(818 S. K. m. 19, 20, 21) (6762 S. K. m. 20)
Dava: Taraflar arasındaki karşılıklı alacak-menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı esas davanın reddine karşı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davacı-karşı davalı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı- karşı davalı vek. Av. Serra Ceyhan ile davalı-karşı davacı vek. Av. Pınar Bekler Karali'nin gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı, 19.4.2001 tarihinde İktisat Bankası A.Ş. hakkında yaptığı icra takibinde 77.548.786.136.TL asıl alacak ve 7.108.638.729.TL işlemiş mevduat faizi alacağı olmak üzere toplam 84.657.424.865.TL alacağın takipten sonra işleyecek %100 faizi ile birlikte tahsilini istemiş, icra takibine itiraz edilmesi üzerine itirazın iptali ve tazminat istemiyle bu dava açılmıştır.
Davacı vekili, davalı bankanın itirazlarının haksız olduğunu BK.nun 20. maddesinde düzenlenen gabin'in şartlarının olayda gerçekleşmediği, bankanın müzayakasından bahsedilemeyeceğini, talep edilen faiz alacağının yasaya ve banka ile aradaki ilişkiye uygun olduğunu belirterek haksız itirazın iptalini ve % 40'dan az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının 5.5 trilyonluk mevduat gücü ile bir havuz oluşturarak bankada gecelik (O/N) işlemleri yaptığını, bankanın eski yöneticilerinin faiz oranlarının dışına çıkarak davacı ve arkadaşlarına yüksek faizler verdiğini, bankanın fona devrinden sonra İMKB ortalama faizleri esas alınarak, bu oranlar üzerinden müşterilere faiz ödemeleri yapıldığını, İMKB ortalaması ile müşteriye verilen faiz arasındaki fahiş farkın ödenmediğini, gabin teşkil eden bu fahiş faiz oranının aynı zamanda BK.nun 20. maddesine göre ahlaka da aykırı olduğunu belirterek, itirazın iptali davasının reddini istemiş, karşı dava olarak da davacı-karşı davalıya borçlu olmadıklarının tespitini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve toplanan delillere göre alınan bilirkişi raporlarında ülkedeki ekonomik kriz karşısında genel olarak bankaların içine düştüğü zor durum ve davalı bankanın mali durumunun değerlendirilmediği, fona devir edilen bankanın mali bünyesinin taahhüt edilen faiz oranlarını ödemeye müsait olmadığı halde bu uygulamanın müşterilerce bilinmesi gerektiği gözetilmeden rapor hazırlandığından, bu raporlara itibar edilmediği, müzayaka halinin mutlaka fakir olmayı ifade etmediğini, servet sahibi birinin de ani olarak para sıkıntısı içine düşebileceğini, 19.2.2001 ve takip eden günlerde ülkede aniden ekonomik kriz yaşandığı tüm bankaların zorunlu olarak para çıkışını önlemek için faiz oranlarını artırmak durumunda kaldığı, bu krizin küçük bankaları daha büyük ölçüde etkilediği, davacının davalı bankanın müzayaka halinde olduğunu bilmemesinin mümkün olmadığını, banka yöneticilerine fahiş faiz oranlarını kabul ettirerek gecelik (O/N) işlemleri yaptırıldığı gerekçesiyle asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile bankanın davacı-karşı davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmiş, hüküm davacı-karşı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, gabin koşullarının somut olay açısından gerçekleşip gerçekleşmediği ve dolayısıyla, davalı-karşı davacı bankanın fazla faiz tahakkuk ettirdiği gerekçesiyle davacının hesabından kesinti yapıp yapamayacağı noktasında toplanmaktadır.
BK.nun 19. maddesine göre, bir sözleşmenin konusu, kanunun gösterdiği sınır içinde serbestçe kararlaştırılabilir. Sözleşme serbestisi olarak tanımlanan bu ilkenin bir takım sınırları vardır. BK.19 ve 20. maddelerinde getirilen sınırlara göre, sözleşmenin konusu, emredici kurallara, kamu düzenine, kişilik haklarına, ahlaka aykırı olmamalı ve imkansız bulunmamalıdır.
Sözleşme serbestisine getirilen bir diğer sınır da BK.nun 21. maddesinde düzenlenen Gabindir.
Gabin nedeniyle sözleşmenin feshedilebilmesi için biri objektif, diğeri subjektif olmak üzere iki unsurun birleşmesine ihtiyaç vardır.
Kısaca, edimler arasındaki açık oransızlık gabinin objektif unsurunu oluşturmaktadır.
Açık oransızlık, zarara uğrayan tarafın darda kalmasından (müzayaka) veya tecrübesizliğinden ya da hiffetinden (düşüncesizliğinden, işi hafife almasından) karşı tarafın bilerek yararlanması (yani durumu istismar etmesi ) sonucunda meydana gelmişse subjektif unsur da gerçekleşmiş sayılır. (Prof. Dr. Safa Reisoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler İst.1998 Sh.100-108).
Bu açıklamalar ışığında somut olayın değerlendirilmesine gelince; mahkemece uyuşmazlığa konu olan dönem itibariyle diğer bankaların uyguladıkları gecelik faiz oranları araştırılmış TCMB ile İMKB'den aynı dönemdeki faiz oranları sorulmuş ve konusunda uzman bilirkişilerden oluşan iki ayrı bilirkişi heyetinden raporlar alınmıştır. Her iki bilirkişi heyeti raporunda da gabinin objektif ve subjektif koşullarının somut olayda gerçekleşmediği yolunda görüş bildirilmiştir. Birbirini doğrulayan ve dosyadaki verilere uygun olan bilirkişi raporları ayrıntılı incelemeyi içerdiği gibi Yargıtay denetimine de elverişlidir.
Gerçekten toplanan delillere göre somut olay açısından edimler arasında açık oransızlık (objektif unsur) bulunmamaktadır. Dava konusu faiz alacağının oluştuğu dönem, ülkemizde Şubat ekonomik krizi olarak bilinen dönemdir. Bu dönemde gecelik faiz oranlarındaki yükselme, sadece davalı bankayı değil, diğer bankaları da yakından ilgilendirmiştir. Nitekim, dava dışı bazı bankalarda davalının uyguladığı faiz oranlarına yakın hatta bir kısmı ondan da yüksek oranlarda gecelik faiz uygulamışlardır. Bu durum, serbest piyasa ekonomisinin sonucu ve gereğidir. Bankalar, para alım satımı ile uğraşan güven kurumlarıdır. Yüksek faizle topladığı mevduatı daha yüksek faizle satmaları mümkündür. Hal böyle olunca o günün genel ekonomik koşulları karşısında edimler arasında açık oransızlık bulunduğunun kabulü doğru olmaz.
Olayda gabinin subjektif unsuru da gerçekleşmemiştir. Zira TTK. nun 20/2. maddesi uyarınca basiretli bir iş adamı gibi davranmak zorunda olan davalı bankanın hiffetinden ya da tecrübesizliğinden söz edilemez. Müzayaka durumuna gelince, gecelik faiz oranlarını davacı değil, davalı banka belirlemiş, ilan etmiş ve uygulamıştır. Uygulanan bu faiz oranları TCMB nın denetimi altındadır. Öte yandan davacının, davalı bankanın darda kalma halinden yararlanarak akit yaptığı, başka bir deyimle davalının durumunu istismar etme kastıyla hareket ettiği de kanıtlanamamıştır.
Gabin, dar ve zor durumda kalmalarından ötürü sözleşme yapmaya sürüklenmiş olan kişileri korumak ve zayıfı güçlüye ezdirmemek için daha çok sosyal amaçlarla kabul edilen bir müessesedir. (YHGK. 24.1.1973 T. 1971/1-1376 E, 24 sayılı kararı. M. Reşit Karahasan, Türk Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 2003 1. Cilt sahife 297, Yargıtay 1.HD.4.3.1969 T. 391 E. 1133 K. sayılı kararı, Eraslan Özkaya, Gabin davaları, Ankara 2000, sh.150 vd, Prof. Dr. Fikret Eren Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt 1. sh.388). Davalı bankanın davacı karşısında daha zayıf durumda olduğunun kabulü doğru görülemez. Bu açıdan bakıldığında da bankanın gabin hükümlerinden yararlandırılması, gabinin zayıfı koruma şeklindeki koruma amacına ters düşer.
Bu durumda, somut olay açısından gabin koşulları oluşmadığı gibi, BK. nun 19 ve 20. maddeleri hükümlerinin uygulanma olanağı da bulunmamaktadır. Taraflar serbest iradeleriyle sözleşme yapmışlardır. Hakkın kötüye kullanılmasından söz edilemeyeceğinden MK. nun 2. maddesi hükmüne de dayanılamaz. Mahkemece bu açıklamalar doğrultusunda bir hüküm kurulması gerekirken, delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek olaya uymayan gerekçelerle yazılı biçimde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı-karşı davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davacı-davalı yararına takdir edilen 375.000.000.TL duruşma vekalet ücretinin davalı-davacıdan alınarak, davacı-davalıya ödenmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 11.11.2004 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Ülkemizde yaşanan 2001 Şubat ekonomik krizi sürecinde davalının da içinde bulunduğu bazı bankaların hızlı para çıkışı nedeniyle bozulan mali dengelerini ayakta tutabilmek ve faaliyetini sürdürebilmek için çok yüksek gecelik (over night) faizlerle borçlandıkları dosya içeriği ile sabittir.
Uyuşmazlık, davacının havuz oluşturarak sağladığı 5,5 trilyonluk mevduat gücünü kullanarak yüzde 6.000'e varan faiz oranı ile yaptığı bu sözleşmenin BK.nun 19 ve 21. maddelerinde öngörülen ahlaka aykırılık ve gabin nedeniyle feshinin geçerli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Hemen belirtelim ki, davalı bankanın TMSF'a devrinden sonra, IMBK ortalama faizleri esas alınarak, davacıya ödeme yapılmıştır. Davacı bu davada sözleşmedeki faiz oranı ile ödenen faiz oranı arasındaki farktan oluşan faiz alacağını talep etmektedir.
Gecelik (over night) borçlanma sözleşmesindeki yüzde 6.000'e varan faiz oranları, 2001 şubat ekonomik krizine kadar bankacılık sektöründe uygulanmayan çok fahiş bir faiz oranıdır. Bu, mali yapısı bozularak TMSF'na devredilen bankalar dışındaki bankalar tarafından uygulanan bir faiz oranı olmadığı gibi, o tarihteki mali göstergelere ve ekonominin gereklerine de uygun bulunmamaktadır.
Kısaca, edimler arasındaki açık oransızlık nedeniyle olayda gabinin objektif unsuru gerçekleşmiştir.
Açık oransızlık, bankanın varlığını sürdürmesinin tehlikeye düşmesi yani darda kalması, karşı tarafında bunu bilerek ve hatta havuz suretiyle 5.5 trilyonluk mevduat gücü oluşturarak bu durumdan yararlanması sonucu meydana geldiğinden gabinin subjektif unsuru da mevcuttur.
Kaldı ki, davacının, bankalardaki mevduatın sınırsız Devlet güvencesi altında olduğu bu dönemde, yaşanan ekonomik kriz nedeniyle mali bünyesi zayıf düşen ve daha sonra TMSF'ye devredilen davacı banka ile havuz oluşturarak sağladığı mevduat gücünü kullanarak, aşırı menfaat sağlayacak şekilde sözleşme yapması BK.nun 19. maddesinde düzenlenen ahlaka aykırılık nedeniyle de geçerli olmadığı gibi, MK. nun 2. maddesinde öngörülen dürüstlük kuralına da aykırıdır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle yerel mahkemenin, davanın reddine, karşı davanın kabulüne dair kararı usul ve yasaya uygun olup ONANMASI görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun BOZMA yönünde oluşan kararına katılamıyoruz. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy