(818 S. K. m. 21)
Dava: Taraflar arasındaki davada:
Davacı maliki bulunduğu İsmail Bey mahallesinde kain 14 parsel nolu taşınmazı eşinin Emniyet Sandığına olan borcu yüzünden sıkıntı ve muzayaka halinde bulunmasından istifade eden davalının m2. si 45.50 liradan olduğu halde 10 liradan satış almış olduğundan bahisle gabin sebebile aktin feshi ve tapunun iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, müzayaka halinin bulunmadığını, satışın günün rayicine uygun olduğunu savuşmuştur. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Bu kararı süresinde davacı temyiz etmekle dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, karısının Emniyet Sandığına borçlu olduğunu ve bu borcun muaccel olan kısmını ödeme gücüne ve olanaklarına sahip bulunmadıkları için 50 bin lira değerindeki taşınmazını davalıya 7850 liraya satmak zorunda kaldığını ileri sürerek gabin nedeniyle satış sözleşmesinin iptalini istemiştir.
Borçlar Kanununun 21. maddesinde yer alan gabin, çağımız hukukuna hakim olan ilkelere ve insan tabiatına çok uygun düşen bir hukuki müessesedir. İnsan; Yaratılışı gereği, yaptığı alışverişlerde aldığının verdiğine eşit olmasını ister. Karşılıklı edimleri kapsayan sözleşmelerde, alınan ile verilen arasında hoşgörülük sınırları aşmıyan ve bir tarafın sömürüldüğü kanısını uyandırmayan bir dengenin bulunması zorunludur. Alışverişler rulet oyunu olmadığına göre "bir koy, iki al" havası içinde yürütülemez.
İdeal alışverişlerde karşılıklı edimler birbirlerine eşit sayılan değerlerden oluşur. Normal alışverişlerde göze batmayan ve taraflardan birinin aldatıldığı kaygısının doğurmayan olağan sayılabilecek bir değer farkı vardır. Anormal alışverişlerde ise herkesin gözüne çarpan bir aşırı yararlanma durumu mevcuttur. Bu gibi hallerde alışveriş terazisinin bir kefesi havada, öteki yerdedir. Sözleşme serbestliğine rağmen, kanun ve ahlakın hoş karşılamadığı, taraflardan birinin ötekini sömürdüğü bu gibi olağan dışı alışverişlerdir.
Olayda davacı 50 bin liralık taşınmazını davalıya 7850 lliraya sattığından söz etmektedir. Gabin iddiasıyla açılan davalarda önce ivazlar arasında açık nisbetsizlik mevcut olup olmadığı yönünün her halde saptanması gereklidir. Davalıya satılan taşınmazın, satış tarihindeki piyasa değerinin bilirkişiye tespit ettirilmesi, bu tespit sonunda satış bedeli ile gerçek değer arasında açık nisbetsizlik mevcut olduğu kanısına varıldığı takdirde böyle bir satışın hangi koşullar altında yapıldığının yani sübjektif unsurlardan birinin var olup olmadığının araştırılması zorunludur.
Hiç kimse durduğu yerde malını piyasa değerinden çok aşağıya satmaz. Satış bedeli göze çarpar bir nisbetsizlik sayılabilecek derecede düşük ise bunun bir nedeni olması lazımdır. Bu neden, davada ileri sürüldüğü gibi müzayaka halinden ibaret ise sübjektif unsurun varlığı da gerçekleşmiş olur.
Olayda davacı, karısının borçlu olduğunu ileri sürmüştür. Satıştan önceki dönemde; Sözü geçen borcun miktarı ile mahiyeti, muacceliyet durumu ve davacı ile karısının ödeme olanakları yani parasal güçleri incelenmemiş, yüzeyde kalan ve çok yetersiz bulunan bir soruşturma sonunda dava red edilmiştir.
Eşe ait olan borç, şartları varsa koca için bir müzayaka nedeni olabilir. Normal evlilik, dar zamanlarda eşlerin birbirlerine yardımcı olmalarını zorunlu kılar. Eşlerden biri alacaklının takibi dolayisiyle korkulu rüya görürken ötekinin rahat uyuduğu düşünülemez. Kısaca, evlilikte, taraflardan birinin müzayaka içinde olması, ötekinin de müzayaka halinde bulunduğunun kabulü gerektirir.
Mahkemece, olayda Borçlar Kanununun 21. maddesinde öngörülen koşulların var olup olmadığı gereği gibi araştırılıp incelenmeden davanın reddi yönüne gidilmiş bulunması doğru değildir. Hükmün yukarıda yazılı nedenlerle HMUK.nun 428. maddesi uylarınca BOZULMASINA peşin harcın iadesine 21.11.1974 tarihinde oybirliğile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy