(5237 S. K. m. 81)
Dava: İ.Y.'ı kasten öldürmekten sanık M.T.'ın yapılan yargılanması sonunda, hükümlülüğüne ilişkin Bakırköy İkinci Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 20.09.2006 gün ve 369/207 sayılı hüküm re'sen temyize tabi olmakla beraber duruşmalı olarak Yargıtay'ca incelenmesi sanık müdafii tarafından da istenilmiş olduğundan dava dosyası C. Başsavcılığından tebliğname ile Dairemize gönderilmekle, duruşmalı olarak incelendi ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: Türk Milleti Adına
Sanık ile maktule İ.'nin önceden tanışıp, uzun süre birlikte oldukları, olay tarihinde geceleyin matktule İ. ve sanığın türkü bara giderek eğlendikleri ve alkol aldıkları, daha sonra maktule İ.'nin kullandığı araçla bu yerden ayrıldıkları, yolda tespit edilemeyen bir sebepten dolayı İ.'nin öldüğü sanığın yaralandığı olayda;
Sanığa ait tüm tıbbi evraklar getirtilerek dosya ile birlikte Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas kurumuna gönderilerek;
1- Sanığın olay sırasında aldığı yara durumuna göre şuurlu bir şekilde ifade verip veremeyeceği,
2- Otopsi raporunda belirtilen ve maktulenin ölümüne sebep olan yara vuku bulduktan sonra, maktulenin sanığa ateş edip edemeyeceği, sanıktaki bu yaraları oluşturup oluşturamayacağı, ayrıca sanıktaki yaraların yer ve konumları dikkate alınarak, sanığın kendisindeki bu yaraları kendi eylemi ile meydana getirip getiremeyeceği, kendisini yaraladıktan sonra maktuleye ateş edip edemeyeceği, yara durumu ve trajesine göre sanık tarafından bu yaranın ika edilip edilemeyeceği,
3- Yaranın yeri, vuruş şekli ve isabet bölgesi dikkate alınarak maktulenin araç kullanırken kendisinde ve sanıkta bu yaraları meydana getirip getiremeyeceği, Adli Tıp Kurumundan sorularak, verilen cevaba göre sübutun takdiri gerekirken yazılı şekilde eksik soruşturma ile hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden sair cihetleri incelenmeksizin öncelikle bu nedenlerle, (1) no.lu bozma nedenine yönelik üyeler S. Z. İ. ve S. A.'un karşı oyları ve oyçokluğu ile, (2) ve (3) no.lu bozma nedenlerine yönelik oybirliği ile tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak hükmün BOZULMASINA 10.03.2008 gününde oybirliği ile karar verildi.
Karşı Düşünce
Sanık M.T. Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 20.09.2006 tarihli, 2005/369 ve 2006/207 sayılı karıyla İ.Y. adlı kişiyi öldürmek suçundan 5237 sayılı TCK'nın 81, 62. maddeleri uyarınca 25 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Sanık M.'ın ölen İ. ile birlikte yaşadıkları, olay günü bir barda eğlenerek alkol aldıkları, buradan ölenin kullandığı araçla ayrıldıkları, bir süre sonra İ.'nin araç içinde silahla vurulmuş şekilde ölü olarak bulunduğu, sanığın ise yaralı olarak hastaneye götürüldüğü olayda:
Sanığın yaralı olarak getirildiği Çapa Tıp Fakültesi Acil Servisinde, kolluk görevlileri T.K., Z.K. ve G.Ş. tarafından saat 04.40 sıralarında olayla ilgili bilgisine başvurularak 29.09.2005 tarihli tutanak düzenlenmiştir.
Bu tutanağın içeriğine göre sanığın ... olayı kendisinin gerçekleştirdiğini, ilk önce kendi kafasına sıkmak isterken yanında bulunan İ.Y. müdahale ettiğinden kurşun alnından sıyırdığı, bunun üzerine İ.'ye sıkarak onu öldürdükten sonra kendisine sıktığını, ancak kaç tane sıktığını bilemediğini, bu olaydan kimsenin ilgisi ve alakası olmadığını, tamamen kendisinin gerçekleştirdiğini söylemiştir.
Sanığın açıklamalarıyla kendisini suçladığı, bu bağlamda yapılan işlemin ifade alma niteliğinde olduğu, ancak bu sırada sanığa hakları öğretilmediği anlaşılmaktadır. Yerel mahkeme, düzenleyici kolluk görevlilerini tanık olarak dinleyerek tutanağın içeriğini doğrulatıp cezalandırma kararına esas almıştır.
Uyuşmazlık konusu sorun, çoğunluk görüşü sanığın olay sırasında aldığı yaraların niteliğine göre bilinçli bir şekilde ifade verip veremeyeceğinin Adli Tıp Kurumundan sorulmasına karar vermiştir. Raporda olumlu bir görüş yer alması durumunda doğal olarak tutanakta yer alan açıklamayı suçun kanıtı saymak gerekecektir.
Kanımızca aşağıda gerekçesi ayrıntılı açıklanacağı şekilde anılan tutanak ve içeriğini doğrulayan kolluk görevlilerinin açıklamaları mutlak anlamda yasak kanıt niteliğinde olduğundan ve kullanılması hukuka aykırı bulunduğundan sanığın bilinçli konuşup konuşmadığının araştırılması yoluna gidilmez.
Öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelere görüş ve yargısal kararlara kısaca değinmek gerekir.
Şüphelinin sorgusunun yapılması ve ifadesinin alınması usulüne, yasak yöntemlere, adil yargılanma ilkelerine, Anayasamızda ve taraf olduğumuz ulusal üstü sözleşmelerde ve yargılama hukukumuzda ayrıntılı olarak yer verilmiştir.
Soruşturma sırasında, şüpheliye yüklenen suç anlatılır. Müdafi seçme hakkının bulunduğu ve onun hukuki yardımından yararlanabileceği, müdafiin ifade veya sorgusunda hazır bulunabileceği bildirilir. Müdafi seçecek durumda olmadığı ve bir müdafi yardımından faydalanmak isterse kendisine baro tarafından bir müdafi görevlendirilir. Yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının yasal hakkı olduğu söylenir. Şüpheden kurtulması için somut delillerin toplanmasını isteyebileceği hatırlatılır. Kendisi aleyhine var olan şüphe nedenlerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları ileri sürmek olanağı tanınır (CMK. m. 147).
İfade almada yasak yöntemler kullanılması durumunda o ifade hükme esas alınamaz. Örneğin, müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hakim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz, (CMK. m. 148/4).
Sanığa yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir, (CMK. m. 217/2). Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilemez, (Anayasa, m. 38). maddesi gereğince adil yargılamanın bir gereği olarak şüpheli veya sanığa yüklenen suçun niteliği ve müdafii yardımından yararlanma hakları bildirilmesi gerekmektedir. Ayrıca suçlamayı derhal öğrenme, susma ve etkili bir savunma için avukat yardımından yaralanma hakla de ayrıntılı bir biçimde düzenlenmiştir.
Anayasamızın 90. maddesi gereği iç hukukumuzda doğrudan uygulanma olanağı bulunan, Avrupa İnsan Hakları sözleşmesinin 6/3 ve Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinin 14. maddesinde adil yargılanma ilkelerine yer verilmiştir.
Anılan sözleşmelerde adil yargılama hakkına vurgu yapmakta, ceza yargılanmasının onsuz olmaz ilkelerine yer verilmektedir. Buna göre şüpheli veya sanığın, suçlamayı en kısa zamanda açık bir şekilde öğrenme, suçlamaya karşı savunma yardımından yararlanma, susma hakkını kullanabilme, başka bir anlatımla kendisinin cezalandırılmasına yardımcı olamama, kendi aleyhine açıklama yapmama ve kanıt sunmama haklarını içerir.
Ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Ancak, bu yapılırken adli organların yasal olmayan her türlü yönteme başvurması kabul edilemez. Toplum çıkarları gözetilirken sanığın yasal hakları bir yana bırakılamaz. Maddi gerçeği ortaya çıkarma sürecinde, yasalarda öngörülen adil yargılama ilkelerine bağlı kalmak, değişik ifadeyle yasak yöntemlere başvurmamak demokratik hukuk devleti olmanın zorunlu bir gereğidir.
Hukuka uygun elde edilmemiş kanıtların hükme esas alınamayacağı uygulamada yerleşik bir kabul gördüğüne tanık olmaktayız. Örneğin;
Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 21.10.1997 tarihli ve 116-2003 sayılı kararında, yasal hakları bildirilmeden yapılan sorgunun savunma hakkını kısıtladığını kabul ederek kamu düzenine aykırı bulduğu bu durumu bozma nedeni yapmaktadır.
Yüksek Ceza Genel Kurulu 28.09.1999 tarihli ve 213/219 sayılı kararında ise, yasalara aykırı olarak elde edilen kanıtların hükme esas alınamayacağım açıkça vurgulamıştır.
Yüksek 4. Ceza Dairesinin 04.10.1994 tarihli ve 7351-7693 sayılı kararında: Ceza Yargılama Yasasında öngörülen hakları öğretilmeden, özellikle susma, savunma ve bir savunmandan yararlanma hakları bildirilmeden yapılan sorguyla elde edilen anlatım kanıtı hukuka aykırı bir kanıttır ve değerlendirilme yasağı kapsamındadır, hükme dayanak yapılamazlar denilmiştir.
Bu açıklamalar bağlamında somut olay değerlendirildiğinde:
Yukarıda da açıklandığı gibi olayı öğrenen kolluk görevlileri, sanığa usul hukukunun öngördüğü hakları öğretmeden kendisini suçlayan açıklamasını tutanağa geçirerek bu tutanağı mahkemeye kanıt olarak sunulmasını sağlamışlardır. Ayrıca mahkemede tanıklık yaparak tutanağın içeriğinin doğru olduğunu söylemişlerdir.
Bu bağlamda, sorgulama işleminin çerçevesi ayrıca belirlenmelidir. Soruşturma veya kovuşturma makamlarının şüpheliye veya sanığa işlenen suçla ilgili bir soru yöneltilerek sözlü açıklamada bulunmasını sağlamak hukuksal anlamda sorgulamadır.
Tutanak düzenleyen ve mahkemece ifadelerine başvurulan kolluk görevlilerinin bilgi edinen tanıklar olarak anlatımlarının kanıt değeri, tartışılması gereken bir sorundur. Ulusal hukukumuzda, dolaylı bilgisi bulunan tanık açıklamalarını önleyen bir düzenleme yoktur. Duyduklarını söyleyen tanıkların duruşmada dinlenmelerinde doğrudanlık ilkesinin gereğidir. Yargıç, hukuka uygun elde edilmiş, duruşmada tartışılmış kanıtlara dayanarak vicdanı kanısına göre değerlendirecektir, (CMK. m. 217/1).
Ancak, yargılama konusu somut olayda duyduklarını anlatan dolaylı tanıklık durumu da yoktur.
Suçu ihbar alan kolluk görevlileri şüpheli görülen kişiye yönelik hakları öğretilmediği için hukuka aykırı sordukları sorular sonucunda sanığın açıklamalarını tutanağa geçirmişler ve bu tutanağı duruşmada doğrulamışlardır. Böylece hukuka aykırı bir yöntemle düzenlenen bu tutanak tek kanıt olarak sanığın cezalandırılmasına ilişkin kararına esas alınmıştır. Hukuka aykırı olarak elde edilen bir kanıt elde edenlerin tanıklıklarıyla hukuka uygun duruma getirilemez ve cezalandırılmaya esas alınamaz.
Temyiz incelemesi sırasında, çoğunluk görüşüne göre bu işlem yöntem olarak hukuka uygun kabul edilmekle birlikte, şüphelinin yara durumuna göre bilinçli ifade verip veremeyeceğinin yerel mahkemece araştırılmamış olması bozma nedeni yapılmıştır.
Şüphelinin içinde bulunduğu durum itibarıyla anlatımlarının güvenirliliği bir yana, yapılan işlemin özelliği, ifade atma ve yöntem bakımından mutlak yasak kanıt toplama niteliğinde olduğundan, sonradan yapılan kimi araştırmalar yoluyla hükme esas alınabilir değerde bir kanıt konuma getirilemez.
Bu nedenle eksik incelemeye dayalı bozma nedenine katılmak olanaksızdır. (S.Z.İ. - S.A.) (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy