(6762 S. K. m. 564, 669, 675, 676, 707/2, 730/20)
Davacı N. Haccar vek. Av. T. Saray ile davalı A. A.Ş. vek. Av. M. M. Güneş arasında görülen dava hakkında Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesinden verilen 22.11.2000 gün ve 117-666 sayılı hükmün onanmasına ilişkin Dairemizin 6.2.2002 gün ve 4769-838 sayılı ilamına karşı davacı vekilince süresi içinde karar düzeltme yoluna başvurulmuş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Yargıtay ilamında belirtilen gerektirici sebeplere göre, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisine uymayan karar düzeltme isteminin REDDİNE, 5.970.000.-TL harç ve takdiren 54.520.000-TL. para cezasının karar düzeltme isteyenden alınarak Hazineye gelir kaydedilmesine, 13.1.2003 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Keşidecisi Fransız uyruklu bir kişi ve muhatap bankası da Fransız bankası olan bir adet çekin, tahsil edilmek üzere davacı hamil tarafından davalı bankaya verildiği; davalı bankanın bu çeki kaybettiği çekişmesiz olup; sayın çoğunluk ile aramızdaki görüş ayrılığı "davacının çeki kaybeden davalı bankadan zararının karşılanmasını istemeden önce çekin zayi olması nedeni ile dava açması, yeni bir çek düzenlemesini keşideciden istemesi bu arada muhatap banka olan Fransız bankasına başvurması ve bunun sonucunda alacağını tahsil edememiş olması gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Muhatap Fransız bankasından bedelini tahsil edip davacıya vermek üzere çeki alan davalı banka vekil hamil durumundadır.
Yüksek 11. Hukuk Dairesinin 24.11.1982 gün ve 4687-4922 sayılı olup ".... olayda vekil hamil durumda olan ve bu nedenle postada kaybolduğu iddiası ile iptalini talep etme hakkına - aktif husumet ehliyetine - sahip bulunan davacı bankanın, davasını hasımsız açması gerekirdi..." şeklindeki kararı ile de destekli olduğu üzere; vekil hamilin, TTK.m.730/20 yollaması ile çeklerde de uygulama olanağı bulunan TTK.m. 669-675 ve 676/ilk hükümlerine dayalı olarak, zayi ettiği çek hakkında hasımsız iptal davası açıp, alacağı karar ile muhatap bankaya veya bizzat keşideci borçluya başvurması mümkündür. Zira TTK. m. 707/2. hükmünce; keşide günü olarak gösterilen günden Önce keşide edilen çekin ödenmesi zorunda olup; böyle bir durumda borçludan, çeklerde kabili tatbik olmayan TTK.m.564 de yazılı olduğu şekilde yeni bir senet düzenlenmesini isteme durumu söz konusu olmaz.
Hal böyle oluncadır ki çek bedelinin tahsiline kadar çeki muhafaza etme sorumluluğu bulunan davalı banka yerine, yukarıda açıklanan (Türkiye'deki davacının masrafını yapıp iptal davası açması; Tenfiz prosedürünü de gerçekleştirerek alacağı karar ile Fransa'daki muhatap bankaya başvurması; muhatap banka tarafından talebinin kabul edilmemesi halinde yine Fransa'daki borçluya başvurup ödeme talebinde bulunması; bu işlemlerin tekemmülü süresince faizden mahrum kalması gibi) külfetlerin davacıya yüklenmesi, kusurlu kişinin kusurlu hareketinin yasal sonuçlarından bir süre için de olsa beri kalması sonucunu doğurmakta olup; bu durum adil ve yasaya uygun değildir.
Öte yandan davalı bankanın buradaki sorumluluğu, kusurlu hareketi ile çeki kaybetmesinden doğmakla, davacının talebi zararının tazminine ilişkindir. Aslolan zararın en kısa yolda giderilmesidir. Çekte yazılı alacağına ibraz anında kavuşması gereken ve olayda hiçbir kusuru bulunmayan davacının, alacağına kavuşmasının koşullara bağlanması ve bu suretle geciktirilmesi de hakkaniyete aykırıdır.
Buna karşılık davalı bankanın, kaybedilen çekle ilgili ödemede bulunmaya engel bir durumun varlığına ilişkin olarak, var ise kuşkusunu, davayı ihbar edeceği muhatap banka ve keşideci borçlu yardımı ile ispat etmesi suretiyle tazmin yükümlülüğünden kurtulması mümkün olduğu gibi aksi halde ödediğini rücu yolu ile geri alabilmesi de imkan dahilindedir.
Bir başka yönden de sayın çoğunluğun kabul ettiği gibi hamilin çeki zayi eden bankaya başvurmasının koşullara bağlanması, muhafaza hususunda gösterilmesi gereken özenin azalmasına ve hatta bankalara etki etmeleri muhtemel bulunan keşideciler lehine ödemeyi geciktirme suretiyle haksız imkan yaratılmasına sebebiyet verecektir.
Sonuç: Yukarıda yazılı nedenlerle; karar düzeltme isteğinin kabulü ile yerel mahkeme kararının, toplanan deliller gözetilip, işin esası hakkında bir karar verilmek üzere bozulması gerektiği kanaatinde olduğumdan, sayın çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy