(2004 S. K. m. 67) (818 S. K. m. 19, 20, 21) (4389 S. K. m. 14)
Dava: Taraflar arasındaki karşılıklı itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı esas davanın reddine, Mahkemece, takip tarihi itibariyle ödenmesi gereken, borç taksitlerinin tutarı belirlenerek, bu miktar üzerinden davanın kabulüne karar verilmesı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı-karşı davacı vekilince duruşmalı, davacı-karşı davalı vekilince de duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı-karşı davalı vek. Av. Aziz Zafer ile davalı-karşı davacı vek. Av. Gönül Polat'ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve davalı-davacı vekilinin temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankanın İzmir Şubesinde hesabı bulunduğunu, bankanın işlemiş faizi tek taraflı geçmişe etkili olarak 2.280.673.138.602.TL'lık kısmını müvekkiline ödemediğini bu alacağın tahsili amacıyla yapılan icra takibine haksız olarak itiraz edildiği, itirazın iptali ve takibin devamına ve %40 icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde davacının 15.2.2001 ve 14.3.2001 tarihleri arasında gecelik 1.4854'e varan faiz aldığını, bankanın yönetim ve denetiminin 15.3.2001 tarihinde TMSF'na devredildiğini, gabin teşkil eden bu fahiş faiz oranının aynı zamanda BK.nun 20'ye de aykırı olduğunu, bankanın müzayaka halinde olmasından ve ekonomik krizden faydalanmak isteyen kişilerin bir yılda alamayacağı faizi bir gecede aldığını, davacıya ödenen faizin çok yüksek olup, yeni yönetimin fahiş faizleri tenkisata tabi tuttuğunu belirterek davacının davasının reddini, ve karşı dava olarak 2.280.673.138.602.TL borçlu olmadıklarının tespitini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve toplanan delillere göre tacir olan bankanın tedbirli bir tacir gibi davranmadığı gabinin koşullarının bulunmadığı gerekçesiyle itirazın iptali davasının kabulüne, itirazın iptaline, takibin devamına, %40 tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiş, karşı dava yönünden ise hüküm kurulmamıştır.
Mahkeme hükmü davalı-karşı davacı banka vekili tarafından temyiz edilmiş, yerel mahkeme hükmü Dairemizin 12.6.2003 gün, 2002/5289 Esas, 2003/6204 karar sayılı ilamı ile bozulmuştur.
Mahkeme önceki kararda direnmiş ve direnme kararının temyiz üzerine de direnme kararı HGK'nun 23.6.2004 tarih, 2004/346-374 karar sayılı ilamı ile bozulmuştur.
Bozmadan sonra yeni bir bilirkişi kurulu oluşturularak rapor alınmıştır.
Mahkemece, davacının davalı bankadaki hesabına uygulanan faiz oranının fahiş olmadığı, bankanın müzayaka halinde bulunmadığı, banka müzayaka halinde olsa bile davacının bunu bilebilecek durumda olmadığı gabinin objektif ve subjektif unsurlarının davada bulunmadığı gerekçesiyle itirazın iptali davasının kabulüne, itirazın iptaline, %40 tazminat takdirine yer olmadığına karşı davanın da reddine karar verilmiş, karar davalı-karşı davacı banka vekili tarafından ve katılma yolu ile de davacı-karşı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Davacı-karşı davalı vekili vekalet ücreti yönünden hükmü katılma yolu ile temyiz etmiş ise de davalı-karşı davacı vekilinin temyiz dilekçesi 16.6.2005 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen, HUMK. nun 433. maddede düzenlenen 10 günlük süre geçirildikten sonra temyiz dilekçesi verildiğinden davacı-karşı davalı vekilinin süresinde yapılmayan temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Davalı- karşı davacı vekilinin temyizine gelince;
BK.nun 1.maddesine göre tarafların karşılıklı ve birbirine uygun rızalarını beyan ettikleri takdirde, sözleşme kurulmuş olur. Taraflar akdin konusunu kanunun getirdiği sınır dairesinde serbestçe tayin edebilirler (BK.mad.19). Hukuk sistemimizde sözleşme yapma özgürlüğü vardır. Ancak sözleşme yapma özgürlüğü de maddi ve hukuki yönden bazı sınırlamalara tabi tutulmuştur. (BK.md.19-20) Gabin de sözleşme yapma özgürlüğüne getirilen bir sınır olup, kanun koyucu BK.nun 21. maddesinde öngörülen şartların oluşması halinde sözleşmede karşılıklı edimlerin kapsamının serbestçe tayin edilmesini sınırlamıştır. Hükme göre bir sözleşmede ivazlar arasında açık bir nispetsizlik bulunduğu takdirde eğer gabin zarar görenin müzayaka halinde bulunmasından veya hiffetinden yahut tecrübesizliğinden istifade suretiyle vukua getirilmiş ise, zarar gören bir sene zarfında akdi feshettiğini beyan ederek verdiği şeyi geri alabilir. Görüldüğü gibi gabinin söz konusu olabilmesi için edimler arasında aşırı bir değer farkı olması, bu durumun diğer tarafın müzayaka (darda kalma) veya hiffetinden veya tecrübesizliğinden yararlanılarak meydana getirilmiş bulunması gerekir. Nitekim hükme esas alınan bilirkişi raporunda da davalı bankanın 28.2.2001 ile 15.3.2001 tarihleri arasında fona devredilmeyen banka ile aracı kurumların uyguladıkları faiz oranlarının üzerinde faiz ödediği de saptanmıştır.
BDDK tarafından 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 14/3. maddesi uyarınca 15.3.2001 tarihinde faaliyeti durdurulan ve TMSF'ne devredilen bankanın taahhütlerini karşılamak için yüksek oranda faiz ödemek suretiyle para topladığı bu nedenle müzayaka halinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Tacir olan banka BK.nun 21. maddesinde belirtilen hiffet veya tecrübesizlik hallerine dayanmışsa da müzayaka halinden istifade suretiyle meydana gelen edimler arasında açık nisbetsizlik bulunan hallerde akdi feshedilebilir (Eren Fikret Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt 1. İstanbul 1998 sh.390, Karayalçın Yaşar, Ticaret Hukuku Ticari İşletme Ankara 1968 sh 221, Baştuğ İrfan Borçlar Hukuku İzmir 1977 sh.90) Davalı banka kararlaştırılan faiz oranını kısmen kabul edip ödeme yaptığına göre ödenmeyen kısım yönünden sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirmiş sayılır. Nitekim HGK'nun bozma kararında da gabinin banka yönünden de oluşabileceği belirtilmiştir.
Sermayenin mahrum kalınan süredeki getirisi olan faizin ekonomik koşullara göre belirleneceği kuşkusuzdur. Ekonomik koşulların, faiz oranlarında olduğu gibi bir gecede bu denli değişmediği bir gerçektir. Bu nedenle uygulanması istenilen faiz oranının ekonominin gereklerine uygun olduğu kabul edilemez.
Davacının, bankalardaki mevduatın sınırsız devlet güvencesi altında olduğu bu dönemde, yaşanan ekonomik kriz nedeniyle hızlı para çıkışından dolayı mali bünyesi zayıf düşen ve daha sonra TMSF'ye devir edilen banka ile mevduat gücünü kullanarak aşırı menfaat sağlanacak şekilde sözleşme yapması müzayaka halini oluşturduğu, ahlaka ve dürüstlük kuralına da aykırı olduğu ibraz edilen bilimsel görüş ve benzer nitelikteki başka dosyalarda alınan bilirkişi raporlarında da belirtilmiştir.
Hal böyle olunca bankacılık sistemini sarsan mali kriz nedeniyle müzayaka halinde bulunun bankanın mevduat çekilişini karşılayamaz halde bulunması durumundan istifade ile mevduat sahipleri aşırı faiz taleplerini bankaya kabul ettirmişlerdir. Olayda edimler arasında açık nispetsizlik olduğu ve bu durumun bankanın müzayaka halinden faydalanmak suretiyle oluşturulduğu anlaşıldığından itirazın iptali davasının reddi, menfi tespit davasının kabulü gerekirken yazılı gerekçe ile hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı-karşı davalı vekilinin katılma yolu ile yaptığı temyiz isteminin süreden reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davalı-karşı davacı yararına takdir edilen 400.00.YTL duruşma vekalet ücretinin davacı-karşı davalıdan alınarak, davalı-karşı davacıya ödenmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 21.10.2005 gününde oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy