(5237 S. K. m. 7) (5252 S. K. m. 9) (5271 S. K. m. 231, 264, 309) (1412 S. K. m. 293)
Kasten adam öldürmeye teşebbüs ve 6136 sayılı Ateşli Silâhlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkındaki Kanun'a aykırı davranmak suçlarından sanık
'nın 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 448. 62. 51/1. 55/3. 59. 6136 sayılı Kanun'un 13/1. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 55/3. 59, 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun'un 4. maddeleri gereğince 6 yıl 8 ay ağır hapis. 2.233.333 Türk lirası ağır para cezası ile cezalandırılmasına dair, ...... 2. Ağır Ceza mahkemesinin 30/12/1996 tarihli ve 1996/126-314 sayılı kararının infazı sırasında, 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun lehe hükümlerinin uygulanması talebi üzerine, sanığın anılan Kanun'un 81. 35/2. 29/1. 31/3, 62. maddeleri gereğince 4 yıl 7 ay 23 gün hapis cezası cezalandırılmasına, 6136 sayılı Kanun'a aykırı eylemi ile ilgili olarak önceki ilâmla hükmedilen ceza miktarı daha lehe olduğundan sonuç cezanın 2 Yeni Türk lirası olarak düzeltilmesine ve hükmün bu şekilde infazına dair, aynı Mahkemenin 29/06/2005 tarih ve 1996/126-314 sayılı ek kararını kapsayan dosya incelendi.
Dosya kapsamına göre, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 7/2, 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 9. maddeleri uyarınca, yeni kanunun belirlenmesi ve kesinleşmiş hükümler acısından infaz aşamasında uygulanıp uygulanmayacağına ilişkin kararların verilmesinde:
1) 5252 sayılı Kanun'un 9/1. maddesindeki. 01.06.2005 tarihinden önce kesinleşmiş hükümlerle ilgili olarak, Türk Ceza Kanununun lehe olan hükümlerinin derhal uygulanabileceği hallerde, duruşma yapılmaksızın da karar verilebilir şeklindeki düzenlemeye göre benzer olaylar nedeniyle Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 20/07/2005 tarihli ve 2005/7570-6572 sayılı ilâmı ile Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 12/10/2005 tarihli ve 2005/7447-12710 sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, lehe olan hükümlerin uygulanma talebinin, yeni düzenlemelerin sanık lehine olmadığı gerekçesiyle reddine veya hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmesi hâllerinde itiraz kanun yoluna tâbi olacağı,
2) 5252 sayılı Kanun'un 9/3. maddesindeki, Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması sureliyle belirlenir şeklindeki düzenleme karsısında ise, Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 13/10/2005 tarihli ve 2005/10431-12718 sayılı ilâmında belirtildiği üzere, sonraki kanunun unsurlarının veya özel hâllerinin değişmesi, cezanın teşdiden tayin nedeni sayılacak olguların tartışılması, alt ve üst sınırlar arasında bir oran belirlenmesi yada artırım veya indirim sebeplerinin değerlendirilmesi, cezanın paraya veya tedbîre çevrilmesi veya ertelenmesi hususunda mahkemece takdir hakkının kullanılması ve böylece bireyselleştirme yapılmasının zorunlu olduğu hâllerde ise, duruşma açılmak suretiyle tüm bunların neden ve gerekçeleri de gösterilerek hüküm kurulması gerekeceği ve bu şekilde verilecek kararların da temyiz kanun yoluna tâbi olacağı;
Mahkemece 2. bentteki hâllere özgü olarak verilen ek kararın dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu verilmiş olmasının da kanun yolunu değiştirmeyeceği cihetle, ek karara karşı Cumhuriyet Savcısının yasa yolunda yanılarak İtirazda bulunması üzerine yapılan inceleme sonucunda ...... 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 26/07/2005 tarihli karar ile bu karara karşı yapılan itiraz üzerine mercii ...... 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 15.09.2005 tarihli kararların hukuki değerden yoksun bulunduğu, ek kararın 04.07.2005 tarihinde hükümlüye tebliği üzerine süresi içinde temyiz edilmeyerek kesinleştiğinin kabulü ile yapılan İncelemede:
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 7/2. 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun"un 9/3. maddeleri uyarınca, yeni kanunun sanık lehine hükümler getirip getirmediği ve kesinleşmiş hükümler açısından infaz aşamasında uygulanıp uygulanmayacağının tespit edilmesi bakımından, temel ceza maddesi yanında kanunî ve takdiri artırım ve indirim maddelerinin uygulanmasında hâkimin takdir hakkını kullanarak karar vermesini gerektiren durumlar ile hükmün zat ve mahiyetinde değişiklik gerektirecek bir hususta öncelikle incelemenin duruşmalı olarak yapılması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde evrak üzerinde karar verilmesinde isabet görülmediğinden söz edilerek, Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün 14.12.2005 tarih ve 53282 sayılı istemlerine dayanılarak anılan kararın, 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi gereğince kanun yararına bozulmasına ilişkin, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06.01.2006 tarih ve 218095 sayılı tebliğnamesine bağlı dosyası Dairemize gönderilmekle okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
TÜRK MİLLETİ ADINA
I.) Olay: Hükümlü ...... ...... hakkındaki dosya kapsamından:
1) 02.05.1996 tarihinde işlediği suçtan, ...... 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 17.06.1997 tarihinde kesinleşen, 30.12.1996 tarih ve 126-314 sayılı kararıyla, 765 sayılı TCY'nın 448, 62, 51/1, 55/3, 59. ve 6136 sayılı Yasanın 13/1, TCY'nın 55/3, 59. maddeleri gereğince 6 yıl 8 ay ağır hapis, 10 ay hapis ve 2.233.333.- lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, bu cezasından dolayı, ...... 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 22.02.1999 tarih ve 43 D. İş sayılı kararıyla 23.02.1999 tarihinden geçerli olarak koşullu salıverildiği, 18.03.2000 tarihide işlediği kasıtlı suçtan dolayı, ...... 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 14.05.2001 tarihinde kesinleşen, 11.07.2000 tarih ve 95-209 sayılı kararıyla hürriyet bağlayıcı cezaya mahkum edildiği ve koşullu salıverilme kararının 765 sayılı TCY'nın 17. maddesi gereğince ...... 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 22.06.2001 tarih, 328 D. İş sayılı kararıyla geri alındığı, 2 yıl 11 ay 7 gün cezasını bihakkın 25.10.2001 tarihinde çekmeye başladığı ve 25.10.2001 tarihli süre belgesine göre tahliye tarihinin 26.09.2004 tarihi olarak belirlendiği, 4616 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden sonra 15.11.2001 tarihinde salıverildiği;
2) 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Yasanın lehe hükümlerinin uygulanması için 7. maddesi uyarınca kesinleşmiş bu kararın duruşmasız olarak ele alınarak, ...... 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.06.2005 tarih, 126-314 sayılı ek kararıyla, öldürmeye kalkışmak suçundan 5237 sayılı Yasanın 81, 35/2, 29/1, 31/3, 62. maddeleri gereğince 4 yıl 7 ay 23 gün hapis cezasıyla cezalandırılması, 6136 sayılı Yasaya aykırı eylemde bulunmak suçundan bir karar verilmesine yer olmadığına ilişkin hüküm kurulduğu;
3) ...... 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.06.2005 tarihli ve 126-314 sayılı uyarlama kararı, ...... Cumhuriyet Başsavcılığının 19.07.2005 tarihli itirazı üzerine, aynı Mahkemece yeniden ele alınarak, 26.07.2005 tarih ve 126-314 sayılı kararla kaldırıldığı;
4) ...... 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.07.2005 tarih ve 126-314 sayılı kararına karşı, sanık vekillerinin verdiği 15.08.2005 tarihli dilekçe itiraz sayılarak, yapılan inceleme sonucunda bu kararın ...... 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 15.09.2005 tarih ve 2005/1348 D. İş sayılı kararıyla kaldırıldığı ve infazın, ...... 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.06.2005 tarih ve 126-314 sayılı kararına göre yapılmasına karar verildiği;
Anlaşılmaktadır.
II) Kanun yararına bozma istemine ilişkin uyuşmazlığın kapsamı:
Kanun yararına bozma isteminin konusu, ...... 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 29.06.2005 tarih ve 126-314 sayılı kararına yönelik verilmiş diğer tüm kararlar yok sayılarak ve bu kararın sanığa tebliği ile kesinleştiği varsayımıyla, uyarlamanın duruşmasız yapılmamasının yasaya aykırı bulunduğuna ilişkindir.
III) Hukuksal değerlendirme:
Dairemizce de benimsenen, Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 27.12.2005 tarih ve 162-173 sayılı kararında, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY'nın 7/2. ve 5252 sayılı Yasanın 5349 sayılı Yasa ile değişik 9/1. maddeleri uyarınca, Türk Ceza Yasasının lehteki hükümlerinin uygulanması bağlamında takdir hakkı kullanılmak suretiyle kesin hükümlerin zat ve mahiyetini değiştiren kararların duruşma yapılarak verilmesi gerektiğine, duruşma açılarak veya lehe hükümlerinin derhal uygulanabileceği durumlarda duruşma yapılmaksızın verilen kararlara karşı temyiz yasa yolunun açık bulunduğuna işaret edilmiştir.
5271 sayılı CMK'nın 309. maddesinde, yasa yoluna başvurulmaksızın kesinleşen karar veya hükümlere karşı kanun yararına bozma isteminde bulunulabileceği öngörülmüştür.
Anayasanın 40. maddesinin 2. fıkrasında : Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır hükmünü içermektedir. Maddenin gerekçesinde de açıklandığı gibi, bireylerin yargı ya da yönetsel kurumlar önünde etkin bir biçimde haklarını arayabilmelerine olanak tanıması ve kolaylık sağlanması amaçlanmıştır. Son derece karmaşık ve dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve süreleri belirtilmesi hak arama, hak ve özgürlüklerin korunması amaçlanmıştır Anayasadaki düzenlemeye paralel olarak 5271 sayılı CMK'nun 231/2. maddesinde : Hazır bulunan sanığa ayrıca başvurabileceği kanun yolları kanun yolları, mercii ve süresi bildirilir hükmüne yer verilmiştir. Bu bağlamda yargı kararlarına karşı başvurulacak yasa yolu ile suresinin açıkça ve doğru olarak gösterilmemiş olması bu hakkın etkin bir şekilde kullanılmasını doğrudan etkileyebileceğinden belirtilen eksiklik giderilmeden yasalarda öngörülen başvuru süresinin işlemeye başlamayacağının kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.
5271 sayılı yasanın 264. maddesinin, kabul edilebilir bir başvuruda kanun yolunun veya merciin belirlenmesinde yanılma, başvuranın haklarını ortadan kaldırmaz, Bu halde başvurunun yapıldığı merci, başvuruyu derhal görevli ve yetkili olan mercie gönderir hükmü karşısında, 1412 sayılı CMUK'nun 293. maddesinin cumhuriyet savcılarının başvurularında uygulanmayacağına ilişkin sınırlama getiren 22.01.1962 tarih ve 2/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanma olanağı kalmamıştır.
Bu açıklamalar bağlamında somut olay değerlendirildiğinde:
A) Cumhuriyet Savcısının yasa yolunda yanılarak yaptığı başvurunun temyiz başvurusu niteliğinde olduğunun;
B) Hakkındaki kanun yararına bozma istemine konu duruşma yapılmaksızın verilen ve hükümlü vekiline tebliğ edilen temyize tabi kararın hüküm fıkrasında, yasa yolunun itiraz olarak gösterilmesi temyiz süresini başlatmayacağından, (bildirim tarihinden itibaren başlayarak bir haftalık süre içinde hükmü temyiz etme haklarının bulunduğuna) ilişkin açıklamalı bildirimde bulunulması gerektiğinin;
Kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.
IV) Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle:
1) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, temyiz edildiğinden kesinleşmediği anlaşılan Seydişehir Ağır Ceza Mahkemesinin 16.06.2005 tarihli, 2002/122 esas ve 2003/06 sayılı ek kararının. CMK'nun 309. maddesi gereğince kanun yararına bozulması istemi yerinde görülmediğinden REDDİNE;
2) Hükümlü vekiline, (bildirim tarihinden başlayarak, 1412 sayılı CMUK'nun 310. maddesinde yazılı bir haftalık süre içinde kararı temyiz etme hakkının bulunduğu) yolunda açıklamalı tebligat yapılması ve verdiği takdirde temyiz dilekçesi eklenerek, Cumhuriyet Savcısının temyiz başvurusuyla birlikte temyiz incelemesi yapılmak üzere ve eksiklik giderildikten sonra görüş bildirilerek iadesi için dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE 28.06.2006 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy