(765 S. K. m. 345, 503)
Dava: Dolandırıcılık ve sahtecilik suçlarından sanıklar S. Ü., M. Ü. ve M. A.'ın yapılan yargılamaları sonunda: Sanıklar S. Ü. ile M. Ü.'ın yüklenen dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından beraatlerine, sanık M.'nun atılı dolandırıcılık suçundan beraatine diğer suçtan mahkumiyetine dair Muğla 1. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 27.06.2005 gün ve 2003/613 Esas, 2005/108 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay'ca incelenmesi C. Savcısı, katılan vekili ile sanık M. müdafii tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı Yargıtay C. Başsavcılığı'nın onama-bozma isteyen 29.12.2005 tarihli tebliğnamesi ile Dairemize gönderilmekle incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: 1- Sanık S. Ü. ile M. Ü.'a yüklenen dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarının, sanık M. A.'a atılı dolandırıcılık suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı dosya içeriğine uygun şekilde gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan C. Savcısı ile katılan vekilinin suçların sübuta erdiklerine ilişen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, beraatlerine ilişkin hükümlerin istem gibi ONANMASINA,
2- Sanık M. A. müdafii ile katılan vekilinin bu sanık hakkında sahtecilik suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyizlerine gelince.
Belgelerde sahtekarlık suçlarında kast, zarar vermek bilinci ve iradesi olarak kabul edilmektedir. Mağdurun önceden verdiği rıza üzerine onun imzasını taklit ederek belge düzenlenmesinde, durumu bilen mağdura zarar vermek bilinci bulunmayacağından kastın varlığı ileri sürülemez. Ancak doğal olarak, rıza üzerine başkasının imzasını taklit eden failin, mağdura her hangi bir zarar vermeyeceği kanısı ile hareket ettiği sabit olmalıdır. Ancak mağdurun rızasının, fiilin işlenmesinden önce açıklanması zorunludur. Mağdurun rızası açık olabileceği gibi zımni de olabilir. Özellikle iki kişi arasındaki ilişkiler, böyle bir rızanın varlığını ciddi olarak kabule elverişli olduğu takdirde, bu rızaya dayanarak başkasının imzasını atan kimsede suç kastının varlığı kabul olunamaz. Yargıtay'ın duraksamasız uygulamaları da bu yöndedir.
Bu genel açıklamalardan sonra olaya bakıldığında; aksi kanıtlanamayan ve sanık S. tarafından da doğrulanan savunmaya göre sanık M. A.; katılandan aldığı mala karşılık suça konu çeki, sanık S.'ın kendisine önceden verdiği rızaya dayanarak onun yerine imza atıp katılana vermiştir. Borç ödenmeyince katılan, çeki icraya koymuş, sanık S. önce imzaya itiraz etmiş daha sonra borcun nedenini anlayınca vazgeçmiş, nitekim bu hususu duruşmadaki beyanında açıkça söylemektedir. O halde, sanığın önceden mevcut rızaya dayanarak sanık S. adına suça konu çeki imzaladığının anlaşılması karşısında sahtekarlık kastı bulunmadığından beraati yerine yazılı şekilde hüküm kurulması,
Sonuç: Yasaya aykırı, sanık müdafii ile katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 30.01.2008 gününde oybirliği ile, karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy