(1086 S. K. m. 438) (2762 S. K. m. 1, 44)
Dava: Davacı tarafından,davalı aleyhine açılan tapu iptali ve tescil davasının yapılan yargılamasında, mahkemece davanın reddine dair verilen kararın davacı idare vekili tarafından temyizi üzerine davalı vekilinin temyize cevap dilekçesindeki duruşma isteği değer ve tebligat giderinin yatırılmamış olmasından ötürü HUMK.nun 438. maddesi hükmünce reddedilerek dosya okundu, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacı hazine vekili, 446 ada 28 parsel sayılı taşınmazdaki D. P.'ya ait l/2 yarı payın vasiyet yoluyla davalı B. R. Hastanesi vakfına bağışlandığını, oysa anılan vakfın bağış kabul etmesine yasal olanak bulunmadığını ileri sürmüş, tapunun iptali ile adına tesçilini istemiştir. Hemen belirtilmelidirki; yasaların getirdiği bazı sınırlayıcı hükümler yerinde kalmak ve karşılıklılık ilkesine fiili uygulamadada geçerlilik tanıyıp saygılı olmak şartıyla yabancı gerçek kişilerin Türkiye'de miras yoluyla mal edinmelerine imkan tanınmış olmasına karşın, tüzel kişiler bu imkandan yoksun bırakılmışlardır. Esasen, Medeni Kanundan önceki mevzuat yönündende (osmanlı imparatorluğu devrindede) 7 sefer l284 tarihli kanunla yabancı gerçek kişilere Türkiye'de taşınmaz mal edinme hakkı verilmişken, 1328 tarihli kanunla yabancı tüzel kişiler bundan ayrık tutulmuşlardır. Öte yandan, 5404 sayılı kanunla değiştirilen vakıflar kanununun l.maddesinin son fıkrasında cemaatların ve esnafa ait vakıfların kendileri tarafından seçilen kişi veya kurullarca yönetileceği öngörülmüş, böylece bunlar, tüzel kişiliklerine dokunulmamak üzere bir statüye bağlanmıştır. Vakıflar Kanununun 44. maddesinde, (...l6 Şubat 1328 tarihli kanunun yayınlanmasından sonra tapuya verilmiş defterlerle ve buna benzer belgelerle anlaşılacak olan yerlerin o yolda vakıflar kütüğüne geçeceği...) hükmü yer almıştır. Bu suretle, vakıf niteliği kazanan cemaatlara ait hayri, ilmi ve bedii amaçlar güden kuruluşların düzenlenmiş vakıfnameleri bulunmadığı için az önce belirtilen 44. madde gereğince bunların süresinde verdikleri beyannamelerinin "vakıfname" olarak kabulü zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Nasılkı, vakıfnamede mal edinme için açıklık olmıyan hallerde vakıf tüzel kişiliği mal edinemezse, beyannamelerinde bağış kabul edecekleri yolunda açıklık olmıyan hayır kurumları da gerek doğrudan doğruya, gerekse vasiyet yolu ile taşınmaz mal iktisap edemezler. Çünkü vasiyeti kabul, yararına vasiyet yapılana ait bir haktır. Vakıf (vakfeden) vakıfnamesinde izin vermedikçe onun iradesi dışına çıkılıp mal kabul olunamaz. Öyle ise, B. R. Hastanesi Vakfının gerek doğrudan gerekse vasiyet yolu ile taşınmaz mal edinemiyeceğinin kabulü gerekir. Davalı B. R. Hastanesi Vakfı, 2762 sayılı Vakıflar Yasasının birinci maddesinin 2.fıkrasında tanımı yapılmış bulunan mülhak vakıflardan bulunduğuna göre, vakıflar genel müdürlüğünün denetimine tabidir. Özel yasasında sayılan işleri yapmakla yetkili kılınmış olan vakıflar genel müdürlüğünün denetimi altında tuttuğu vakıf kuruluşlarca yasalara aykırı olarak oluşturulmuş hukuki tasarrufların düzeltilmesi ve bunların iptali için dava açabileceği kuşkusuzdur. Özel yasanın tanıdığı dava hakkı Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait olmakla birlikte, değinilen nitelikteki temliki tasarruflar kamu düzeninide ilgilendirdiği cihetle, tasarruflara yönelik dava hakkının hazineye de tanınmış olmasında bir usulsüzlük yoktur.
O halde, davaya konu yarı pay yönünden hazine yararına mirasçı sıfatıyla tesil isteyebilme koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılması, gerçekleşmiş ise, iptal ve tesçile karar verilmesi, aksi durumda (tesçil isteyebilme imkanının doğmadığının anlaşılması durumunda) iptal ve eski hale getirilme ile yetinilmesi gerekirken, davanın reddedilmesi doğru değildir. Davacı hazinenin temyiz itirazları yerindedir, kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine 22.2.l993 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy