(2004 S. K. m. 72/2)
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davacılar vekilince duruşmasız davalılardan C. Yavuz ve Z. Ayabakan vekilince de duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vek. Av. Mehmet Bilgin ile davalılardan C. Yavuz vek. Av. B. Arıkan gelmiş diğer davalı taraftan kimse gelmemiş olduğundan onların yokluğunda duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçelerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, davalı Z. Ayabakan tarafından icra takibine konulan bononun müvekkillerinin murisince davalı V. Kayhan ve N. Kayhan'a teminat olarak verildiğini, borcun ödendiğini, bononun adı geçenlerce iade olunmadığını, bilahare lehdar hanesinin davalı C. Yavuz adına doldurularak tedavüle konulduğunu iddia ederek bono ile borçlu olmadıklarının tespitini talep ve dava etmiştir.
Davalılar N. Kayhan ve V. Kayhan davaya konu bono ile ilgileri bulunmadığını ve bono üzerinde sıfatları olmadığını beyan ederek davanın reddini istemişlerdir.
Davalı C. Yavuz savunmasında, bonoyu davacıların miras bırakanı İ. Okur' a verdiği borç para karşılığı aldığını beyan ederek davanın reddini istemiştir.
Davalı Z. Ayabakan savunmasında, iyi niyetli hamil olduğunu beyan ederek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, kesinleşen Ağır Ceza Mahkemesi kararına göre davalılar C. Yavuz ve Z. Ayabakan'ın bononun meşru hamili olmadıklarının tespit olunduğu, ancak davalılar V. Kayhan ve N. Kayhan'ın bonoda sıfatları bulunmadığından adı geçenlere husumet yöneltilemeyeceği gerekçesiyle V. Kayhan ve N. Kayhan hakkındaki davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, C. Yavuz ve Z. Ayabakan hakkındaki davanın kabulüne karar verilmiş hüküm davacı, davalı C. Yavuz ve davalı Z. Ayabakan vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece yargılamaya son verildikten sonra, davacılar vekili 28.5.2002 tarihinde "davalılardan %40 tazminat talebinden ve bunun tahsilinden vazgeçtiğimizi arz ediyoruz" şeklinde vazgeçme dilekçesi vermiştir. Bu durumda, davacılar vekilinin vazgeçme beyanı yönünden mahkemece işlem yapılmak üzere kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenle hükmün BOZULMASANA, bozma nedenine göre temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde iadesine, 7.7.2003 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava, keşidecisi davacıların murisi İ. Okur, lehdarı C. Yavuz, hamili Z. Ayabakan olan 26.6.1997 tanzim 15.6.1998 vade tarihli 153.000.000.000.-TL'lık bonodan dolayı borçlu bulunulmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece N. ve V. hakkında açılan davanın husumet yönünden reddine, diğer davalılar C. Yavuz ve Z. Ayabakan hakkındaki davanın kabulüne, davacıların uyuşmazlık konusu senetten dolayı borçlu olmadıklarının tespitine, İİK.nun 72/2.maddesi uyarınca, %40 oranındaki 61.200.000.000.- TL kötü niyet tazminatının Z.' dan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiş, hüküm davacı vekili ile davalı Z. Ayabakan ve diğer davalı N. Yavuz vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Aleyhine hüküm kurulan davalılar, hüküm tarihinden sonra 28.5.2002 tarihinde ayrı ayrı dilekçeler vererek "haklarına halel gelmemek kaydıyla davacılar vekilinin %40 tazminattan vazgeçmesi halinde temyiz talebinden vazgeçtiklerini" bildirmişlerdir. Davacı vekili de aynı tarihli (28.5.2002) bir dilekçe ile "kararı temyizden vazgeçtiğini ve davalılardan %40 tazminat talebinden ve bunun tahsilinden vazgeçtiğini" belirtmiştir.
Daha sonra hüküm davalılar C. Yavuz ve Z. Ayabakan tarafından temyiz edilince davacı vekili tarafından da temyiz dilekçesi verilmiştir.
Somut olayda, öncelikle davacı vekilinin 28.5.2002 tarihli temyizden ve tazminat talebinden vazgeçme dilekçesinin bağlayıcılığı üzerinde durmak gerekmektedir.
Taraflarca verilen dilekçelerin aynı tarihli olmaları ve davalıların dilekçelerinde davacının tazminattan vazgeçmesi halinde temyizden vazgeçtiklerine ilişkin beyanlar bulunması ve davacının da bu beyanlara uygun olarak aynı gün vazgeçme dilekçesi vermesi, taraflar arasında hükümden sonra girişilen bir sulh teşebbüsünün göstergesidir. Buna göre taraflar, davacının hükmedilen %40 tazminat isteminden ve tahsilinden vazgeçmesi halinde hükmü kesinleştirerek aralarındaki uyuşmazlığa son vermeyi amaçlamışlardır. Davacı vekili de davalılara inanarak 28.5.2002 tarihli dilekçeyi vermiştir. Ne var ki, davalılar sözlerinde durmamış, temyizden vazgeçme dilekçelerini şartlı düzenlemiş ve daha sonra da hükmü temyiz etmişlerdir. Hal böyle olunca davacı vekilinin 28.5.2002 tarihli dilekçesini vermesine neden olan iradesi, BK'nun 28/1.maddesi uyarınca hile hukuksal nedenine dayalı olarak sakatlanmıştır. Başka bir deyimle davacı vekili belirtilen yasa hükmüne göre bu dilekçe ile bağlı tutulamaz.
Genel olarak hile, bir kimseyi belirli bir hususu yapmaya sevk etmek, o yönde bir irade açıklamasında bulunmasını sağlamak kastı ile o kimsede yanlış bir kanı uyandırmak ya da esasen var olan hatalı fikrinin devamını sağlamaktır. Hatada yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. (T.Uygur, Açıklamalı İçtihatlı Borçlar Kanunu Genel Hükümler, 1990 1.cilt sh.220)
BK.nun 27/1.maddesi hükmüne göre; "Diğer tarafın hilesi ile akit icrasına mecbur olan tarafın hatası esaslı olmasa bile, o akit ile ilzam olunamaz"
BK.nun 23 ve devamında hükme bağlanmış olan irade sakatlığına ilişkin hükümler borç sözleşmeleri yanında tek taraflı hukuki işlemlere de uygulanır. (Prof. Dr. Fikret Eren, Borçlar Hukuk Genel Hükümler İstanbul 1998 cilt 1 sh.382)
Davacı vekili, davalıların temyizden vazgeçecekleri yolundaki beyanlarına ve bu yöndeki davranışlarına inanarak söz konusu dilekçeyi vermiştir. Başka bir deyimle davalıların hileli davranışları sebebiyle yanıltılmıştır.
Zira, davayı kazanan ve lehine de %40 tazminata hükmolunan bir kişinin, bu tazminattan vazgeçmesinin nedeni, yıllarca süren uyuşmazlığın daha da uzamasını önlemek için hükmün biran önce kesinleştirilmesini sağlamaktan başka bir düşünce olamaz. Bir kimsenin hiçbir sebep yokken mahkeme kararı ile sabit olan hakkından vazgeçmesi yaşam gerçekleriyle bağdaşmaz.
Bu itibarla, davacı vekilinin 28.5.2002 tarihli dilekçeye yönelik iradesi hile hukuksal nedeniyle sakatlanmış olduğundan sözü edilen dilekçe hükümsüz hale gelmiş olup davacıları bağlamaz. Açıklanan nedenle tarafların karşılıklı temyiz itirazlarının incelenmesi gerekmiş ve aşağıdaki sonuca varılmıştır.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, temyiz edenlerin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün onanması gerektiği kanısında olduğumdan sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılamıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy