(743 S. K. m. 641, 931) (3402 S. K. m. 12, 16) (766 S. K. m. 2, 31, 35)
Dava: Yanlar arasında görülen davada; davacı Hazine, davalılardan Ekrem adına tapulamaca tespit ve tescil edildikten sonra satış suretiyle diğer davalılara temlik edilen 29 parsel sayılı taşınmazın revizyon gören kayıt miktar fazlasının Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki arazilerden olduğundan bahisle tapu, iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalılar, hak düşürücü sürenin geçtiğini ileri sürerek davanın reddini istemişlerdir.
Mahkemece, davanın reddine dair verilen karar yasal süresi içerisinde duruşmalı inceleme yapılması isteğiyle davacı vekili tarafından temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, miktarı 80 dönüm (73.544m2) iken hasımsız olarak açılan sınır ve yüzölçüm düzeltilmesi davası sonucunda (1854) dekara çıkartılan tapuya dayanılarak tapulamaca davalılardan Ekrem adına tespit ve tescil edildikten sonra diğer davalılara temlik edilen (29) parsel sayılı taşınmazın revizyon gören temel tapu miktar fazlası 1.777.759 m2 arazinin özel mülkiyete ve tescile konu olmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu savına dayalı miktar fazlası oranında tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir. Hasımsızdan alınan 10.7.1960 gün 10/40 sayılı tapu sınır ve yüzölçüm artırılmasına ilişkin kararın tarafı olmayan Hazineyi bağlayıcı bir yönü bulunmadığı kuşkusuzdur.
Öte yandan, gerçekten çekişmeli miktar fazlası arazinin, Medeni Yasanın 641 ve yürürlükten kaldırılan 766 sayılı Yasanın 2 ve 35. maddelerine paralel olarak düzenlenen 3402 sayılı Yasanın 16. maddesinin (B) ve (C) fıkralarında tanımlanan nitelikte yerlerden olduğu saptandığı takdirde 766 sayılı Yasanın 31/2. maddesinin yerini alan 3402 sayılı Yasanın 12 ve Medeni Yasanın 931. maddelerinin uygulama olanağı yoktur. Hazine ya da ilgili kamu kuruluşları anılan türdeki araziler hakkında on yıllık hak düşürücü süreye bağlı olmaksızın her zaman dava açabilirler.
Hal böyle olunca yanların göstereceği tüm kanıtların toplanması, yerel bilirkişi ve tanıklar arazi başında dinlenmek suretiyle yerinde uygulama yapılması, taşınmazın niteliği yönünden uzman bilirkişilerden rapor alınması, tapu fen memuru ya da harita mühendisi sıfatını taşıyan bilirkişiye uygulamayı izlemeye ve infazı sağlamaya elverişli kroki düzenlettirilmesi ve tüm kanıtlar birlikte değerlendirilerek ortaya çıkacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, değinilen içerik ve nitelikte bir soruşturma ve uygulama yapılmaksızın noksan soruşturma ile yetinilmek ve nitelendirmede de yanılgıya düşülmek suretiyle yazılı biçimde hükme varılması isabetsiz olduğu gibi, kabule göre de özel yasa ile düzenlenmiş bir dava ön koşulu olan on yıllık hak düşürücü süreden davanın reddine karar verildiği halde avukatlık parasının, Tarifenin 8. maddesi gereğince ikinci kısmın ikinci bölümünde yazılı miktarı geçmemek üzere tayini gerektiğinin gözetilmemesi de doğru değildir.
Sonuç: Davacı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, gelen temyiz eden Hazine vekili için 24.800 lira duruşma vekalet ücretinin temyiz edilenlerden tahsiline ve peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 14.03.1989 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy