(765 S. K. m. 73, 75, 448) (6136 S. K. m. 13) (1412 S. K. m. 322)
Dava: R....ı kan gütme saiki ile öldürmekten ve izinsiz silah taşımaktan mükerrir sanık Ramazan .....ın yapılan yargılanması sonunda; Hükümlülüğüne ilişkin Diyarbakır Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 24.12.1997 gün ve 200/434 sayılı hükmün duruşmalı olarak Yargıtayca incelenmesi sanık tarafından istenilmiş ve hüküm kısmen resen de temyize tabi bulunmuş olduğundan dava dosyası C. Başsavcılığından tebliğ name ile Dairemize gönderilmekle; sanığın duruşmaya müdafii göndermemesi nedeniyle duruşmasız olarak incelendi ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: 1- Üye Mehmet .....in olay yerinde ve olay saatine uygun zamanda tatbiki ve temsili keşif yapılarak sonucuna göre suçun sübutuna veya beraat karar verilmesi gerektiğinin düşünülmeyerek eksik inceleme nedeniyle hükmün bozulması yolundaki görüşüne dosya kapsamı ve diğer deliller nazara alınarak heyetimiz çoğunluğunca iştirak edilmeyerek ret edilerek esasla ilgili incelemede;
2- Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suç niteliği tayin, cezayı azaltıcı sebebinin niteliği takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde düzeltme dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan sanık vekilinin sübuta ve eksik incelemeye yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, Ancak;
Sonuç: Sanığa 6136 Sayılı Kanuna muhalefet suçundan sonuç cezanın sadece para cezası olduğu ve TCK. nun 75/2.nci maddesi uyarınca müebbet ağır hapis cezası yanında ayrıca uygulanması gerektiği, TCK. nun 73.ncü maddesinde öngörülen hücre cezasının ise ancak muvakkat süreli hürriyeti bağlayıcı bir cezanın eklenmesi halinde söz konusu olabileceği gözetilmeyerek hücre cezası tayini kanuna aykırı ise de bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden CMUK. nun 322.nci maddesi uyarınca hücre cezası kaldırılarak sanığın müebbet ağır hapis ve 2.158.333. lira ağır para cezasına mahkumiyeti suretiyle düzeltilerek hükmün ONANMASINA, Üye Mehmet ...in suçun sübuta ermediği yolundaki muhalefeti ve oyçokluğu ile 07.10.1998 gününde karar verildi.
KARŞI OY
Maktul ve sanık aileleri arasında 1976 yılından beri süre gelen ve en son 1992 yılında sanığın ailesine mensup olan Selam ....ın faili meçhul şekilde öldürülmesi ile de devam eden saiki kan gütmeye dayanan derin bir husumetin bulunduğu, Bu husumet nedeniyle maktulün olaydan 3 gün önce yanında iki kişi olduğu halde sanığın kendisini takip ettiğini ve yanındakilerden bir tanesinin de Selam'ın oğlu Gökmen olduğunu tanık olarak dinlenen eşine anlattığı, 9.11.1996 günü gecesi saat 21.00 sıralarında yan tarafı cama dönük vaziyette kahvede okey oynarken kahve camının dış kısmından yapılan ateş sonucu ağır biçimde yaralandığı, yaralı iken kahvede bulunan tanıklarca sorulmasına rağmen ateş edenin önce isminden söz etmediği halde hastaneye götürülürken kendisini vuranın kan davalısı Remezan (Ramazan) olduğunu yolda söylediği, maktulün bu açıklamasının tanıklarca da doğrulandığı ve açıklamadan hemen sonra da komaya giren maktulün 12.11.1996 günü öldüğü, Olayın görgü tanığı olduğunu beyan eden ve sanığı dışarıda silahlı olarak kaçarken görüp tanıdığını söyleyen maktulün amca oğlu olan Ziyanın hazırlık soruşturmasındaki beyanının başlangıç kısmında tanıdığını beyan ettiği sanığın isminden söz etmemiş iken son kısmına doğru yaptığı araştırma ve hastanede tedavi sırasında maktulden öğrendiği kadarı ile vuranın sanık Ramazan olduğunu tespit ettiğini duruşma sırasında da sanığı ismen de tanıdığını söylediği, Olay anında kahvede bulunan ve tarafsız olan tanıklardan hiç birinin sanığı teşhis edecek düzeyde görmedikleri, sanığın ise suçlamayı yargılamanın tüm evrelerinde inkar ederek suçsuz olduğunu savunduğu dosya kapsamından anlaşılmakta ve sübut için tanık Ziya ile maktulün ifadeleri dışında delil bulunmamaktadır. Bu delillerden tanık Ziyanın hazırlık soruşturmasındaki beyanı dikkatle incelendiğinde sanığı bizzat kendisinin tanıyıp teşhis etmesinden ziyade, yaptığı harici araştırma ve maktulden duyma sonucu tespit ettiği anlaşılmaktadır. Diğer taraftan bu tanık maktulün amcasının oğlu olup kan gütme saiki ile sürdürülen derin husumetin de tarafı durumundadır. Dolayısı ile gerek hazırlık ve gerekse yargılama sırasındaki tanıklığına kuşku ile bakılması gerekir. Maktulün ölmeden önce ve sübut için yeterli olacak nitelikteki beyanına gelince; Bu beyan, maktulün sanık tarafından 3 gün önce takip edilmiş olması sebebiyle kanaate dayalı olarak yapılmış olabileceği gibi, olay anında görüp teşhis etmesi sebebiyle de yapılmış olabilir. Yerel mahkeme olay gün ve saatinde keşif yaparak teşhisin mümkün olup olmayacağını tespit etmemiştir. Maktulün bu beyanının her türlü şüpheden uzak biçimde değerlendirilebilmesi için keşif yapılması gerektiğine ilişkin düşüncemiz ise sayın çoğunluk tarafından uygun bulunmayarak reddedilmiştir. Teşhisin mümkün olup olmadığı yönünde keşif yapılmadığı içinde maktulün hangi sebeple sanığın ismini verdiği hususu net olarak anlaşılamamış ve bu beyanda kuşkulu kalmıştır.
Yukarda açıklanan ve tartışılan deliller karşısında sanığın mahkumiyetine yetecek nitelik ve yeterlilikte her türlü kuşkudan uzak kesin ve inandırıcı deliller bulunmadığı için beraatine karar verilmesi gerektiği düşüncesi ile mahkumiyet hükmünü onayan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy