(2709 S. K. m. 36) (4721 S. K. m. 1) (4389 S. K. m. 17) (1086 S. K. m. 573)
Dava: Taraflar arasındaki iflas davasının yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı ve bir kısım davalılar vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Davacı vekili, E. Bankası A.Ş.'nin 21.12.1999 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile müvekkili fona devredildiğini, davalıların kanuna aykırı karar ve işlemleri nedeniyle bankanın fona devredilmesine neden olduğunu ileri sürerek Bankalar Kanununun 17. maddesi uyarınca şahsi sorumluluklarına gidilerek iflaslarına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar M.E., A.S., H.Y.M., A.C., E.Z., A.A. vekili cevabında, ibra edilen bilançoların yanlış olduğu varsayımına dayanarak dava açılamayacağını, olayda 4389 Sayılı Bankalar Kanunu'nun 17. maddesinin uygulanamayacağını belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve toplanan delillere göre davanın Bankalar Kanunu'nun 17/2. maddesine dayanan şahsi iflas davası olduğu, doğrudan doğruya iflas usulünün uygulanacağı, bankacılık sistemine çeki düzen vermesi ve kamu yaran düşüncesi ile getirilen yeni Bankalar Kanunu'nun Anayasa'ya aykırı olmadığı, bankanın muamele merkezinin bulunduğu yerde şahsi sorumlular yönünden açılan iflas davasında mahkemenin yetkili olduğu, zamanaşımı süresinin dolmadığı, kanunların yürürlüğe girmesinden önce gerçekleşmiş ve hukuki sonuçlan sona ermiş olaylara uygulanamayacağı, 4389 Sayılı Kanun hükümlerinin 23.6.1999 tarihinde, 4491 Sayılı Kanunla yapılan değişikliğin 19.12.1999 tarihinden önce görevden ayrılanlar hakkında uygulanmasının mümkün bulunmadığı, muhasebe ve mali kontrol müdürü M.K., bütçe ve mali kontrol müdürü H.A., operasyon müdürü H.Y., denetçiler E.S., M.E., FA. ve M.U'nun görev yaptıkları tarihte yürürlükte bulunan kanuna göre iflası istenecek kişiler arasında yer almadığı, A.O.G.,C.İ., Ö.G. ve D.T. hakkında 4389 Sayılı Kanunun uygulanamayacağı, ölen davalılar hakkında iflasa karar verilemeyeceği, davalılar A.M.E., A.S., A.C., A.A., H.Y.M. ve A.Ö. yönünden iflas koşullarının oluştuğu, back to back ve inançlı krediden dolayı oluşan zarardan bu davalıların sorumlu olduğu, doğrudan iflas davasında depo karan çıkarılamayacağı gerekçesiyle davalılar A.M.E., H.Y.M., A.C., A.S., A.A. ve A.Ö'nün şahsi olarak iflaslarına, diğer davalılar yönünden iflas talebinin reddine karar verilmiş, hüküm iflasına karar verilen davalılar ve davacı TMSF tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve özellikle Bankalar Kanunu'nun 17. maddesinde düzenlenen iflas sebebi doğrudan iflas sebebi olduğundan iflasına karar verilen banka yöneticilerine depo emri çıkarılmamasında bir isabetsizlik bulunmamasına, iflas talebi reddedilen mali kontrol müdürü, bütçe müdürü, operasyon müdürü, ve denetçilerin Bankalar Kanunu'nun 17. maddesinde sayılan iflası istenebilecek kişilerden olmamasına göre temyiz eden davalıların bütün, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Mahkemece 4389 Sayılı Bankalar Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 23.06.1999 tarihinden ve 4491 Sayılı Kanunla yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 19.12.1999 tarihinden önce görevden ayrılmış durumda bulunanlara şahsi iflas davası açılamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İflası istenen O.G. 10.05.1978 - 08.04.1999 tarihleri arasında, C.İ. 05.07.1996-29.12.1998 tarihleri arasında görev yapmışlardır.
4389 Sayılı Bankalar Kanunu'ndan önce yürürlükte bulunan 3182 Sayılı Bankalar Kanunu'nun iflası düzenleyen 69. maddesi hükmü 512 ve 538 Sayılı KHK ile değiştirilmiş, her iki kararname de Anayasa Mahkemesince iptal edildikten sonra 4389 Sayılı Bankalar Kanunu'nun 17. maddesi ile yeni düzenleme yapılmıştır.
3182 Sayılı Bankalar Kanunu'nun 16.06.1994 günlü 538 Sayılı KHK ile değişik 69. maddesi hükmüne göre "bir bankanın % 5 hissesinden fazlasına sahip olan ortakları yönetim kurulu ve kredi komitesi başkan ve üyeleri ile genel müdür, genel müdür yardımcıları ve imzalan bankayı ilzam eden memurları, kanuna aykırı karar ve işlemleri ile banka hakkında 68. maddenin uygulanmasına sebep olmuşlarsa, bakanın banka iflas idaresini veya devralan bankanın başvurusuna istinaden veya re'sen talebi üzerine, bunların şahsi sorumlulukları cihetine gidilerek, şahsen iflaslarına mahkemece karar verilebilir. Bu hüküm Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu hakkında uygulanmaz". Bu hüküm Anayasa Mahkemesi'nin 09.11.1995 tarihli 1995/5757 sayılı kararıyla "banka yönetim kurulu başkanı" "yönetim kurulu üyesi" ve "genel müdür" sıfatıyla sınırlı olarak iptal edilmiştir.
Davada uygulanacak olan 3182 Sayılı Bankalar Kanunu'nun 69. maddesi, 512 ve 538 Sayılı Kanun Hükmündeki Kararnameler ile değiştirilmiş ve daha sonra bu kanun hükmündeki kararnameler Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmiş olduğundan bu yönde hukuki boşluk hasıl olmuştur.
İşte bu gibi hukuki boşluğun bulunduğu durumlarda, hakim bizzat yasa koyucu gibi davranarak, olayı çözümlemek üzere Medeni Kanun'un 1. maddesi hükmünce olaya uygulanacak kuralı bulmak ve uygulamakla yükümlüdür (Bkz. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Karan 18.11.1964 T. 2/4). Bu; hakim için aynı zamanda bir görevdir. Hakim önündeki davayı sonuçlandırma zorunluluğundadır. Anayasa'nın 36/2. fıkrası uyarınca "hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz" o nedenle kanunda örf ve adette, olaya uygulanacak bir kural bulunmadığına dayanarak bir hakim, önündeki uyuşmazlığı çözmekten kaçınamaz. (HUMK'nun md. 573/6). Esasen Türk Medeni Kanunu'nun 1. maddesi, gerektiğinde hakime kanun koyucu gibi kural koyma yetkisi vermiş olmasıyla önemi haizdir.
Hakimin, hukuk yaratma alanına girebilmesi için, çözümü gereken olaya uygulanabilir kanun hükmü veya örf ve adet kuralının bulunmaması yeterlidir. Hakim yasa boşluğunu doldururken takip edeceği yol; Medeni Kanun 1. maddesinde açıklandığı üzere kanun koyucu gibi hareket etmekten ibarettir. Bu aşamada hakim, kanun koyucunun yapacağı gibi tarafların karşılıklı menfaatlerini tespit ederek, bunları adalet süzgecinden geçirip, hayat ihtiyaçlarını karşılayan ve aynı zamanda mevcut hukuk düzeni ile hukuki güvenlikle bağdaşan bir kural bulacaktır (Bkz. Prof. Kemal Oğuzman, Medeni Hukuk Dersleri, İstanbul 1990 Sh. 80-81).
Türk hukukunda kural; tacirlerin iflasının istenebileceği şeklindedir. Maddede sayılan kişilerin kanuna aykırı işlem ve kararları ile bankayı borcunu ödeyemez duruma düşürerek zarara sokmuşlarsa bunların şahsi sorumlulukları yönüne gidilerek, şahsen iflaslarına mahkemece karar verilebilmesi gerekir. Bu kural mevcut hukuk düzeninin ve hukuki güvenliğin bir gereği olarak kabul edilmelidir. BK.'nun 50. maddesi uygulanması halinde ise, anılan kişilerin müteselsil borçlulukları söz konusu olacaktır (Bkz. Prof. Dr. Seza Reisoğlu, Bankalar Kanununun Genişletilmiş Şerhi 2. Baskı Ankara Ekim 1997 Sh. 772).
O nedenle; bu kural konulurken Borçlar Kanunu'nun 50., ayrıca TTK' nun 336. maddelerinden örnekleme yoluyla yararlanılmıştır. Gerçekten para ikrazı işleriyle uğraşan, mevduat kabul eden, sermaye ekonomisine hizmet eden bankalar, ülke ekonomisinin en önemli mali kuruluşlarından olup, Devletin para, kredi ve sermaye politikasıyla da doğrudan etkili ve bağlantılıdır. En önemlisi, bankalar toplumun önemli bir kesimini oluşturan mevduat sahiplerinin güven duyguları ve hayat yaşamlarıyla; dahası toplumun düzeni ve hukuki güvenliğiyle yakından ilgilidir. O nedenle somut olayın kendine özgü önemi içinde vücut bulan zararın ağır ve telafisi güç nitelikte olduğu da gözden kaçırılmadığında sorumluluğun iflasla karşılanmasının kabulü; adalet duygularına da uygunluk arz etmektedir. Yine, konulan bu kural, Anayasa hükümlerine de aykırı olmadığı gibi, öngördüğü iflas bir ceza da değildir (Bkz. 4.3.1986 T: 1985/15 E., 1986/5 K. RG. 9.5.1986 sayfa: 19102). Ayrıca 70,512,538 (KHK)'lerle 4389 Sayılı Bankalar Kanunu anılan kişilerin şahsi sorumluluklarına gidilerek, şahsen iflaslarına mahkemelerce karar verilmesi yönünde yasa koyucunun sapma göstermeyen ısrarlı arzu ve iradesi ile; 538 Sayılı (KHK)'nin iptalinin sadece 3991 Sayılı Yetki Kanunu'nun iptaline dayanması, farklı bir anlatımla iptalin şeklen gerçekleşmiş olması, yasa boşluğunun doldurulmasında yan hukuki olgular ve kaynaklar olarak ele alınmış, yararlanılarak değerlendirilmiştir.
Açıklanan hukuksal nedenler altında; Medeni Kanunun 1. maddesine dayanılarak vaz edilen kural somut olaya uygulandığında davalıların iflasa tabi olacaklarının kabulü gerekir (HGK 10.12.1997 19-665/1018). Bu durumda mahkemece bu kişilerin eylemlerinin bankanın faaliyetinin durdurulmasına ne derece etkili olduğu saptanmalı ve hasıl olacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmelidir.
Sonuç: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalıların bütün, davacının diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, davalıların peşin harcının istek halinde iadesine, 08.07.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy