(6762 S. K. m. 206, 636/I)
Dava: Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar vekilince her ne kadar duruşmalı olarak temyiz edilmiş ise de konu itibariyle bu isteğin reddiyle incelemenin evrak üzerinde yapılması karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili müvekkillerinin dava dışı S. Kimya San. ve Tic. AŞ. nde işçi iken hizmet sözleşmelerinin feshedildiğini; taraflar arasında düzenlenen protokol uyarınca ihbar ve kıdem tazminatı ile ücret alacaklarına karşılık, bono tanzim edildiğini, protokol gereğince şirket yetkilisi R. Kavala'nın bu borçlar için bonoları kefil sıfatıyla imzaladığını; adı geçene ait taşınmazların satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde müvekkillerinin alacaklarının imtiyazlı oluşu dikkate alınmayarak ilk sıranın davalıya verildiğini ileri sürmüş, sıra cetvelinin düzeltilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili davacı yanın işçi alacağına değil kambiyo senedine dayalı takip yaptığını; kambiyo senedinin alt ilişkiden bağımsız olduğunu ve üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmeyeceğini, borçlu R.'ın davacıların işvereni olmadığını; davacıların imtiyaz iddialarını yalnızca borçlu şirkete karşı ileri sürülebileceğini bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece yapılan yargılamaya ve toplanan delillere göre, davacıların takiplerine kambiyo senetleri ve yanlar arasında düzenlenmiş protokolleri dayanak kıldıkları, alacaklarının ilama dayanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı yanın istemi, işçi alacağına dayalı taleplerinin, İİK. nun 206 ncı maddesi çerçevesinde imtiyazlı sayılmasına ilişkindir. Anılan Kanun hükmüne göre, belirli nitelikleri taşıyan alacakların diğerlerinden daha önce tatmin edilmesi gerekir. Kanun, düzenlemesinde, imtiyaz hakkını alacaklıya değil fakat alacağa tanımıştır. Bu itibarla alacaklının ölümü halinde mirasçılara geçen veya borcu ödeyerek alacaklının haklarına halef olan kefile intikal eden alacak bakımından da imtiyaz mevcudiyetini korur (Kuru, İcra ve İflas, III, s.3011; Postacıoğlu, İflas, s.194).
Somut olayda ise, imtiyazın borca kefil olan kişiye karşı ileri sürülüp sürülemeyeceği hususu gündeme gelmiştir. Taraflar arasında akdedilen protokolde dava dışı R.'ın şirket yetkilisi sıfatıyla imzası bulunmakta ise de, borcu deruhte eden kimse sıfatıyla imzası bulunmamaktadır. Bu şahıs dava dışı şirket tarafından keşide edilen bonoya kefil (avalist) sıfatıyla imza atmıştır. TTK. nun 636/I nci maddesine göre, aval veren, poliçedeki borç dolayısıyla, lehine aval verdiği şahıstan müstakil olarak ve diğer bütün poliçe borçlularıyla birlikte müteselsilen sorumlu olur. Bu durumda avalistin borcu, hizmet sözleşmesinin tarafı olması nedeniyle yükümlüsü bulunduğu bir borç olmayıp; imzaladığı ve illetten mücerret olan bonoda mündemiç olan para borcundan ibarettir. Açıklanan nedenlerle dava dışı R.'ın taşınmazlarının satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde davacılara İİK. nun 206 ncı maddesi anlamında imtiyaz tanınmaması gerektiği yönündeki yerel mahkeme kararı isabetlidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz istemlerinin reddiyle hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, 27.01.2005 günü oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy