(2004 S. K. m. 179/A)
Dava: Taraflar arasındaki iflasın ertelenmesi davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme SSK Başkanlığının itirazının mahkemece reddine dair verilen kararın SSK vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Davacılar vekili, müvekkili şirketlerin ülke genelindeki kriz nedeniyle borçlarını ödeyemez duruma düştüğünü, ancak mali durumunu iyileştirebileceğini ileri sürerek iflasın ertelenmesi talebinde bulunmuştur.
Mahkemece davacı şirketlerin borca batık durumda olduğu, mali durumlarının iyileştirilmesinin mümkün bulunduğu gerekçesiyle davacı şirketlerin iflaslarının 1 yıl süreyle ertelenmesine karar verilmiştir.
SSK vekili 7.1.2005 tarihli dilekçe ile müvekkilinin iflasın ertelenmesi talebi kabul edilen şirketlerden alacaklı olduğunu, erteleme ve hacizlerin durdurulması kararının hatalı olduğunu ileri sürerek iflasın ertelenmesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Mahkemece yerinde olmadığı gerekçesiyle itiraz reddedilmiştir.
Davacı şirketlerin iflaslarının 13.7.2004 tarihinden itibaren bir yıl süreyle ertelenmesine karar verilmiştir. Alacaklılar erteleme süresi devam ederken ertelemenin amacına ulaşmasının mümkün olmadığını ileri sürerek ertelemenin kaldırılmasını talep edebilirler. Alacaklı SSK'nın 7.1.2005 tarihli dilekçesi erteleme kararının kaldırılması talebini içermektedir. Bu durumda mahkemece ertelemenin kaldırılmasını gerektiren bir durumun bulunup bulunmadığı araştırılıp gerektiğinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak varılacak sonuca göre bir karar verilmelidir. Mahkemece bu yönler gözetilmeden talebin reddinde isabet görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda nedenlerle hükmün BOZULMASINA, 05.05.2005 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Mahkemece verilen 13.7.2004 tarihli karar ile davacı şirketlerin iflaslarının bir yıl süreyle ertelenmesine karar verilmiştir.
Bu karar 14.8.2004 tarihli Gözcü, 6.9.2004 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilmiştir.
Alacaklı SSK Başkanlığı vekili, 7.1.2005 havale tarihli dilekçesi ile anılan iflasın ertelenmesi kararına itiraz ederek karardan rücu edilmesini istemiştir.
Bu itiraza karşı davacılar vekili vermiş olduğu 24.1.2005 günlü dilekçe ile itirazın süresinde yapılmadığını, verilen kararında yerinde olduğunu bildirerek itirazın reddini talep etmiştir.
Mahkemece bu dilekçe üzerine verilen 25.1.2005 günlü karar ile de itiraz dilekçesinin reddine karar verilmiş, söz konusu karar SSK vekiline 4.2.2005 tarihinde tebliğ edilmiş, anılan vekil 10.2.2005 havale tarihli dilekçesi ile bu kararı temyiz etmiştir.
1- SSK vekilinin 25.1.2005 günlü karara karşı vermiş olduğu 10.2.2005 tarihli temyiz dilekçesi temyiz defterine kayıtlı değildir. Alacaklı SSK'nın harçtan muaf olduğu gözetildiğinde temyiz dilekçesinin temyiz defterine kaydı şarttır. Öncelikle temyiz isteminin bu nedenle reddi gerekir. Sayın çoğunluğun bu yönü gözardı eden kararına bu sebeple katılamıyorum.
2- SSK vekilinin 7.1.2005 tarihli itiraz eden alacaklı başlıklı dilekçesine gelince;
İflasın ertelenmesi kararı 14.8.2004 tarihli Gözcü, 6.9.2004 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilmiştir. Bu dilekçe bir temyiz dilekçesi olarak kabul edilirse yasal temyiz süresinden çok sonra verilmiş olduğu gibi bu dilekçe dahi temyiz defterine kayıtlı değildir.
Öte yandan mahkemenin ve sayın çoğunluğun kabul ettiği gibi bu dilekçenin iflasın ertelenmesi kararının kaldırılması talebini içermesi nedeniyle bir itiraz dilekçesi kabul edilerek incelenmesi gerektiğinin kabulü halinde ise;
Mahkemece HUMK. nun 43. maddesi uyarınca davacı şirketlerin aynı gruba dahil oldukları aralarında organik bağ bulunduğu, bir şirket hakkında verilecek kararın bu yansıma nedeniyle diğer şirkete de yakından etkileyeceği gerekçesiyle davacı şirketlerin birlikte iflasın ertelenmesi davası açabilecekleri kabul edilmiştir.
Oysa davacılar ihtiyari dava arkadaşı gibi davayı birlikte açtıklarından, HUMK. nun 43. maddesinin bu davada uygulama yeri olup olmadığının irdelenmesi gerekmektedir.
Anılan maddeye göre, birden çok kimseler ancak iki halde birlikte dava açabilirler. Bu haller şunlardır:
a) Davacıların dava konusu hak veya borç bakımından iştirak halinde bulunmaları veya ortak bir işlemle (yani müteselsilen, BK. m.141-148) hak kazanmaları ya da borç altına girmeleri;
Somut olayda iflasın ertelenmesini isteyen her iki şirket ayrı tüzel kişiliği bulunan, alacaklıları, borçluları farklı olan şirketlerdir. Bu şirketlerin aynı gruba dahil şirket olmaları iflasın ertelenmesi davasını birlikte açmalarına gerekçe yapılamaz. Şirketler arasında dava konusu bakımından bir teselsül bulunmadığı gibi, davanın her biri için aynı sebepten doğduğu da kabul edilemez. Gerçekten de aynı sebep kavramı hem maddi vakıalar ve hem de hukuki sebepler bakımından ele alınmalıdır. (Bkz. ULUKAPI, Ömer, Medeni Usul Hukukunda Dava Arkadaşlığı, Konya 1991, s.129). Davacıların iflasın ertelenmesi talepleri her bir şirketin mali durumlarının kötü olduğu ve iyileştirilebileceği sebebine dayalı ise de, mali durumun kötülüğü ayrı ayrı vakıalara dayanmaktadır. Özellikle iflasın ertelenmesi davasında iyileştirme koşullarının tesbitinde de ayrı ayrı vakıalar gözönüne alınacaktır. Her iki davacı şirket Anonim şirket şeklinde kurulmuş olup, ayrı tüzel kişiliklere haizdirler. Buradan hareketle her iki şirketin de bilançolarında aktif ve pasif kalemleri ve buna paralel olarak borçları ve borçlu oldukları kimseler ile alacaklıları ve alacaklı oldukları kimseler farklıdır.
İflasın ertelenmesi davası niteliği, mahiyeti itibariyle aynı gruba dahil olsalar dahi ayrı tüzel kişiliği bulunan ayrı organları olan her bir davacı şirket için ayrı ayrı dava konusu yapılmalıdır. Davanın reddi halinde talepte bulunan şirketlerin iflasına karar verileceğinden davanın her bir davacı şirket yönünden ayrılarak görülmesi ve sonuçlandırılması gerekir.
a) Bir iş yerinde çalışan işçilerin, o işyerinin sahibi (aynı işveren) ile yapmış oldukları aynı içerikteki hizmet sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar için birlikte dava açamayacaklarına karar vermiştir.
(HGK. 18.4.1956 T/36-29; HGK 11.12.1951 4/177-135; HGK 3.10.1957 83/79 ve TD 11.3.1955 1366/1857).
b) Bir sigorta şirketinin değişik kişilerden sigorta pey akçesi alıp sigorta sözleşmesini yapması halinde bu kişilerin (pey akçesi verenlerin) verdikleri parayı geri alabilmek için sigorta şirketine karşı birlikte dava açamayacaklarına karar verilmiştir.
Anılan HGK. ve Daire kararlarından da anlaşılacağı üzere davacılarımızın aynı grup içerisinde olmaları birlikte iflasın ertelenmesi davası açmalarına imkan vermez.
Nitekim Prof. Dr. Baki KURU'da Hukuk Muhakemeleri Usulü Cilt 3, Sh. 3351'de HUMK. nun 43. maddesindeki şartlar bulunsa bile birden fazla borçluya karşı birlikte iflas davası (İİK.m.156 vd) açılamayacağı kanısında olduğunu bildirmiştir. Bu durum dahi ayrı borçlulara karşı birlikte iflas davası açılamayacağını gösterdiği gibi birden fazla borçlunun da birlikte hasımsız olarak iflasın ertelenmesi davası açılamayacağının göstergesidir. Çünkü iflasın ertelenmesi davasının reddi halinde davacıların iflaslarına karar verilmesi yasa gereğidir. O halde farklı tüzel kişiliğe sahip davacıların birlikte aynı davada iflasın ertelenmesi davası açmalarının mümkün olduğunun kabulü olanaksızdır.
Öte yandan; İİK.nun 179. maddesine göre .....şirket veya kooperatifin mali durumunun iyileştirilmesinin mümkün olduğuna dair bir iyileştirme projesini mahkemeye sunarak iflasın ertelenmesini isteyebilir. Madde metninin lafzi yorumundan da iflasın ertelenmesi talebinin ancak bir şirket veya kooperatif için ileri sürülebileceği açıktır.
Davaların en ekonomik şekilde sürdürülüp sonuçlandırılması gerek Anayasanın ve gerek HUMK. nun emredici hükümleridir. Ne var ki, harca tabi davalarda harcın doğru biçimde hesaplanıp istek sahibinden alınması da şarttır. İki ayrı şirketin tek bir davada iflasın ertelenmesini isteyebileceklerinin kabulü, ayrı dava konusu yapılması halinde ayrı ayrı yatırmaları gereken harçtan da kaçınmalarına imkan verecektir. Harçlara ilişkin düzenlemeler kamu düzeninden sayıldığından başlı başına bu husus bile birden çok gerçek veya tüzel kişinin aynı davada iflasın ertelenmesini istemelerine engel teşkil etmektedir.
Öğretide ve uygulamada iflas ve konkordato istemlerine ilişkin davaların münferiden açılması gerektiği düşüncesi hakimdir (KURU, Baki, İcra ve İflas Hukuku, C.III, Ankara 1993, S.2667). İflasın ertelenmesi davasında da bu görüşlere paralel davranılmalıdır. Zira, iflasın ertelenmesi davasının reddi gerektiğinde, bir diğer ifadeyle borca bataklığın tesbit edildiği ve iyileştirme projesinin uygun görülmediği hallerde mahkemece şirketin iflasına karar verilecektir. İflasın ertelenmesi sonuçlarından biri de iflasın açılmasıdır. Birden çok borçlunun iflası bir dava içinde istenemeyeceği gibi birden çok borçlunun iflasın açılması sonucunu doğuracak olan iflasın ertelenmesi davasını da birlikte açmalarına imkan bulunmamaktadır.
Sonuç: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenle alacaklı SSK vekilinin temyiz isteminin reddi gerektiği aksi halde 2 nolu bentte açıklanan nedenle itirazın kabulü ile iflasın ertelenmesi davasının davacı şirketlerce birlikte açılıp görülemeyeceğinden bu gerekçe ile itirazın kabulü ile iflasın ertelenmesi davasının kabulüne ilişkin kararın kaldırılarak reddine karar verilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun yazılı bozma gerekçelerine katılamıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy