(1412 S. K. m. 135) (765 S. K. m. 448) (5237 S. K. m. 81)
Dava: Ö.G.'yi kasten öldürmekten sanık H.G.'nun yapılan yargılaması sonunda: Hükümlülüğüne ilişkin ( SİNOP ) Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 24.05.2004 gün ve 90/55 sayılı hüküm re'sen temyize tabi olmakla beraber duruşmalı olarak Yargıtay' ca incelemesi sanık tarafından da istenilmiş olduğundan dava dosyası C. Başsavcılığından tebliğname ile Dairemize gönderilmekle; duruşmalı olarak incelendi ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Gözaltına alınmasından önce vücudunda herhangi bir darp cebir izi bulunmadığı doktor raporuyla saptanan sanığın emniyette ikrar ihtiva eden 28.06.2002 tarihli ifadesini verdikten sonra alınan doktor raporlarında vücudunun muhtelif yerlerinde darp ve cebire maruz kaldığını gösteren lezyonların tespit olunması sebebiyle bu beyanını baskı ve işkence altında verdiği yolundaki savunmasının reddinin mümkün olmadığı, 27.06.2002 tarihinde sanıkla görevli polisler arasındaki konuşmada sanığın avukat istemesine rağmen polislerce esas ifadesinin daha sonra alınacağı belirtilerek yönlendirme izlenimi verecek şekilde soru - cevap tarzında olan kaset çözümü ile aynı tarihli olup, yasal hakları hatırlatılmadan ve avukat hazır bulundurulmadan yapılan C. Savcılığına ait yer gösterme işleminin CMUK.nun 135. maddesine uygun sayılmayacağı, hazırlıkta bulundurulan avukatın sanığın kendisine suçu işlemediğini beyan ettiğini ileri sürerek ikrarını içeren ifadenin altına bu açıklamayı yazdıktan sonra imza koyduğu, sanığın bu beyanından sonra aynı gün Cumhuriyet savcılığına verdiği ifadeyle müteakip tüm beyanlarında müsnet suçu kabul etmediği, öldürme olayı ile sanığın irtibatını gösteren maddi bir bulgunun da mevcut bulunmadığı, beyanları hükme esas alınan tanıklardan akıl hastası olan Bahri'nin hazırlık ifadesinde olaydan bir gün önce maktuleyle 18-20 yaşlarında genç bir şahsın tartıştığını gördüğünü söylemesine rağmen duruşma ifadesinde tartışan şahsın sanık olduğunu söylemesinin , sanığın 1956 doğumlu olduğu da gözetildiğinde sübut delili olarak kabul edilemeyeceği, tanık Canan'ın ise olaydan bir hafta önce sanığın tartıştığı kadının maktule olup olmadığını bilmediğini belirtmesi sebebiyle bu tanık beyanının da sübuta mesnet yapılamayacağı ve böylece delillerin müsnet suçu sanık tarafından işlendiğini kabule yeter mahiyette olmadığı düşünülmeden sanığın beraatı yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi kanuna aykırı olup,
Sonuç: Sanık müdafilerinin temyiz dilekçelerinde ve duruşmalı olarak incelemedeki itirazları bu itibarla yerinde bulunduğundan kabulü, müdahiller vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle resen de temyize tabi bulunan hükmün farklı gerekçeyle tebliğnamedeki düşünce gibi BOZULMASINA, bozma sebebine göre sanığın TAHLİYESİNE , başka suçtan hükümlü veya tutuklu bulunmadığı takdirde telle tahliyesinin temini için Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına 11.5.2005 günü oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy