(6100 S. K. m. 193, 448)
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının bozma kararına uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı doğrultusunda inceleme yapılıp hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, bozmanın kapsamı dışında kesinleşmiş olan yönlere ilişkin temyiz itirazları incelenemeyeceğine göre, davacı vekilinin yerinde olmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, 27.06.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.
NOT: KONUNUN ÖNEMİ GEREĞİ YEREL MAHKEME İLAMINI AŞAĞIDA YAYIMLIYORUZ.
T.C.
KONYA
1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2011/433 Esas
KARAR NO: 2011/517
DAVA: İtirazın İptali
DAVA TARİHİ: 26.09.2011
KARAR TARİHİ: 14.11.2011
Mahkememizde görülmekte bulunan itirazın iptali davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili mahkememize vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle, davalı borçlu aleyhine Konya 6. İcra Müdürlüğünün 2008/7035 esas sayılı dosyası ile icra takibi yapıldığını, davalı tarafından haksız ve kötü niyetli olarak takibe itiraz edildiğini, davalının itirazının iptali için süresinde dava açıldığını, müvekkilinin tohumculukla uğraştığını, davalınız da tohumculuk isi yaptığını, müvekkili tarafından davalıya takibe konu faturada yazılı tohum satıldığını ve davalı şirkete fatura içeriğindeki malın teslim edildiğini, davalı tarafından takibe konu faturaya süresinde itiraz edilmediği gibi söz konusu faturanın davalı şirket tarafından muhasebe kayıtlarına işlendiğini, bu nedenle fatura içeriği ve bedeli yönünden kesinleşmiş olduğundan davalının haksız ve kötü niyetli itirazının iptali ile takibin devamına, davalının % 40'dan aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap layihasında, müvekkilinin söz konusu faturadan dolayı herhangi bir borcunun bulunmadığını, müvekkili ile davacı şirket arasında 2007 senesi içerisinde büyük miktarlarda ticari ilişki gerçekleştirildiğini, davacı şirket tarafından müvekkiline kesilen bütün faturaların dava konusu faturada dahil olmak üzere ödemeleri davalı müvekkiline ait çekler, müşteri çekleri, banka havaleleri ile yapıldığını ve davalı şirketin ticari değerleri ile muhasebe kayıtlarına işlendiğini, müvekkili şirkete gönderilen bir ısım tohumun ise iade faturaları düzenlenerek davacı şirketin bilgisi doğrultusunda davacı şirkete iade edildiğini, müvekkilinin herhangi bir borcu olmadığı gibi toplamda davacı şirketten alacaklı olduğundan, davanın reddi ile hukuki mesnetten yoksun bu kötü niyetli dava nedeni ile davacı tarafın % 40'dan aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkememizce verilen 09.06.2010 tarih ve 2008/392 esas 2010/363 Karar sayılı ilamının davacı vekilince temyiz edildiği ve Yargıtay 19. Hukuk Dairesi Başkanlığının 05.05.2011 tarih ve 2010/13820 Esas ve 2011/6213 Karar sayılı ilamı ile BOZULARAK geldiği ve Mahkememizin yukarıdaki esasına kaydının yapıldığı anlaşılmıştır.
Dava, İtirazın İptali istemine ilişkindir.
Hüküm tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan 6100 sayılı HMK'nun 448. maddesi hükmü, bu kanun hükümlerinin derhal uygulanması amir olduğundan aynı yasanın 193/2. maddesi uyarınca taraflardan birinin ispat hakkının kullanılmasını imkansız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmelerinin geçersiz okluğu hüküm altına alınmış olup bu madde uyarınca delil sözleşmesinin sınırları ortaya konulmuştur. Bu sınırlamaya göre somut olayımızda Yargıtay bozma ilamında belirtilen taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 15. maddesi davacı şirketin defter ve kayıtlarının kesin delil olacağı belirtilmiş ise de anılan yasa maddesi gereğince sözleşmenin bu maddesi geçersizdir.
O halde dosyamızdaki toplanan tüm delillere göre tarafların iddia ve savunmalarının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bozma ilamından önce de açıklandığı gibi; tarafların iddia ve savunmaları, dosyamıza sunmuş bulundukları deliller, davalı tarafın ticari defler ve kayıtları üzerinde yapılan inceleme neticesinde bilirkişi Y. Y. B. tarafından düzenlenen 30.09.2009 günlü rapor ile davacı tarafın kayıtları üzerinde yapılan inceleme neticesinde bilirkişi Mehmet Ören'in 14.05.2009 ve 04.06.2010 günlü raporlarının birlikte değerlendirilmesinde;
Takibe ve davaya konu fatura ile birlikte 2007 yılı içerisinde 11 adet faturanın davacıda 498.716,69 TL olarak kayıtlı bulunduğu, ödemelerin 439.366,40 TL olduğu ve iade faturası 67.291,75 TL olarak kayıtlı bulunduğu 2007 yılı esas alındığında kayıtlı faturalar ile birlikle davacının alacaklı olmadığı, asıl alacak kaydının 2006 yılında devredilen 35.034,37 TL den kaynaklandığı,
Davalının kayıtlarına göre 2007 yılında 10 adet faturanın 495.762,34 TL ödemelerin 436.155,00 TL olduğu ve iade faturaların 83.703,75 TL olarak kayıtlı bulunduğu netice itibariyle davalının borcunun bulunmadığı görülmüştür.
Yukarıda ifade edildiği gibi ana sorun davacının kayıtlarının 2006 yılında devredilen 35.034,37 TL.den kaynaklandığı takibe ve davaya konu faturanın bedelinin ödendiği, davacının kayıtlarına göre 2007 yılında alacaklı olmadığı, davalı kayıtlarına göre de 2007 yılında borçlu olmadığı anlaşılmış, davalıya kaydedilmeyen bir adet fatura, davacıya kaydedilmeyen bir adet iade faturası ve ödemedeki 3.221,40 TL.lik fazlalık yönünden bu davada çözümün gerekli olmadığı anlaşılmakla, davanın ispat edilemediği görülmüş, davanın reddine, davacının takipte ve davada haksız ve kötüniyetli olduğu takip ve davaya konu faturanın ödendiği anlaşılmakla davalı tarafın kötü niyet tazminatı talebi kabul edilmiş ve direnmeye ilişkin aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Mahkememizin 09.06.2010 günlü hükmünde DİRENİLMESİNE,
Davanın REDDİNE,
Davalı tarafın tazminatı isteminin kabulü ile asıl alacak 27.000-TL üzerinden %40 oranında hesap edilen 10.800-TL kötü niyet tazminatının davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
Önceki karardan sonra yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
Dair taraf vekillerinin yüzüne karşı HUMK. 432 maddesine göre temyiz süresi onbeş gün olup, temyiz süreleri ilamın usulen taraflardan her birine tebliği ile başlamak üzere Yargıtay yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 14.11.2011 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy