(818 S. K. m. 162) (4721 S. K. m. 2) (1086 S. K. m. 275)
Dava: Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vek. Av. M. Can gelmiş, diğer taraftan kimse gelmemiş olduğundan onun yokluğunda duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili şirketin davalı banka nezdinde hem kredi hem de vadesiz mevduat hesabı bulunduğunu, vadesiz mevduat hesabının müşterilerden alınan çek ve senetlerin tahsili amacıyla açıldığını, davalı bankaya 30.6.2003 tarihinde vadesi gelecek kredi faizi dışında hiçbir kredi ana para borçları bulunmadığı halde, 26.6.2003 tarihinde tahsil edilerek vadesiz mevduata alacak kaydedilen 16.000.000.000.-TL. nın müvekkiline ödenmediğini, alacağın tahsili için yapılan icra takibine itiraz edildiğini iddia ederek itirazın iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı banka savunmasında, taraflar arasında imzalanan ve davacı yanca verilen taahhütname uyarınca bankanın henüz vadesi gelmemiş dahi olsa alacağı için davacıya ait hesaplar ve menkul kıymetler üzerinde hapis ve rehin hakkı bulunduğunu, bu hakka dayalı olarak 26.6.2003 tarihli tahsilat üzerinde hapis hakkını kullanarak 30.6.2003 tarihli faiz alacaklarına 13.513.535.231.-TL. mahsup ettikten sonra bakiyeyi serbest bıraktıklarını ve davacının bu miktarı bankadan aldığını beyan ederek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda, davalı bankanın henüz vadesi gelmemiş bir alacak için hapis hakkı kullanmasının MK. nun 2. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Oysa çözümü özel ya da teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişi görüşüne başvurur. Hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümü mümkün olan konularda bilirkişi dinlenemez (HUMK. m.275).
Sözleşmenin yorumu, delil takdiri suretiyle iddia ve savunmanın hukuki değerlendirilmesi bilirkişiye terk edilemez.
Somut olayda, taraflar arasında düzenlenen genel kredi sözleşmesinin 2, 10 ve 12. maddesi ile davacı şirketçe verilen tarihsiz temlikname içeriğinden, davalı bankanın, davacıya ait hesaplar arasında virman yetkisi olduğu doğmuş ve doğacak anapara ve faiz alacaklıları için mevcut hesaplar ve bankaya tahsil cirosu ile devir edilmiş bulunan çek ve bonoların tahsil edilmiş bedelleri üzerinde rehin ve hapis hakkı bulunduğu gibi, alacakların BK.nun 162. maddesine göre de temlik edildiği anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca davalı bankanın, tahsil ettiği çek bedelini davalının kullandığı kredinin dönem faizlerini mahsup etmesi kredi ve temlik sözleşmeleri hükümlerine uygundur. Bu durumda mahkemece, bankanın dönem faizi alacağından fazlası yönünden, sözleşmelere aykırı bir davranışı olup olmadığının belirlenmesi için banka kayıtları üzerinde uzman bilirkişi veya bilirkişi kurulu aracılığıyla inceleme yaptırılarak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmek gerekirken usule aykırı olarak alınan bilirkişi raporuna göre eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davalı yararına takdir edilen 400.-YTL. duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 18.04.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy