(765 S. K. m. 50, 59, 448)
Dava ve Karar: Zaruretin tayin ettiği hududu tecavüz etmek suretiyle N. E.'i kasten öldürmekten sanık N. Ü.'un yapılan yargılanması sonunda: Hükümlülüğüne İlişkin Bursa Birinci Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 04.10.2000 gün ve 221/176 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi C.Savcısı ile sanık taraflarından istenilmiş olduğundan dava dosyası Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile Dairemize gönderilmekle; incelendi ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık N. Ü.'un öldürme fiilinin faili olduğu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suç niteliği adam öldürme vasfıyla tayin olunmuş, sair yönleriyle savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş sanık müdafiinin; kastı aşan cürmün varlığından bahisle vasfa yönelik sair itirazı isabetli addedilmemiştir.
Ancak;
Polis olan eşinin açık öğretim sınavına katılması nedeniyle üçüncü kattaki evinde yalnız olan sanık N.'ın, olay günü saat 13.30'da kapı zilinin çalındığı, gözetleme dürbününden baktığında belden yukarısı çıplak olan ve o ana dek tanımadığı bir genci gördüğü, evde yalnız olduğunu kapıyı açamayacağını bildirdiğinde şahsın kapıyı tekmeleyip yumruklamaya ve sen benim olacaksın, seni istiyorum, sana sahip olacağım demeye başladığı, kendisinin evli ve eşinin polis olduğunu bildirip yakararak ve hatta ağlayarak ayrılmasını istemesine rağmen maktul gencin etkili saldırıyı sürdürüp kapının dış kontraplağını kırarak iç iskeletini ortaya çıkardığı, sanığın kırılmakta olan kapının arkasına bazı eşyaları ve cimlastik aleti ve kutusunu koyduğu süren saldırı üzerine ırzı ve canı endişesine kapılan sanığın bir ara arka pencereden atlamayı düşünmüşse de yüksek oluşu ve yere çakılarak ölebileceği kuşkusuyla bu yöntemi deneyemediği, başvurusunu yaptıkları telefonun henüz takılmayışı nedeniyle yardım için polise de haber veremeyeceğini düşünen sanığın silahsız son çare olarak pencereyi açıp yüksek sesle imdat istediği ancak çatırtıyla kapının kırıldığını ve esasen kontraplaktan mamul oluşu nedeniyle korunmasına artık yetmeyeceğini düşündüğünde eşinin evde bıraktığı tabancasını alıp içten dışa doğru kişiyi görmeden ancak kapı arkasında olduğunu bilerek ardı ardına iki el ateşlediği, saldırganın ah sesi üzerine ve apartman merdivenlerinden de ayak seslerini duyması karşısında kapıyı açınca yere serili maktulü gördüğü, ona başkaca atış yapmadığı, saldırılar başladığında alt katta oturan maktulün teyzesinin 155 polis imdada telefon edip adres vermesi üzerine gelen ve merdivenlerden çıkmakta bulunan polislere durumu izah ederek teslim olduğu oluş ve kabulden anlaşılmakla;
Başlaması ve gelişme süreci itibariyle ırza yönelik olduğunda kuşku bulunmayan bu saldırının, sanık tarafından defediliş yönteminde TCY. nın 50.maddesine mümas zaruretin hududunu aşma halinin varlığı kabul edilmiş ise de;
Sanığın vaki saldırıyla içine itilmiş olduğu korku, kaygı, panik ve savunma içgüdüsünün kendi açısından değerlendirilmesi yapılarak hukuki durumunun tayini gerektiği, objektif ölçütlerle çelişip zıtlaşmadıkça bu sübjektif bakış açısının haklı ve gerekli kıldığı her türlü korunma yöntemine hukuka uygunluk izafe etmenin reddedilemeyeceği bu bağlamda olmak üzere; tanımadığı yarı çıplak bir gencin kapısına dayanması, ırzına tecavüz niyet ve kararlılığında olduğunu açıklaması, kendisinin evli ve eşinin polis olduğuna yönelik ikazına ve yakarıp ağlamasına rağmen saldırısını fütursuzca sürdürmesi, engellemek amacıyla kapı arkasına yığdığı eşyanın sarsılan kapıyı sabitlemeye yetmeyeceğinin anlaşılması ve esasen muhkem olmayan dış kontraplağının sanık tarafından çatırtıyla kırılıp tahrip edilmesi karşısında; sanığın aşırı ve denetlenemez bir korku ve paniğe düşmesinin ve başvurabileceği başkaca önlem kalmayınca da son çare olarak silahlı savunma yöntemini denemesinin kaçınılmaz olduğu, pencereden bağırıp yardım istemesine rağmen maktulü durduracak bir kişinin gelmemesi, alt komşusunun 155 polise telefon ettiğini polislerin de yola çıktığını sanığın bilememesi ve esasen basit bir yüklenmeyle kapı açıldığında ırzı ve canını maktulden korumayı başaramayacağını düşünen sanığın hangi düzeye ulaşacağını öngöremeyeceği saldırıyı polisin yetişebileceği olgusuna güvenmeden o evrede durdurmakta hukuken mazur bulunduğu, dosyaya intikal ettirilmiş fotoğraflardan da anlaşıldığı üzere; içi zayıf ince çıtalarla örülen her iki yüzü ise kontraplaktan mamul az dayanıklı kapının dış yüzey kontraplağının çatırtıyla kırılması karşısında, kapı bütünüyle açılmadan sanığın atışa yellenmemesi gerektiğinin hiçbir haklı gerekçesinin olamayacağı maktulün saldırganlığının yarattığı o ruhsal panik ortamında sanığın, gerek mermi sayısını ve gerekse tevcih ve ateşleme hizasını denetleyememesinin yasal bağlamda aşırılık sayılamayacağı, bu itibarla, musap olduğu ruh rahatsızlığının sevki ve saldırganlığıyla sanığın ırzına yönelik etkin saldırıya girişmiş olduğu tartışılmaz bulunan maktulün, sadece kendisinin sorumlu bulunduğu saldırı sürecinde ve korunması gereken değerle ölçülü bulunan savunma sonucu öldürülmüş bulunduğu, sanığın savunmasında hiçbir aşırılıktan da söz edilemeyeceği, bu itibarla eylemin hukuka aykırılık taşımadığı, süreklilik kazanan içtihatların da bu yönde olduğu açık iken; TCY. nın 448.maddesine mümas fiil yönünden sanık hakkında TCY. nın 49/2 maddesince ceza tertibine yer olmadığına ve beraatine karar verilmesi yerine, oluşla bağdaşmayan bazı gerekçelerle TCY. nın 448, 50, 59. maddelerince cezalandırılması,
Sonuç: Yasaya aykırı ve sanık müdafi ile yerel C.Savcısının temyizi bu yönleriyle isabetli görülmekle hükmün tebliğnamedeki düşünceden farklı gerekçelerle BOZULMASINA, 04.06.2001 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy