(765 S. K. m. 51/2, 448, 462)
Dava: R. Ç.yi taammüden öldürmekten sanık H.Ç.nin yapılan yargılanması sonunda; hükümlülüğüne ilişkin Amasya Ağır Ceza Mahkemesi'nden verilen 15.8.1996 gün ve 31/82 sayılı hüküm re'sen temyize tabi olmakla beraber duruşmalı olarak Yargıtay'ca incelenmesi sanık tarafından da istenilmiş olduğundan, dava dosyası Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan tebliğname ile dairemize gönderilmekle; sanığın duruşmaya müdafii göndermemesi nedeniyle duruşmasız olarak incelendi ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın suçunun sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde cezayı azaltıcı ağır tahrik ve takdiri tahfif sebebinin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle ceddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bozma sebebi dışında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafiinin meşru müdafaanın varlığına ve TCK'nin 462. maddesinin uygulanması gerektiğine, vesaireye yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine,
Ancak; maktul R. Ç.nin, on sene önce boşanıp babası sanık H. Ç.nin evine dönen N. Ç. ile on seneden bu yana zaman zaman sanığın ve kendisinin evi ile köylerinin ormanlık bölgesinde olmak üzere müteaddit kez rızaen cinsel ilişkiye girdiği, sanığın bunu namus meselesi yapıp ikisini birlikte yakalamak için planlar yaptığı, olaydan önce 1995 yılında kendi evinde birlikte yakaladığında tüfek alıp vurmak isterken kızı tarafından maktulün kaçırıldığı, olay günü de, maktulün gelip evinin önünden ormana doğru geçip gittiği kızının da peşinden gittiğini görüp, silahını alarak onları takip ettiği, orman içinde sevişme hazırlığı yaparken onları yakaladığı ve maktulü hamili silahla vurup öldürdüğü, sanığın savunması ve oluştan anlaşılmış ve olayın oluşum şekli mahkemesince bu şekilde değerlendirilip kabul edilmiş bulunmaktadır.
Kanunda tarifi bulunmayan taammüt unsuru yerleşmiş uygulamalara göre; soğukkanlı bir şekilde suç işlemeye karar verip, bu kararından vazgeçmeyerek ve bu kararda sebat ederek makul bir süre geçtikten sonra fıili işleme iradesi olarak kabul edilmektedir. Kabul olunan bu görüş çerçevesinde şarta bağlı fiillerde taammüd unsurunun bulunmayacağı tabidir. İncelenen olayda; maktul ile sanığın kızının bir araya gelmeleri ve sevişme halinde yakalanması olgusu işlenen fiilin şartıdır. Bu durumda görülmemeleri halinde sanığın suçu işlemeyeceği, kendi açıklaması ile açığa çıkmaktadır. Bu itibarla suçun tasarlanarak işlendiğine ilişkin yerel mahkeme tavsifinde isabet bulunmamaktadır. Olayda TCK'nin 462. maddesindeki koşulların varlığı ileri sürülmüş ise de; gayri meşru cinsi münasebette bulunma durumu ile daha önce karşılaşmamış olan failin ilk kez bu durumu görerek kapıldığı şiddetli elem veya öfke ile suç işlemesinin söz konusu olduğu, oysa on yıldan beri bu ilişkiyi bilen ve onları birlikte yakalamayı planlayan sanığın özel tahrik hükmünden ziyade TCK'nin 51. maddesinde yer alan ağır tahrik altında kaldığının düşünülmesi, oluşa uygun görüldüğünden mahkemenin bu husustaki kabulünde herhangi bir isabetsizlik bulunmamıştır. Bu itibarla, sanığın maruz kaldığı ağır tahrik altında kasten adam öldürmekten TCK'nin 448, 51/2, 59'uncu maddeleriyle tecziyesine karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi; kanuna aykırı, sanık vekilinin temyiz itirazı bu itibarla yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün açıklanan sebepten dolayı tebliğname hilafına BOZULMASINA, 08.04.1997 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy