(765 S. K. m. 11, 13, 31, 33, 64, 102, 104, 243, 251, 452) (1412 S. K. m. 329, 335)
Dava: E'i öldürmekten sanıklar K ile O'ın yapılan yargılanmaları sonunda; TCK'nın 102/3 ve 104/2. maddeleri gereğince haklarında açılan kamu davasının ortadan kaldırılmasına ilişkin (Üsküdar Birinci Ağır Ceza Mahkemesi)nden verilen 26.4.1999 gün ve 182/137 sayılı hükmün yargıtayca incelenmesi c. savcısı tarafından istenilmiş olduğundan dava dosyası c. başsavcılığından tebliğname ile dairemize gönderilmekle; incelendi ve aşağıdaki karar tespit edildi.
İncelenen dosyada;
İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı'nın 18.3.1983 gün ve 1981/543 esas sayılı iddianamesiyle sanıklar K ve O hakkında kastın aşılması sonucu E'in ölümüne neden olmak suçundan TCK'nın 64. delaletiyle TCK'nın 452/1, 251, 31, 33. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istemiyle İstanbul Sıkıyönetim komutanlığı Askeri Mahkemesi'ne kamu davası açıldığı, İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı 3 No'lu Askeri Mahkemesi'nin 26.4.1984 gün ve 1983/140 esas 1984/11 sayılı kararı ile sanıkların TCK'nın 452/e, 243/2. maddesi uyarınca 6'şar sene 8'er ay ağır hapis cezasıyla cezalandırılmalarına karar verildiğ,i anılan karar Askeri Yargıtay Birinci Dairesi'nin 23.1.1985 gün ve 1984/576/-1985/2-1985/16 sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği, Askeri Yargıtay Savcılığı'nca Askeri Yargıtay Birinci Dairesi'nin onama kararının kaldırılarak hükmün bozulmasını istediği, Askeri Yargıtay Daireler Kurulu'nun 1985/39-41 sayılı kararı ile itirazın reddedildiği, bundan sonra sanıkların yargılanmanın yenilenmesi talebinin sıkıyönetim mahkemesince 23.5.1985 tarihinde reddedildiği; ikinci kez yargılamanın yenilenmesinin istendiği 17.12.1991 tarihine kadar başkaca bir işlem apılmadığı, M adındaki görevlinin, ölen E'i kendisinin dövdüğünü itiraf etmesi ve bu husus hakkında kamu davası açılması üzerine sanıkların 17.12.1991'de tekrar yargılanmanın yenilenmesi talebinde bulundukları, reddi inceleyen Yargıtay Daireler Kurulu'nun 9.4.1992 gün ve 1992/47-1992/49 sayılı kararı ile itirazın kabul edilip yargılanmanın yenilenmesine karar verildiği, İstanbul Birinci Ordu Komutanlığı Sıkıyönetim 2 No'lu Askeri Mahkemesi'nin 18.12.1992 gün ve 1992/1-1992/5 sayılı kararıyla sanıkların beraatlerine karar verildiği, Askeri Yargıtay Birinci dairesi'nin 21.4.1993 gün ve 1993/201 esas, 1993/199 karar sayılı ilamı ile 2 No'lu Askeri Mahkemesi'nin kararının bozulduğu bu karara karşı Askeri Yargıtay Savcılığı'nın itirazı üzerine, Askeri Yargıtay Daireler Kurulu'nca itirazın reddine karar verildiği, bozmadan sonra sanıklar hakkındaki kamu davasına ilişkin dava dosyasının sıkıyönetim 2. No'lu Askeri Mahkemesi'nin 1993/4 esasına kaydı yapılarak yargılanmaya devam edilirken, 29.12.1993 tarihinde yürürlüğe giren 3953 sayılı kanun uyarınca sanıklar hakkndaki davanın İstanbul 2. No'lu Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi'nin 5.4.1994 gün ve 1993/4 sayılı yazılarıyla adli yargıya devredildiği, yerel mahkemenin de "sanıklar hakkında her ne kadar E'i katil kastı olmaksızın müessir fiil sonucu ölümüne neden olmak suçundan TCK'nın 452/1. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de iddianamedeki nitelemeye göre suçlarının sübut bulması halinde TCK'nın 452/2. maddesi uyarınca cezalandırabilecekleri, suç tarihinden itibaren 15 yılı aşkın bir sürenin geçtiği, böylece olayda olağan ve olağanüstü zamanaşımı gerçekleşmiş olduğu anlaşıldığından sanıklar hakkında açılan kamu davasının TCK'nın 102/3 ve 104/2. maddeleri uyarınca zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına" karar verildiği görülmüştür.
Yargılamanın yenilenmesi (Muhakemenin İadesi) CMUK'nun 327-341. maddeler arasında düzenlenmiştir. Kural olarak kesinleşen hükümle sonuçlanmış bir dava yeniden yargılama konusu yapılamamakla birlikte gerçek adaleti hedef alan ceza yargılamasında sayılı bazı durumlarda yargılamanın lehe veya aleyhe yenilenmesine cevaz verilmektedir.
Yargılanmanın yenilenmesinde herhangi bir zamanaşımı bulunup bulunmadığı hususunda yasalarımızda açık bir hüküm bulunmamakla birlikte; hükmün icra edilmiş olması ve hatta mahkûmun ölümü halinde ölenin karısı veya kocası, usulü, furuu, erkek veya kız kardeşlerinin yargılamanın yenilenmesini isteyebileceklerine ilişkin (CMUK'nun 329) düzenlemesini göz önüne alan yargıtay, lehe yargılamanın yenilenmesinde zamanaşımının söz konusu olamayacağını, mantıki bir sonuç olarak kabul etmiş (Ceza Genel Kurulu'nun 12.1.1952 4/16): doktrinde de bu uygulama destek görmüştür (E. Özgen Ceza Muhakamesinin Yenilenmesi 1968 s. 53; F. erem Yargılamanın Yenilenmesi ve zamanaşımı Yargıtay Dergisi Ocak-Nisan 1992 sayı 1-2: s: 45-47.).
Yargılamanın iadesi kararı üzerine asli dava geri gelemeyeceğinden bu aşamada dava zamanaşımı söz konuu olamaz. İade kararı üzerine kanıtları toplayan mahkeme bunları önceki kanıtlarla birlikte değerlendirerek sonuçta iki karardan birini vermekle yükümlüdür. Yeni kanıtlar önceki hükmün iptalini gerektirmeyecek nitelikte ise önceki hükmün onanmasına krar verir. Aksi halde önceki hükmün iptali ile birlikte belirlenen eni duruma göre yeni bir hüküm kurması gerekir.
Önceki hüküm iptal edilmez de onanırsa zamanaşamından dolayı bozulamaz, çünkü; önceki kararı iptal ettirmeyecek delillerle zamanaşımını sağlamak kanunun amacına ve diğer hükümlerle oluşturulan dengeye aykırılık teşkil eder. Buna karşılık ister lehe isterse aleyhe olsun iade kararı üzerine hüküm iptal olunur ve belirlenecek yeni duruma göre bir mahkûmiyet hükmü kurmak gerekirse (örneğin kasten adam öldürmekten beraat eden sanık aleyhine taksirli adam öldürmeden yargılamanın aleyhine yenilenmesi ve sonuçta bu suçtan verilen kararın iptali durumunda; taksirle ölüme sebebiyet vermenin zamanaşımı dikkate alınmalı ve başlangıcı da fiilin işlendiği zaman olmalıdır.) belirlenen yeni durumun gerektirdiği zamanaşımı dikkate alınmalıdır. Ancak; lehe yargılamanın iadesi kararıyla önceki mahkûmiyet hükmü iptal olunur ve yeni duruma göre beraat kararı vermek gerekirse yasanın açık hükmü karşısında (CMUK 335), itibar iadesi nedeniyle zamanaşımı söz konusu olamaz.
TCK'nın 102. maddesinde öngörülen dava zamanaşımının hedaplanmasında sanığa hükmolunacak ceza değil, suçun gerektirdiği cezanın esas alınması gerececeği; aşağı ve yukarı sınırları içeren cezalarda ise cezanın üst sınırının göz önünde tutulması icap ettiği ve zamanaşımını kesen sebepler bulunduğu takdirde öngörülen dava zamanaşımı süresinin azami, yarı organında arttırılabileceği; uygulamada kabul edilmiştir (10.1.1940, 6/64, 22.3.190, 29/44, 3.6.1942, 36-15 ve 7.5.1947, 3/15 sayılı Yargıtay İçtihadi Birleştirme Karararları).
Suç teşkil eden fiillerin cezaları TCK'nın 11. maddesinde belirtilmiş, bu cezaların süreler ve miktarları da devamı maddelerde açıklanmıştır. Bunlardan muvakkat ağır hapis cezası 13. madde 2. fıkrada "kanunda tasrih edilmeyen yerlerde 1 seneden 24 seneye kadardır" denilmek suretiyle üst sınırı gösterilmeyen durumlarda 24 sene olduğu vurgulanmıştır.
İncelenen dosyaya tekrar döndüğümüzde; hükümlülerin kendi istekleri üzerine lehe yargılamanın iadesi kararı verildiği görülmektedir. Yukarıda açıklamalar dikkate alındığında önceki hükmün iptaline karar vermeden ve yeni bir hüküm kurmadan, zamanaşımı dikkate alınamaz. Buna aykırı karar yasaya uymaz.
Bunlardan ayrı olarak kabul ve uygulamaya göre; yerel mahkemece TCK'nın 13/2. maddesi gözardı edilerek, yukarıda belirtilen İçtihadı Birleştirme Kararlarına da aykırı olarak önceki hükme esas davada sanıklara uygulanması istenilen TCK'nın 452. maddenin ister sevkteki gibi 452/1., ister bunu 452/2. maddeye muhalefet olarak yorumlayan yerel mahkeme kararındaki gibi olsun, cezaların üst sınırları değişmediği ve üst sınırları 24 sene olduğundan buna göre zamanaşımının TCK'nın 102/2. madde yerine 102/3. maddeye göre hesaplanması da yasaya aykırıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle C. savcısının temyiz itirazları sonucu itibarıyla yerinde görüldüğünden kabulü ile yerel mahkeme hükmünün belirtilen sebeplerden dolayı kısmen tebliğname gibi (BOZULMASINA), 8.12.1999 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy