(1086 S. K. m. 237)
Dava: Taraflar arasındaki davadan dolayı Eğirdir Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 24.5.1996 gün ve 216/89 sayılı hükmün Bozulmasına ilişkin olan 11.11.1996 gün ve 12406/l3147 sayılı kararın düzeltilmesi süresinde Davacılar vekili tarafından istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Maddi anlamda kesin hüküm, yargısal (kazai) kararlara tanınan yasal gerçeklik (hakikat) vasfıdır. Bu vasıf yargısal (kazai) kararların gerçeğe (hakikata) uygun olarak verildiğinin kabul edilmesini zorunlu kılar. Kesin hüküm kuralı, haklı ve adil kararların korunması yanında, kişiler arasındaki çekişmelerin sonsuza dek devam etmesini önlemek, toplumun istikrar ve düzenini sağlamak, hukukun ve yargının güvenirliğini korumak amacıyla'da kabul edilmiştir. Bütün yasal yollar kapandıktan ve verilen hüküm kesinleştikten sonra, aynı davanın tekrar yargı önüne getirilmesi, toplumda sonu gelmeyen çekişmelere, huzursuzluklara, istikrarsızlıklara, kazanılmış hakların her zaman ortadan kaldırılabileceği endişesine neden olur. Çelişkili kararların çıkmasına sebebiyet verir. Bu itibarla, tarafları, mevzuu ve sebebi aynı olan, devletin iştiraki, hakimin tarafsız araştırması ve iradesi ile kurulan, tüm yasal yollardan geçmek suretiyle kesinleşen önceki hükmün korunmasında kamunun büyük yararı bulunmaktadır.
Hukukumuzda kamu düzeninden sayılan ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 237. maddesinde düzenlenen kesin hüküm tarafların anlaşmaları ile ortadan kaldırılamadığı gibi, Mahkemece kendiliğinden (resen) göz önünde tutulur. Taraflar arasında düzenlediği hak ve çıkar ilişkileri yönünden yasal gerçeklik (hakikat) sayıldığından hem tarafları, hem de üçüncü kişileri bağlar.
Somut olayda, taraflar arasında görülüp karara bağlanan önceki dava dosyasında davacılar miras bırakanları Nuri adına kayıtlı tapuya dayanarak kadastroca Hazine üzerine tesbit ve tescil edilen 2 parsel sayılı taşınmazın tamamının tapu (çap) kaydının iptali ile adlarına tescilini istemişlerdir. Her ne kadar dayandıkları 20.10.1948 tarih 20 nolu tapu kaydı yukarıda değinildiği üzere miras bırakanı N. Taktak adına kayıtlı ise de davacılar dava dilekçelerinde taşınmazın kök miras bırakanları Halis'ten geldiğini vurgulayarak Halis'in veraset ilamını ibraz etmişlerdir. Mahkemece de bu veraset ilamı esas alınarak davacıların payı oranında iptal ve tescile karar verilmiş, arta kalan paylar Hazine üzerinde bırakılmıştır. Bu karar taraflarca temyiz edilmediğinden kesinleşmiştir.
Eldeki davada ise davacılar yine ayni sebebe dayanarak aynı taşınmaz hakkında Hazine aleyhine dava açarak bu kez miras bırakanları Nuri'nin veraset ilamına göre karar verilmesini istemektedirler.
Açıklandığı gibi, her iki davanın tarafları mevzuu ve dava sebebi aynıdır. Önceki davada mahkeme, pay oranının tesbitinde bir hata yapmışsa, başka bir anlatımla miras bırakan Nuri'nin veraset ilamına göre pay vermesi gerekirken, kök miras bırakan Halis'in veraset ilamına esas alarak hüküm kurmuşsa o kararın davacılar tarafından temyiz edilerek belirtilen şekilde kesinleşmesinin önlenilmesi gerekirdi. Kesinleşmekle yasal geçerlilik (hakikat) vasfını kazanan bu hükmün aksine aynı taraflar arasında aynı taşınmaza ilişkin aynı dava sebebine (mülkiyet hakkına) dayanılarak yeni bir delilden (veraset ilamından) bahisle yeni bir hüküm kurulamaz.
Sonuç: Yerel Mahkemece verilen ret kararı doğrudur. Davacıların HUMK. nun 440. maddesinde sayılan dört halden hiçbirine uymayan karar düzeltme istekleri yerinde görülmediğinden REDDİNE, Davacılardan usulün 442 ve 5435 sayılı kanunun ikinci maddeleri gereğince takdiren 429.600'er lira para cezası ile 870.000'er lira ret harcının alınarak Hazineye gelir kaydına 20.01.1997 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy