(818 S. K. m. 493, 494)
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı vekili, genel kredi taahhütnamesinden kaynaklanan alacaklarını tahsil için giriştikleri icra takibine davalının haksız olarak itiraz ettiğini iddia ederek itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına hükmolunmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevabında, müvekkilinin noterden gönderdiği 08.02.2008 tarihli ihtarnameyle kefillikten istifa ettiğini davacı bankaya bildirdiğini, söz konusu tarih itibariyle kredi hesabının sıfırlandığını, davaya konu kredi alacağının istifa tarihinden sonra kullandırılan krediye ilişkin olup, müvekkilinin sorumlu olmadığını savunarak davanın reddiyle lehlerine tazminata karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve toplanan delillere göre davalının, davacı bankaya gönderdiği 08.02.2008 tarihli ihtarnameyle kefaletten istifa ettiğini bildirdiği, bu yazıya karşı bankanın olumlu-olumsuz yanıt vermediği, kefillikten istifa tarihi itibarıyla dava dışı borçlu A.B.'ın 20.06.2008 tarihi itibarıyla hesabının artıda olduğu, bankanın kefillikten çekilme tarihinden sonra yazıdan haberdar olduğu halde asıl borçluya 20.08.2008 tarihinde kredi verdiği, bankanın davalının kefaletten istifa ihtarnamesine bir cevap vermemesinin davalıda kefaletinin sona erdiğine ilişkin kanı oluşmasına neden olduğu, kefaletten istifa tarihinde davalının temerrütte olmadığı, kefil olduğu cari hesabın artıda olduğu, kişinin yaptığı taahhütten istifa edememesi ve kefaletin süresiz ve asıl borçlunun bankayla yaptığı tüm borçlandırıcı işlemleri kapsamasının Borçlar Hukuku'nun irade serbestisi ve akit yapma serbestisi ilkelerine aykırı olduğu, kişinin akit yapmak istemesi kadar yapmamak ve akitten cayma serbestilerinin de bulunduğu, istifa tarihinden sonra dava dışı borçluya verilen krediden davalının sorumlu tutulamayacağı, davacı bankanın takibinde kötü niyeti ispat edilemediği gerekçesiyle davanın ve davalının tazminat isteminin reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davalının müteselsil kefil olarak imzaladığı süresiz kredi sözleşmesinin 17/3 maddesi uyarınca BK.'nun 493. ve 494 üncü maddelerinde kefile tanınan haklardan feragat ettiği anlaşılmaktadır.
BK.'nun 493. ve 494 üncü maddeleri emredici nitelikte bulunmadığından kefilin anılan yasa hükümleriyle kendisine tanınan haklardan başlangıçta vazgeçmesi olanaklıdır. Süresiz kefalette kefilin BK.'nun 493. ve 494 üncü maddelerindeki haklardan başlangıçta feragati, onu kefalet limiti ve kendi temerrüdün hukuki sonuçlarıyla sınırlı olmak kaydıyla borçluyla birlikte sözleşme ilişkisi devam ettiği sürece yükümlülük altına sokar.
Diğer yandan, davacı bankayla dava dışı kredi borçlusu arasında bağıtlanan süresiz kredi sözleşmelerinden doğan ve borçlu cari hesabı şeklinde işleyen kredi ilişkisinde bir tarihte hesabın borç bakiyesi vermemesi, başka bir anlatımla borcun sıfırlanmış olması sözleşme ilişkisini sona erdirmez. Borç sıfırlandıktan sonra borçluya tekrar kredi kullandırılması yeni bir borç ilişkisi niteliğinde olmadığından, sözleşmeden doğan kefalet sorumluluğunun devam edeceği kuşkusuzdur.
Bu nedenle davacı bankayla kredi borçlusu arasındaki kredi ilişkisinin henüz tamamen sona ermediği hallerde, sözleşmede belirtilen limitle sınırlı kalınmak kaydıyla borca kefalet etmiş ve BK.'nun 493. ve 494 üncü maddesinde yer alan haklardan feragat etmiş bulunan kefil bir tarihte hesabın sıfırlanması nedeniyle sorumluluktan kurtulmaz.
Kredi sözleşmeleri karşılıklı taahhütleri içerdiğinden kefil tek yanlı olarak bildirdiği irade beyanıyla kefaletten vazgeçemez. Bu şekildeki bir bildirim akdin diğer tarafınca açıkça kabul edilmedikçe hukuki sonuç doğurmaz.
Somut olayda davalı tarafından imzalanan 26.12.2006 tarih 50.000 TL tutarlı kredi sözleşmesi süresiz genel kredi sözleşmesi olup, bu kredi sözleşmesine istinaden dava dışı borçluya kredi kullandırıldığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda mahkemece davalı kefilin, kefalet limiti gözetilerek takip tarihi itibariyle sorumlu olduğu borç miktarı banka kayıtları üzerinde konusunda uzman bilirkişi veya bilirkişi kurulunca yapılacak incelemeyle belirlenip, alınacak rapora göre uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı gerekçelerle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 11.10.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy