(2004 S. K. m. 67) (818 S. K. m. 110, 484) (YHGK. 03.12.2008 T. 2008/19-729 E. 2008/718 K.)
Dava: Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının bozama kararına uyularak yapılan yargılanması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili,müvekkili bankanın alacağının sağlanması amacıyla girişilen icra takibine davalıların garanti sözleşmesi yükümlerinden kurtulmak amacıyla borca itiraz ettiklerini belirterek, itirazın iptaline, takibin devamına, %40'dan az olmamak üzere tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, kredi kartı üyelik sözleşmesinde kefil olarak davalılar gösterdiği halde sözleşmedeki imzaların onlara ait olmadığını bildirerek davanın reddi ile tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece iddia, savunma, sözleşmeler, bilirkişiler raporları, toplanan delillere göre, davalıların sözleşmeye göre bulundukları taahhüt kefalet olduğundan BK.'nun 484. maddesi gereğince sözleşmede kefalet limiti de gösterilmemiş bulunduğundan davalıların davacı bankaya borçlu bulunması söz konusu olmayacağından sübut etmeyen davanın ve şartları oluşmayan davalı yanın tazminat isteminin reddine karar verilmiş,hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlık, takibe dayanarak yapılan 19.07.1996 tarihli Garanti Sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Yerel Mahkemenin sözleşmeyi kefalet olarak yorumlamasından isabet görülmemiştir.
Zira, taraflar arasında kredi kartı sözleşmesinden ayrı ve bağımsız bir Garanti Sözleşmesi akdedilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.07.2001 tarih, 2001/19-534 Esas, 2001/583 Karar sayılı kararına konu olayda olduğu gibi kredi kartı sözleşmesi altına Garanti Şerhi başlıklı bir bölüm yazılarak taraflarca imzalanmış değildir. Hal böyle olunca anılan Yargıtay kararı somut olay bakımından emsal olarak kabul edilemez.
Dava konusu 19.07.1996 tarihli bağımsız olarak düzenlenen Garanti Sözleşmesinin özellikle 1 ve 3. maddesindeki açıklamalar gözetildiğinde sözleşmenin BK'nın 110. maddesi çerçevesinde bir garanti sözleşmesi olduğunun kabulü gerekir.
Bilindiği gibi Garanti Sözleşmelerinde kefalette olduğu gibi limit şartı bulunmamaktadır.
Kuşkusuz belirsizliğin garantisi olmaz ise de somut olayda belirsizlikten söz edilemez. Çünkü, davalıların garanti ettikleri borcun banka kayıtları üzerinde yapılacak incelemeyle belirlenmesi mümkündür.
Mahkemece bu yönler gözetilmeden sözleşmenin yorumunda ve delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 22.11.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy