahkemelerinin yetkili olduğunu, Delice Mahkemesinin yetkisiz olduğunu belirterek yetki itirazında bulunmuş ve davacının hile iddiasını da kabul etmediklerini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece bononu hile sonucu düzenlendiği gerekçesiyle 15.400 Dolarlık bononun, 10.000 Dolarlık kısmının iptaline karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.
1- Yetki itirazı ilk itirazlardan olup süresinde yapılmayan yetki itirazının reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, davalı vekilinin yetkiye yönelik temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davacının iddiası hile olgusuna dayalıdır. Borçlar Kanunun da hilenin tanımı yapılmamıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 3.4.1963 tarih 76-40 Sayılı kararında hile bir kimsenin gerçek durumu bilmesi halinde kabul etmeyecek olduğu bir şeyi kabul etmesine diğer bir kimse tarafından yol açılmış olmasıdır şeklinde tanımlanmıştır. Daha önce 5.400 Dolarlık bonoyu imzalayıp verdiğini, kabul eden davacının imzaladığı bu bonoyu geri almadan, bononun tarihinde yanlışlık yapıldığı denilerek 15.400 Dolarlık bonoyu imzalaması yukarıda tanımlanan hile niteliğinde kabulü olanağı yoktur. Ortada hile söz konusu olmadığına göre HUMK. nun 293/5. maddesi hükmü dayanak yapılarak tanık dinletilmesi de söz konusu olamaz.
Kaldı ki mahkemenin tanık beyanlarının değerlendirmesi de HUMK. nun 240. maddesine uygun olduğu da söylenemez. Davacı iddiasının özünde çelişki ve mantıki gerekçeden yoksun olduğu da gözetilerek tersi yazılı belge ile kanıtlanamayan davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı biçimde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin yetkiye yönelik temyiz itirazlarının reddine, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davalı yararına takdir edilen 250.000.000.-TL. duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, peşin harcın istek halinde iadesine 18.04.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy