(2004 S. K. m. 72)
Dava: Taraflar arasındaki karşılıklı menfi tespit-alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı esas davanın kabulüne, karşı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı-karşı davalı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vek. Av. M
A
ile davalı vek. Av. Ş
O
S
'in gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında 20.10.1996 tarihinde bir sözleşme imzalandığını ve 740 ton defter, 265 ton kağıt alımının kararlaştırıldığını, bedelinin ödendiğini, bedelin ödendiğinin sözleşmede yazılı olduğunu fakat bedeli peşin ödenen 740 ton defterden 421 tonluk kısmın teslim edildiğini ve 21.550.000.000.-TL. para iadesi yapıldığını bakiye 226 ton defter ile 265 ton kağıt tesliminin yapılmadığını bedeli peşin ödenen malın teslim edilmemesi nedeniyle müvekkilinin müşterilerine karşı ticari itibarının sarsıldığını 5.12.1997 tarihli sözleşme ile de 850 ton defter alımının kararlaştırıldığını ve karşılığında 260.000.000.000.-TL.lık muhtelif çekler verildiğini, bu sözleşme ile de taahhüt edilen defter tesliminin gerçekleşmediğini belirterek, teslim edilmeyen mal nedeni ile uğranılan kazanç kaybının tahsilini, çeklerin iptalini, borçlu olmadığının tespitini ve ikinci sözleşmede belirtilen iskonto bedelinin tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde, zaman zaman davacı ile ticari ilişkileri olduğunu ve açık hesap çalışıldığını davacıya borçlu olmadıkları gibi, aksine 109.240.000.000.-TL. alacaklı olduklarını, dava dilekçesinde belirtilen 20.10.1996 tarihli sözleşmenin şirket kayıtlarında mevcut olmadığını, böyle bir belge olsa bile şirketi temsil ve ilzama yetkili kişinin imzasının olmadığını imzanın 7.5.1998 tarihinde vekaletten azledilen P. C.'e ait olabileceğini, dava dilekçesinde iddia edilen çeklerin kayıt taahhüdü ile ilgisi olmayıp birikmiş açık hesap borcun tasfiyesi için verildiğini belirterek davanın reddini, karşı dava olarak 109.240.000.000.-TL. alacağın tahsilini, davacının bir alacağı çıktığı takdirde takas ve mahsubunu talep etmiştir.
Mahkemece iddia, savunma toplanan deliller ve bilirkişi raporuna göre sözleşmeleri imzalayan P. C.'in 22.12.1995 ve 26.5.1997 tarihli vekaletnamelere göre yetkili olduğunu, taraf defterlerinin kapanış tasdiki olmadığından delil olma niteliği bulunmadığı, 20.10.1996 tarihli sözleşmeden sonra 5.12.1997 tarihli sözleşme yapılmış olduğuna göre 1996 tarihli sözleşmedeki malların davacıya teslim edilmiş olması gerektiğini, hayatın olağan akışının bunu gerektirdiğini bu nedenle davacının ilk sözleşme ile ilgili taleplerinin reddi gerektiğini 5.12.1997 tarihli sözleşmedeki malın davacıya teslim edilmediğinden çeklerin bedelsiz kaldığı, karşı davanın kanıtlanamadığı gerekçesiyle 260.000.000.000.-TL.lık 16 çekle davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, çeklerin taraflarla sınırlı olacak şekilde iptaline, davacının diğer taleplerinin ve karşı davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
20.10.1996 tarihli sözleşmeyi imzalayan P. C.'in kendisine verilen vekaletnamelere göre davalı adına sözleşme imzalamaya yetkili olduğu mahkemenin de kabulündedir. 20.10.1996 tarihli sözleşmede 740 ton defter ve 265 ton kağıdın bedelinin ödendiği yazılıdır. 20.10.1996 tarihli sözleşme ile 5.12.1997 tarihli sözleşme, birbirinden bağımsız sözleşmeler olup, birbirleriyle bağlantılı olduğuna dair bir ibare bulunmamaktadır. 20.10.1996 tarihli sözleşmede malın bedelinin ödendiği yazılı olduğundan davalının bu sözleşmede belirtilen malların davacıya teslimini kanıtlamak durumundadır. 20.10.1996 tarihli sözleşmeden sonra 5.12.1997 tarihli sözleşmenin yapılması 1996 tarihli sözleşmedeki malların davacıya teslim edilmiş olması gerektiğinden bahisle anılan sözleşme ile ilgili talebin reddi doğru görülmemiştir. Öte yandan alınan bilirkişi raporunda çoğunluk görüşünde 421 ton defter teslimi ve 21.550.000.000.-TL. nakit iadesi ile ilgili kayıt bulunmadığı bu hususların iddia boyutunda kaldığı belirtilmesine rağmen karşı oy görüşünde bulunan bilirkişi raporunda ise 20.10.1996 tarihli sözleşme konusu maldan 421 ton defterin teslim edildiği ve teslim edilmeyen deftere karşılık da 21.550.000.000.-TL. ödeme yapıldığının kayıtlar ve makbuzlar ile tespit edildiği belirtildiğinden bilirkişi heyeti içindeki bu görüş aykırılığı da giderilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetli görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davacı yararına takdir edilen 375.000.000.-TL. duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 17.12.2004 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin davalı şirket ile şahıs firması olarak başlattığı ticari ilişkisinin Limited Şirkete dönüşmesinden sonra da devam ettiğini bildirerek istemlerini iki ana başlık altında talep etmiştir.
Birincisi, dava dilekçesinde 26.10.1996 olarak bildirip daha sonra 20.10.1996 olarak tarihini düzelttiği ilk belgeye dayalı olarak (dava dilekçesinde sözleşme olarak nitelendirilmiştir) müvekkilinin teslim edilmeyen defter bedelinden 51.980.000.000.-TL, kağıt bedelinden 13.800.000.000.-TL. ve bunların teslim edilmemesi nedeniyle de uğranılan kazanç kaybı toplamı 70.496.000.000.-TL.nın faiziyle tahsilini istemiş,
İkinci olarak ise taraflar arasında sonradan imzalanan 5.12.1997 tarihli sözleşme gereği teslim edilmeyen 850 ton defter kağıdı için verilen toplam 260.000.000.000.-TL. tutarlı çekler nedeniyle borçlu olmadıklarının tesbitini % 23 iskonto karşılığı 59.800.000.000.-TL.nın ve bu malın teslim edilmemesi nedeniyle uğranılan kazanç kaybı 78.000.000.000.-TL.nın faiziyle tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili ise davacı ile müvekkili şirket arasındaki ticari ilişkinin açık hesap çalıştığını davacı iddialarının aksine müvekkili şirketin alacaklı olduğunu, 20.10.1996 tarihli sözleşmenin müvekkili şirket kayıtlarında yer almadığını, böyle bir belge mevcut olsa bile bunun müvekkili şirketçe azledilmiş olan P. C. tarafından imzalanmış olduğunu, bu şahsın ibraname düzenleme yetkisi bulunmadığını, çeklerin açık hesap borcunun tasfiyesi için verildiğini belirterek davanın reddine, karşı dava olarak da 109.240.000.000.-TL.nın tahsilini istemiştir.
Mahkemece toplanan delillerle dava dışı P. C.'in sözleşme ve taahhütname imzalamaya yetkili olduğunun anlaşıldığı, tarafların ticari defterlerinin noter kapanış tasdikleri olmadığından delil olma niteliği bulunmadığı, 20.10.1996 tarihli sözleşmeden sonra 5.12.1997 tarihli sözleşmenin yapılmış olmasına göre, 1996 tarihli sözleşmedeki malların davacıya teslim edilmiş olması gerektiği, hayatın olağan akışının bunu gerektirdiği bu nedenle davacının mal karşılığı ödediğini iddia ettiği paranın iadesi ve kazanç kaybı ile ilgili taleplerinin yerinde olmadığı davalı-karşı davacının cevapla davacının ödeme yükümlülüğünü yerine getirmediği bu nedenle ikinci sözleşme ile ilgili olarak mal teslimini isteme hakkı olmadığını bildirerek 14 adet çek aslının davacıya iadesini talep ettiği, bu çeklerin bedelsiz kaldığı 5.12.1997 tarihli sözleşmedeki % 23 oranındaki indirim yapılacağının kabulünün cezai şart olarak kabul edilemeyeceği gerekçeleriyle, 260.000.000.000.-TL.lık 16 adet çek nedeniyle davacının borçlu olmadığının tesbitine, bu çeklerin taraflarla sınırlı olarak iptaline, davacının diğer taleplerinin ve karşı davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
20.10.1996 tarihli belgenin davalı şirket kaşesi ile birlikte daha sonra 1998 yılında azledilen davalının vekili dava dışı P. C. tarafından imzalanmış olduğu ihtilafsızdır. P. C.'in ibraname niteliğindeki böyle bir belgeyi imzalama yetkisinin olup olmadığı hususu temyiz edenin sıfatına ve temyiz nedenlerine göre tartışma dışı olup, yetkili olduğu da mahkemenin kabulündedir.
Yukarıda yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere davacı şirket talebi iki ana başlık altındadır. Davacı yanın 5.12.1997 tarihli sözleşme ile açtığı çeklere yönelik dava kabul edilmiştir. Birinci istek olan 20.10.1996 tarihli belge ile ilgili olarak ise bu belgede aynen şimdiye kadar yapılan satışlardan M. B.'la mutabık olunmuştur. M. B.'un alacağı 740 ton defter ve 265 ton kağıttır. Bunların bedeli ödenmiştir. Defterlerin % 50'si 12 ve 1. aylarda geri kalanı 3-4-5 ve 6.aylarda verilecektir. Kağıt ise 12 ve 1.ayda teslim edilecektir yazılıdır.
Bu belgeden anlaşılacağı üzere davalı bedelini peşin aldığı kağıtların kalanını 1996 yılının 12 ve 1997 yılının birinci ayında defterlerin kalanının % 50'sini 1996 yılının 12 ve 1997 yılının birinci ayında geri kalanını ise 1997 yılının 3-4-5- ve 6.aylarında verecektir. Yani teslimat 1997 yılının 6.ayı olan Haziran ayında tamamlanmış olacaktır. Davacı yan bu malların teslim edilmediğini ileri sürdüğü gibi bu mallar teslim edilmemesine rağmen aynı satıcı ile yeniden 5.12.1997 tarihli ikinci bir satış sözleşmesi yaptığını ve bedellerini çekle peşin ödediğini, bu ikinci sözleşmedeki malların da teslim edilmediğini iddia etmiştir.
Sayın çoğunluk kabulünde 20.10.1996 tarihli sözleşme ile 5.12.1997 tarihli sözleşmenin birbirinden bağımsız sözleşmeler olduğu, birbirleriyle bağlantılı olduğuna dair bir ibare bulunmadığı bildirilmiş ise de her iki sözleşmeyi imzalayanlar aynıdır. Her iki sözleşmeden de taraflar haberdardır. TTK.nun 20.maddesinin ikinci fıkrasına göre Her tacirin ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi lazımdır.
Somut olayda 20.10.1996 tarihli sözleşme gereği 1997 yılının en son altıncı ayında teslim edilmesi gereken mallar teslim edilmediği halde, davacı şirketin bu malı teslim etmediğini iddia ettiği davalıdan son mal teslim tarihinden 6 ay gibi uzunca bir süre geçmesine rağmen hiçbir işlem yapmadan ihtar dahi keşide etmeden yeni bir 2 nci 5.12.1997 tarihli sözleşme yapması bu sözleşmeyi yaparken ilk sözleşmeden eksik verildiğini iddia ettiği mallardan hiç bahsetmemesi ve ikinci sözleşmeye konu mal bedelini çek olarak öderken önceki maldan kalan alacağını mahsup etmemesi tamamen ticari hayatın olağan akışına aykırı olduğu gibi yukarıda yazılı TTK.nun 20/2.fıkrasına da aykırılık teşkil eder.
Öte yandan mahkemece alınan bilirkişi raporunda çoğunluk görüşünde söz konusu sözleşmelerle ilgili taraf defterlerinde herhangi bir kayıt bulunmadığı davacının C/H bakiyesi olarak 1996 ve 1997-1998 yılları sonu itibariyle davalıya borçlu gözüktüğü bildirilmiştir. Yıl sonu kapanış tasdiki olmayan ticari defterler sahibi lehine delil olmaz ise de, TTK.nun 84.maddesi gereğince sahibi aleyhine delil teşkil ederler.
Açıklanan bu yönler gözetilerek davacı yanın 20.10.1996 tarihli ilk sözleşmeye dayalı istemlerinin reddine ilişkin kararın doğru olduğu, bu nedenle mahkeme kararının onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun bozma yönündeki kararına katılamıyoruz. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy