(818 S. K. m. 244) (743 S. K. m. 457)
Dava ve Karar: Taraflar arasında görülen davada; davacı, davalıya bağışladığı dava konusu 1/payını BK.nun 244. maddesi gereğince iptalini ve adına tescilini istemiştir. Davalı davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Davanın reddine ilişkin olarak verilen hükmü süresi içinde davacı temyiz etmiş ve temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasını istemekle; dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Davacı baba, davalı ise oğuldur. İleri yaşlarda bulunan davacı baba, 27.10.1960 tarih 6 numaralı tapu ile kayden maliki olduğu dava konusu taşınmazdaki 1/4 payını 27.10.1960 tarihinde oğlu davalıya koşulsuz olarak bağış yolu ile temlik etmiştir. Davacı, davalının kendisini döğmesi nedeniyle bağıştan dönmeyi içeren işbu iptal davasını açmıştır.
Mahkemece; dava, döğme olayında davacının da kusurlu bulunduğu gerekçesiyle red edilmiştir.
Davada dayanılan hukuksal neden BK.nun 244. maddesinin 2. bendinde yer alan hükümdür.
BK.nun 244. maddesinin 2 bendinde lehine bağışta bulunulan, bağışlayana veya ailesine karşı kanuna göre yükümlü olduğu ödevlere önemli bir saygısızlık gösterdiği takdirde bağışta bulunanın bağışın iptaliyle, lehine bağış yapılan kimsenin elinde halen ne kalmış ise onun geri verilmesini dava edebileceği yazılıdır. Kanun koyucu sözü edilen bentdeki ehemmiyetli surette riayetsizlikte bulunmuş olmanın anlamını ve sınırını belirtmemiştir. O halde, bu ödeve hangi hallerde önemli bir saygısızlık gösterildiği davanın esasını oluşturan olayların özellikleri göz önünde tutularak değerlendirilecek ve takdir olunacaktır.
Olaya bu anlayış içerisinde yaklaşıldığında durum şöyledir: bağışa konu olan taşınmazın kirası yönünden aralarında çıkan anlaşmazlıkta davacı baba, davalı oğluna söğmüş, davalı oğul da kendi oğlu ile birlik olup davacıyı döğmüşlerdir. Sonuçta taraflar sulh ceza mahkemesinde yargılanarak hakaret ve döğme suçlarından hüküm giymişlerdir. Mahkûmiyetle sonuçlanan olaya önce davacı babanın sebep olduğu ve bu yönün ceza mahkemesince cezayı indirici neden sayıldığı kesinleşen mahkûmiyet hükmü ile sabit olduğu için tartışma konusu değildir.
Sorun, özde ve genelde babanın oğluna söğmesi olgusunun mu, yoksa, oğlunun kendi çocuğu ile birleşerek babayı döğmesi olgusunun mu, daha kınayıcı olduğunda toplanmaktadır.
Çağdaş toplumlarda olduğu gibi Türk toplumunda da; sosyal düzenin temelini ailenin oluşturduğu bir gerçektir. Özellikle Türk toplumunun sosyal yapısı gereği geleneksel aile anlayışında anne ve babanın saygın bir yeri ve yatsınamayacak bir değeri vardır. Her halükarda anne ve baba çocuklarınca el kaldırılmayacak, üzerlerine toz kondurulmayacak kutsal kişilerdir. O halde, hangi koşullar içerisinde olursa olsun oğlunun babayı döğmesi: babanın, oğula söğmesinden daha ayıp ve daha kınayıcı bir davranıştır. Baba ve annenin çocukları üzerinde yasal bir çok hakları olmasına karşın, çocuklar reşit olsalar bile anne ve babaya karşı mutlak saygı ile yükümlüdürler. Türk toplumunun genel ahlaksal yargısı böyle olduğu gibi, hukuk düzeni de bundan farklı değildir. Türk Yurttaşlar Yasasının mirastan yoksun bırakmayı düzenleyen 457. maddesinin 2. bendi hükmü bu görüşün açık bir kanıtıdır. Nitekim 457. maddenin 2. bendine ilişkin tüm bilimsel açıklamalar, BK.nun 244. maddesinin 2. bendi için de doğru sayılmaktadır.
Dosya içerisinde mahkemenin kabul ettiği ve hükmüne gerekçe yaptığı gibi babanın bağışlama olgusunu oğluna ezada bulunmanın aracı ya da belgesi olarak kullandığını gösteren ve kanıtlayan hiçbir delil ve karine mevcut değildir.
Hal böyle olduğuna göre; davalı oğulun tutum ve eylemi, daha çirkin ve daha kınanıcı nitelikte bulunduğundan davanın kabulü zorunludur.
Mahkemenin bu durumu değerlendirmede ve takdirde yanılgıya düşerek yazılı olduğu üzere davayı reddetmesinde isabet yoktur. Temyiz itirazı yerindedir.
Sonuç: Kabulü ile hükmün yukarıda açıklanan nedenlerden ötürü BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy