(765 S. K. m. 452)
Dava: Öldürmek kastı olmaksızın Deniz ...'in ölümüne sebebiyet vermekten sanık Fehmi ...'in yapılan yargılanması sonunda;
Hükümlülüğüne ilişkin İstanbul Beşinci Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 8.6.1994 gün ve 185/108 sayılı hükmün duruşmalı olarak Yargıtay'ca incelenmesi sanık tarafından istenilmiş olduğundan dava dosyası Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile Dairemize gönderilmekle; Duruşmalı olarak incelendi ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: Sanığın bekçi olarak görev yaptığı ve 2 metre 20 santimetre yüksekliğinde tel örgü ile çevrili İETT'ye bağlı hurdalık sahaya iki arkadaşı ile birlikte hırsızlık amacıyla giren maktul ve arkadaşlarını kovalaması, kaçmalarını ve suçüstü yakalanmalarını temin amacıyla silah kullanmak yerine, basiretli bir davranışla arkalarından taş atmasının yetki hudutlarını aşan bir hareket olarak kabul edilemeyeceği; attığı taşlardan herhangi birinin isabet kaydettiğine dair delil elde edilememesi, mahallinde yapılan keşiften sonra bilirkişi Ahmet Öğlü tarafından düzenlenen 4.4.1994 tarihli raporda görevli bekçinin kovalama ve yakalama isteğini anlayan üç kişiden ikisi, Ercan Gül ile maktul Deniz ...'in giriş yaptıkları telli duvarın açık olduğu dere istikametine, İsmail ...'ın ise Kemerburgaz yolu istikametine kaçmış ve kurtulmuşlardır... Maktul Deniz ...'in, tahminen 3 metre genişliğinde ve olay yerinde bulunan dereyi arkadaşının kolayca geçtiğini görünce, maktulde bu dereye girmiş, gerek yüzme bilmemesi, gerekse derenin tabanının batak olması nedeniyle karşı sahile 1 metre kala batak zemine takılıp çıkamamış ve boğulmuştur. Maktul, patika yolu izleyip 500 metre sonra kurtulabilirdi. Olay anında sanık bekçinin 2,5 metre duvar ve tel örgü yüksekliğini aşıp maktulü kurtarması zordur.
Sanık daha önce karakol ifadesinde yüzme bilmediğini belirtiyor, diğer üç bayan tanıkta yüzme bilmediklerinden ve derenin batak olduğunu bildiklerinden korkarak girmediklerini ifade etmişlerdir... Otopsi raporundan anlaşılacağı gibi, maktulün başında veya vücudunda hiçbir darp, silah veya taş izine rastlanmamıştır... Maktul, diğer iki arkadaşı gibi yol istikametine kaçıp kurtulabilir, yine tel örgü dışındaki isnat duvarına destek meyilli betonu ve patika yolu izleyip, 500 metre sonra kapalı garaj alanından uzaklaşıp kurtulabilir. Sanık bekçinin rapor ve krokilerde görüldüğü gibi duvarı ve tel örgüyü aşıp maktulü kurtarma şansı yok. Yüzme bilmeyen sanık, 500 metre geride bulunan telin açık olduğu yerden geçip, tekrar aynı mesafeyi kurtarmaya yardımcı uzun tahta veya halat ile gelmesi gerekir. Tel üzerinden taş atıp vurma ihtimali çok zayıf. Maktul, kaçtığı patika yolu takip edip, dereyi geçmeden kurtulabilir demesi, taş atmaması konusunda kendisini uyaran kadınlara icapsız sözler söylediği sabit olmakla birlikte, sanığın olay anındaki söz ve davranışları hakkında tanık beyanları arasında telifine imkan bulunmayacak derecede çelişki bulunması da göz önünde tutulduğunda, sanığın görev ve yetki hudutlarını aştığı ve eylemiyle maktulün boğulması arasında doğrudan illiyet bağı bulunduğunu kabule imkan bulunmadığından, beraatine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile mahkumiyetine karar verilmesi,
Sonuç: Bozmayı gerektirdiğinden, sanığın ve duruşmalı incelemede müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, hükmün tebliğnamedeki istemden değişik gerekçe ile BOZULMASINA 15.3.1995 gününde üyelerden Osman Şirin ve Seydi ...'in karşı oylarıyla ve oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI DÜŞÜNCE
Olayı gören ve şahadetleri reddedilemeyen tanık beyanlarına göre kurtulmak için suya dalan ve derinde debelenen müteveffaya sanığın taş atmayı sürdürdüğü açıklıkla anlaşılmakla ölüm hadisesinin sanığın fiiliyle illiyet bağı taşıdığı muhakkaktır.
Keşifteki değerlendirmeye göre; taş atma eyleminin yaralama niyetiyle yapıldığına ilişkin kesin kanıt bulunmadığından ve şüphenin lehe yorumlanması gereği, korkutup kaçırma düşüncesine matuf olduğunu kabullenmek gerektiğinden, fiili TCY. nın 452. maddesine mümas saymak olanağı kalmamakta, zorunlu olarak tedbirsizlikle ölüme sebebiyet telakki etmek gerekmektedir.
Bu itibarla suça vasıf verilmeli, müteveffa çocuğun hırsızlık teşebbüsü ile gelişen ağır kusuru bilirkişi marifeti ile değerlendirilmeli ve 501 sayılı yasada göz önünde tutularak yasanın 455. maddesi mucibince hüküm kurulmalıdır.
Bu gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.
KARŞI OY:
Maktul Deniz Dülger, arkadaşları Ercan ve İsmail işçi statüsünde olan sanığın bekçiliğini yaptığı İETT İdaresinin hurdalık alanına hırsızlık amacıyla girmiş, sanığın görmesi üzerine önde Ercan, arkasında maktul aynı istikamete, İsmail ise aksi istikamete doğru kaçmaya başlamışlar. Sanık, maktul ile Ercan'ın arkalarından sürekli taş atarak onları darp etmek istemiştir. Hurdalık Sahasının etrafı 2 metre yükseklikte direklere bağlı tel ile çevrili ise de; maktul ile Ercan'ın kaçtığı yerdeki teller direklere bağlı değil, bir bölümü de yere kadar inmiş, başka bir anlatımla toprak seviyesindedir. Ercan ile maktul'de sanığın önünden kaçtıklarından buradan hurdalık sahasını terk etmişlerdir. Sanık onları yakalamak için peşleri sıra gitmemiş, sadece bulunduğu yerden onlara taş atmıştır.
Maktul ile Ercan taştan korunmak, işledikleri suç nedeniyle yakalanmamak için sanığın yakınındaki yerden saha kenarında bulunan patika yola bitişik sazlığa girmişler, yüzme bilen Ercan sazlık bitişiği dereye girmiş, yürümekle geçilmeyecek yere gelince yüzerek karşı kıyıya geçmiş, Ercan'ın arkasındaki maktul ise gerdiği bataklık halindeki derede taştan korunmak için karşı kıyıya geçmeye çalışmış, bataklığın yoğunlaşıp derinleştiği yere geldiğinde yürüyemeyeceğini sezip yüzmeye uğraşmış, bu arada sanık da ona devamlı taş atmaya devam etmiş, taştan korunmak isteyen maktul geri dönüş yapamamış, onun bu durumu sanık ile karşı kıyıya bitişik tarlada çalışan tanıklar Zekiye, Havva ve Nesime ...'ca görülmüş, sanığı ve maktulü tanımayan üç bayan kamu tanığı; yüzme bilmeyen maktulün boğulmak üzere olduğunu sanığa bildirip, ona yardım etmesini istedikleri halde, sanığın üç bayan tanığa kızıp, darp amacıyla taş atmaya devam etmesi sanığın amacının maktulü darp olduğunu açıklıkla ortaya çıkarmış, ölüm ile sanığın fiili arasında illiyet bağını oluşturmuştur. Sanığın amacı darpa yönelik olmayıp, yakalamaya yönelik olsa idi, 24.2.1994 tarihli keşifteki ölçümde belirlendiği üzere taş attığı yer ile boğulma noktası arasındaki yer arasındaki 11 metre mesafeyi kısa sürede katedip, 3 metre genişliğindeki dere ortasındaki maktule (2metre boyunda) sopa veya tahta gibi bir parçayı uzatıp, onu boğulmaktan kurtarabilir ve yakalardı.
Yerel mahkemede son soruşturmada toplanan kanıtlara göre bu kanıya varmıştır.
24.2.1994 tarihli keşifte yeniden dinlenen tarafsız görgü ve kamu tanığı tutanağın 3. sayfasındaki ... tel örgüler olayın olduğu tarihte keşifteki gibi değildi, tel örgülerin tahmini 30-40 cm. bölümü demir kazıklara bağlanmış, üst bölümü serbest olduğundan yere doğru eğikti. Bu sebeple tel örgüler üzerine basılıp, karşıya geçilmesi mümkündü, geçiliyordu... şeklindeki beyanı mahkemenin kabulünü doğrulamakta, tel örgülerin sonradan kazıklara monte edilmesi sanığa savunma için bir girişimde olabilir. Ayrıca, sanık bu açık alandan kaçan maktul ve arkadaşının peşine doğru darpa yönelik taş atabilir.
Taşın atılması ve isabetine de bir engel yoktur.
Yerel mahkeme maktulün hırsızlık amacıyla hurdalığa girmesini basit tahrik olarak kabul etmiş ise de; sanığın darpa yönelik fiilinden önce maktulün hırsızlığa kalkışması ağır haksız kışkırtmadır. Bu nedenle sanığın TCK. nun 448. maddesi yollamasıyla 452/2, 51/2. maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verilmesi düşüncesinde olduğumdan çoğunluk kararına karşıyım.
15.3.1995 gününde verilen işbu karar Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Cenk ...'in huzurunda ve duruşmada savunmasını yapmış bulunan sanık Fehmi Yüksel müdafii Avukat Necmettin Akif ...'nın yokluğunda 16.03.1995 gününde usulen ve açık olarak anlatıldı. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy