(2675 S. K. m. 43, 44/b, 45) (2709 S. K. m. 90)
Dava: Davacı vekili, taraflar arasında kereste ticareti nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlıktan dolayı müvekkili şirketin Rusya Federasyonu Ticaret ve Sanayi Odasına bağlı Uluslararası Ticaret Mahkemesine başvurduğunu, 218.557,71 Doların tahsiline karar verildiği halde ödenmediğini ileri sürerek 23.3.1998 tarihli 131/1997 Sayılı ve 25.06.1998 tarihli 478/1996 sayılı kararların tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Karar: Davalı vekili cevabında, tenfizi istenen karar verilirken davalının savunma hakkına riayet edilmediğini, görevi bırakan hakemin yerine mutabakat sağlanmadan re'sen hakem tayininin hatalı olduğunu, tenfiz koşullarının bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve toplanan delillere göre tenfizi istenen kararla ilgili yargılamada davalının savunma hakkının kısıtlandığı, tenfizi istenen kararın kesinleştiğinin kanıtlanamadığı gerekçesiyle tenfiz talebinin reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Sonuç: Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve özellikle yabancı hakem kararının tenfizi isteminin 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanununun 44/b ve 45/i maddeleri hükümleri gözetilerek reddinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün onanmasına karar verildi.
KARŞI OY YAZISI :
Yabancı hakem kararının tenfizi, mahkemece, tenfizi istenen kararın kesinleştiğinin kanıtlanamadığı ve davalının savunma hakkının kısıtlandığı gerekçesiyle reddedilmiştir.
Yabancı Hakem Kararlarının Türkiye'de tanınması ve tenfizi 2675 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanununun 43, 44 ve 45. maddelerinde ve Türkiye'nin taraf olduğu 10 Haziran 1958 tarihli New-York Sözleşmesinde düzenlenmiştir.
2675 Sayılı MÖHUK'a göre yabancı hakem kararının temizine karar verilebilmesi için kararın kesinleşmiş ve icra kabiliyetini kazanmış olması gerekir. New-York Sözleşmesinin V/I-e maddesinde kanundan farklı olarak tenfizi istenen kararın taraflar açısından bağlayıcı sayılması yeterli görülmüştür. 1982 tarihli Anayasamızın 90.maddesinde usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası sözleşmenin kanun hükmünde olduğu hükme bağlanmıştır. Bu nedenle tenfizi istenen kararın taraflarının vatandaşı olduğu ülkelerin sözleşmeyi kabul etmiş bulunmaları halinde öncelikle sözleşme hükmü uygulanacaktır. New-York Sözleşmesi tenfizi istenen kararın bağlayıcı olmasını yeterli görmektedir. Bağlayıcının tenfizi istenen kararın verildiği yer hukukuna göre tespit edilecektir. Tenfizi istenen karara karşı tahkim için temyiz veya itiraz yollarının tüketilmiş olması yada bu tür bir usulün bulunması halinde doğrudan bağlayıcı sayılmalıdır ( Cemal Sanlı; Uluslararası Ticaret Akitlerin Hazırlanması ve Uyuşmazlıkların Çözüm Yolları İstanbul ( 1996 S.304-308; Ziya Akıncı: Milletlerarası Ticari Hakem Kararları ve Tenfizi Ankara 1994 S. 141 ).
Taraflar arasındaki sözleşmenin tahkim şartı ile ilgili maddesinde "Arbitraj Mahkemesinin kararının taraflar için kesin ve mecburi olacağı" hükme bağlanmıştır. Görüldüğü gibi tenfizi istenen karar verildiği anda taraflar açısından bağlayıcıdır. Ayrıca kararın taraflar açısından bağlayıcı olmadığını ispat yükü davalı taraftadır ( MÖHUK. mad. 45/son; New-York Sözleşmesi mad. V/I-e ). Mahkemece ispat yükünün davacıda olduğundan bahisle tenfiz isteminin bu nedenle reddi isabetsiz olduğundan, sayın çoğunluğun bu şartın gerçekleşmediğine ilişkin görüşüne katılmıyorum.
Mahkemenin tenfiz istemini reddederken diğer gerekçesi davalının savunma hakkının kısıtlanmasıdır. Somut olayda davalıya tahkim yargılaması sırasında tebligatlar yapılmış, davalı mahkemenin istifasından sonra davalının vekaletname ile yetki verdiği vekillerince hakem seçiminin yapılmış ve bu hakemle karar verilmiştir. Görüldüğü gibi davalının savunma hakkının da kısıtlanmadığından mahkemenin bu gerekçesi de isabetli değildir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün bozulması görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun hükmün onanmasına ilişkin görüşüne katılamıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy