(765 S. K. m. 59, 65, 66, 449) (1412 S. K. m. 135, 135/A, 138, 237, 384)
Dava: Cafer ...'i taammüden öldürmekten ve geceleyin mesken masuniyetini ihlalden sanık Ahmet, işbu kocasının taammüden öldürülmesi suçuna asli faili azmettirmekten sanık Gönül ...'in yapılan yargılanmaları sonunda; hükümlülüklerine ilişkin Afyon Ağır Ceza Mahkemesi'nden verilen 17.3.1995 gün ve 166/43 sayılı hüküm adam öldürme ve adam öldürmeğe azmettirme suçları ciheti yönünden re'sen temyize tabi olduğundan dava dosyası Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğ name ile dairemize gönderilmekle; İncelendi ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: A- Tebliğ namenin 1. paragrafında yer alan ve sanığın sorgusu yapılmadan sanık içtimaının usule aykırılığı nedeniyle bozma öneren düşünce CYUY.nın 384. maddesi uyarınca mesele niteliğinde olmak üzere heyetçe değerlendirildi;
13.10.1994 günlü ilk oturumda sanıkların kimliklerinin belirlenmesini takiben usulün 135, 135/a ve 138. maddeleri uyarınca yasal hakları hatırlatıldığından sanıkların avukat istedikleri ve avukatları geldiğinde savunma yapacaklarını bildirdikleri, bu nedenle o celse savunmalarının alınmadığı, ancak hazır bulunan 3 tanığın dinlenildiği, bu işleme sanıkların bir itirazları olmadığı gibi beyanlara karşı değerlendirmede de bulundukları, CYUY.nın 237. maddesine göre sorgusunun yapılmamış olması kanıtların ikamesine engel teşkil etmeyeceğinden bu işlemin yasaya aykırı bulunmadığı, esasen 9.11.1994 günlü müteakip oturuma müdafiileri ile gelen ve yasal hakları yeniden hatırlatılarak sorgulanan sanıkların ilk oturumda dinlenmiş olan tanık beyanlarına itiraz etmedikleri gibi müdafiilerinde itirazı mahiyette bir beyan serdetmemiş oldukları, bu itibarla savunmanın kısıtlanması yada kanıt ikamesinin usule aykırı olarak yapılması durumunun ortaya çıkmadığı anlaşılmakla üye Seydi Yetkin'in karşı oyu ile ve oyçokluğu ile usulü bozma isteminin şayanı kabul olmadığına hükmedildi.
B- Esas yönünden yapılan ve re'sen temyiz nedeniyle adam öldürme kararına hasredilen incelemede:
Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanıklar Gönül ve Ahmet'in suçunun sübutu kabul, sanık Gönül yönünden tahrike yönelik cezayı azaltıcı bir sebep bulunmadığı takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bozma nedenleri dışında başkaca isabetsizlik görülmemiş ise de;
1- Tasarlama halinin varlığı için eylem kararının şartsız biçimde alınması, karardan cayılmasını olası kılabilecek makul bir sürenin geçmesine rağmen eylem kararlılığından vazgeçilmemesi ve fiilin sebat, ısrar ve soğukkanlılıkla gerçekleştirilmesi gerekeceği, bu öğelere göre değerlendirilen maddi olayda; gizli aşk ilişkisi sürdüren sanıkların maktülü öldürme kararını şartsız olarak önceden aldıklarının kanıtı bulunmadığı, sanık Ahmet'in hükme dayanak tutulan itiraflarına göre maktülün tehdidini duyan bu sanığın olay günü hastaneye giderek annesinin refakatçisi olarak hastanede bulunan sanık Gönül'e öldürme niyetini açıkladığında, onun bu kararı takviye etmesi ve yöntemini de söylemesi sonucu maktülü eve giderek öldürdüğü, karar ile icra arasında kararlılık, sebat, ısrar ve soğukkanlılık unsurlarının varlığını kabule müsait zaman geçmediği açık iken her iki sanığın fevren adam öldürme ve bu kararı takviye ederek eyleme fer'an katılma yerine tasarlayarak adam öldürmekten sorumlu tutulmaları,
2- Sanık Gönül'ün olaya katılmasının, Ahmet'in suç işleme kararlılığını takviye ve ona icra biçimi hakkında bilgi vermek suretiyle yardımcı olmak mahiyetinde TCY.nın 65/1. maddesine mümas olduğu halde azmettirmeden mahkum edilmesi,
3- Maktülün resmi eşi Gönül ile gizli ilişki kuran, maktül tarafından uyarı ile annesine teslim edildiği halde bu ahlak dışı davranışını fütursuzca sürdüren, böylece maktülü üst düzeyde tahrik ederek haksız zeminde bulunuşuna devamlılık kazandıran sanık Ahmet'in maktül tarafından fevren ve gıyaben tehdit edilmiş olmasının etki-tepki dengelemesi karşısında tahrik sayılması adalet ve nasafet ölçüleri ile bağdaşmayacağı halde bu sanık hakkında icapsız gerekçelerle adi tahrik indirimi yapılması,
4- Sonuç olarak sanık Gönül hakkında TCY.nın 449, 65/1, 59, sanık Ahmet hakkında 66. madde sevkiyle 449,66, 59. maddeleri uyarınca ceza verilmesi gerekirken yazılı biçimlerde hüküm kurulması,
Sonuç: Yasaya aykırı bulunmakla, re'sen temyiz incelemesine tabi hükümlerin tebliğ namedeki düşünce bu ilavelerle benimsenerek BOZULMASINA, 17.10.1995 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
KARŞI OY
CMUK. nun 236. maddesi duruşmaya sanığın kimliğinin tespitinden sonra, iddianame (geniş anlatımla ceza davasını açan belge)nin okunup, sanığın sorguya çekilmesi ile başlanacağını hüküm altına almıştır.
Anılan madde emredici ve kamu düzenine ilişkin kuralı içerir. Yüksek Ceza Genel Kurulu 29.12.1986-393/662 sayılı kararı ile bu görüşü hiç kuşkuya yer vermeyecek şekilde benimseyip açıklamıştır.
Her iki sanık yargılandıkları ceza davası duruşmasının ilk oturumundaki sorgularında CMUK.nun 135. maddesinin kendilerine tanıdığı müdafii bulundurma haklarını kullanacaklarını tutanağa geçirilen beyanları ile ortaya koymuşlardır. Bu nedenledir ki yerel mahkeme iddianameyi okumamış ve sanıkların da sorgusunu yapmamıştır.
Mahkemedeki sorgu savunmayı da içermektedir. Sanık ceza davasının her aşamasında ve anında doğrudan veya müdafii aracılığıyla savunmaya ilişkin beyanda bulunabilir. Yasada bunu önleyen veya kısıtlayan bir hükümde yoktur.
Sanıkların hazır bulunduğu oturumda tanık dinlenmek suretiyle delil ikame edilmiştir. Huzurda ikame edilen delile karşı sanık doğrudan ve vekili aracılığı ile beyanda bulunma hakkına sahiptir.
Sanıklar müdafii istediğine göre müdafii hazır edilmeden tanıkların dinlenmesine geçilip, sanıklara müdafiiden yoksun halde diyeceklerini sormak, onların yasal haklarını kısıtlama sonucunu doğurur. Buda yasaya mutlak aykırılık teşkil eder. Bu nedenle tebliğnamenin 1. fıkrasındaki görüşe uygun olarak hükmün esasa girilmeden usul yönünden bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun aksi yöndeki kararına karşıyım. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy