(818 S. K. m. 213) (743 S. K. m. 581) (1512 S. K. m. 89)
Dava: Davacı tarafından davalı aleyhine açılan davada, mahkemece verilen karar süresinde temyiz edilmekle; dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dosyaya konu taşınmazın iştirak halinde mülkiyete konu olduğu ve bir kısım iştirakçiler tarafından da davalıya satışının vadedilip zilyetliğinin de teslim edildiği anlaşılmaktadır. Gerçekten, dosyaya getirilen satış vaadi sözleşmesinin karşılık taahhütleri içerecek biçimde ve noterlik huzurunda düzenlendiği bellidir. O halde olayda sözleşmenin usulünce düzenlenmediğine ilişkin iddianın dayanağı yoktur. Öte yandan, iştirak halindeki mülkiyete konu olan taşınmazın iştirakçilerinden bir bölümünün kendi iştirak paylarının satışını vaadetmeleri mümkündür. Zira bu tür bir sözleşme, iştirakin çözülmesi durumunda ifa olanağı kazanır. Ne varki, satış vaadi sözleşmesi ilgilisine kişisel hak sağlar. Kişisel hakkın aynı hakla çatışması halinde de aynı hakka üstünlük tanınmalıdır.
Sonuç: Bu itibarla, mahkemece sözleşmenin iptaline yönelik isteğin reddedilmesi ve sözleşmenin sağladığı kişisel hak saklı tutularak müdahalenin önlenmesine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere davanın tümüyle reddedilmesi doğru değildir. Davacıların temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle hükmün bu nedenle HUMK.nun 428. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 29.12.1993 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy