(743 S. K. m. 933) (6762 S. K. m. 137, 230)
Taraflar arasında görülen davada; davacı, kiracısı bulunduğu dava konusu taşınmazı, davalı ..... Özel Okullar Anonim Şirketi'nin, diğer davalılardan kayden satın aldığını, davalı şirketin tasfiye halinde olması itibariyle taşınmaz mal edinemeyeceğini bu yüzden satışın geçersiz olup batıl bulunduğunu ve olayda hukuki yararı olduğunu ileri sürerek butlan nedeniyle satışın hükümsüzlüğünün tespitini, ayrıca tapudaki intikal kaydının iptalini istemiştir.
Davalılar, cevap layihalarında ileri sürülen nedenlere dayanarak davanın yerinde bulunmadığından reddi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece, satış işleminin butlan nedeniyle hükümsüzlüğünün tespitine, iptale ilişkin istek hakkında karar vermeye yer olmadığına karar verilmiştir.
Bu kararın davalılar tarafından süresi içinde temyiz edilmesi ve davalı şirket vekilinin temyiz incelemesinin duruşmalı yapılmasını istemesi nedeniyle, dosya tetkik olunarak gereği düşünüldü:
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümünde sağlıklı bir sonuca ulaşabilmek için; öncelikle tarafların, davadaki durumlarının kısaca açıklanmasında yarar vardır.
Davacı, tapunun 20 pafta 40 ada ve 4 parsel numarasında kayıtlı, dava konusu taşınmaz malın kiracısıdır.
Davalılardan Meliha ve Can ile Refika, davaya konu teşkil eden taşınmazın önceki malikleri; diğer davalı anonim şirket ise sonraki malikidir.
Davacı, taşınmazı önceki malikler ile arasındaki kira bağıtına dayanarak elinde tuttuğunu; ancak, taşınmazı sonradan satış yoluyla iktisap eden davalı anonim şirketin, yeni malik sıfatıyla aleyhinde kiranın artırılması davası açtığını, oysa davalı şirketin tasfiye halinde olması nedeniyle TTK.'nun 137 ve 230 uncu maddeleri gereğince taşınmaz mal iktisap edemeyeceğinden davalılar arasındaki satışın yasaya aykırılığından bahisle hükümsüzlüğünün tespitini ve sonuç olarak tapudaki intikale ilişkin kaydın iptalini istemiş ve aleyhinde açılan kira tespit davası yönünden iş bu davayı açmakta hukukî yararı olduğunu ileri sürmüştür.
Açıklanan bu niteliğine göre dava; davacının kiracı olarak işgal etmekte bulunduğu taşınmazın, gerçek kişi olan önceki malikleri bir kısım davalılar tarafından diğer davalı anonim şirkete satılmasının, anonim şirketin dava dilekçesinde açıklandığı üzere tasfiye halinde olması itibariyle taşınmaz mal iktisap edemeyeceği hukuksal nedenine dayanılarak geçersiz bulunduğuna ve kaydın iptaline hükmedilmesi isteğine ilişkindir.
İçeriği yönünden istek, hukuksal açıdan hem tespit davası hem de eda davası niteliğini taşımaktadır. Genel olarak tespit davası eda davasının öncüsü olup; eda davası açılabilecek durumlarda tespit davası açılamaz. Ancak davacının hukukî yararı varsa, eda davası açabilme olanağının bulunmasına karşın tespit davası açılabilir. Ne var ki; davacının, ileride açabileceği eda davası bulunmayan hallerde, tespit davası açması olanaksızdır.
Tespit davasında da, diğer davalarda olduğu gibi; öncelikle davacı tarafın dava hakkının mevcut bulunması zorunludur. Olayda az önce açıklanan niteliği yönünden bu dava sonucunda verilecek karar taşınmaz malın aynını etkileyebilecek sonuçlar doğuracak ve ileride açılacak eda davasının tespite ilişkin bölümü bakımından kesin hüküm gücünü haiz bulunacaktır. O halde bu nitelikteki bir davayı M.K.'nun 933. maddesi gereğince yalnızca taşınmaz mal üzerinde ayni hakkı veya bu güce sahip bir hakkı haleldar olan kimse açabilir. Davacı, kiracı olarak şahsi hak sahibi olduğuna ayni bir hakka dayanmadığına ve ayrıca ilerde açabileceği bir eda davası bulunmadığına göre böyle bir davayı açma hakkının varlığından söz edilemez.
Davalı anonim şirketin, taşınmazın yeni maliki sıfatıyla, davacı aleyhinde açtığı ileri sürülen kira parasının tespiti davasında veya açılması olasılığından söz edilen tahliye davasında savunma olarak ileri sürülebilecek hususlar, ayni hakkı etkileyecek bir konuda, davacıya dava açma hakkını da kazandırmaz. Ayrıca davaya bu yönü ile hukuki yarar açısından yaklaşıldığında; davacının, olayda bir hakkının veya hukuki durumunun hali hazır bir tehlike ile tehdit edilmiş olduğunu ya da bu tehdit nedeni ile hukuki durumunun kuşku içinde bulunduğunu iddia etmek de olanaksızdır. Olayda davacının aleyhinde açılmış veya açılması olası dava nedeniyle böylesine bir tehlike içinde kaldığı, bir an için düşünülse bile; yukarıda belirtildiği üzere bu hususun sözü edilen davalarda savunma yoluyla bertaraf edilmesi mümkündür. O halde, bu niteliği bakımından davada, davacının hukukî yararının varlığı da kabul edilemez.
Hal böyle olunca davanın reddine karar verilmek gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.
Davalı tarafın temyiz itirazı yerindedir; kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre esasa ilişkin diğer yönler üzerinde durulmasına gerek görülmediğine, gelen temyiz eden vekili için 1.400 lira duruşma vekalet ücretinin temyiz edilenden tahsiline, peşin harcın iadesine oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy