(3402 S. K. m. 16) (743 S. K. m. 641) (633 S. K. m. 35) (2908 S. K. m. 64)
Davacı tarafından, davalılar aleyhine açılan iptal, tescil elatmanın önlenmesi davasının yapılan yargılamasında, mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, davacı K.... Hizmet Vakfı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle, süresinde verildiği anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı dernek davada kendisine ait Cami ve külliyesinden ibaret olan 10 parsel nolu taşınmazın önceki yöneticiler tarafından davalı vakfa yolsuz olarak bağışlandığını ileri sürerek iptal ve tescil istemiş yerel mahkemece kabul kararı verilmiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki, camiler, müslümanların ibadetine mahsus umuma açık mabetlerdir. Bu nitelikleri gereği de kamu mallarındandır. Bilindiği üzere 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16. maddesi kamunun ortak kullanımına ayrılan, cami, namazgah ve benzeri yerlerin Hazine, kamu, kurum ve kuruluşları, il, belediye, köy veya mahalli idare birlikleri tüzel kişilikleri adına
tespit olunacağı hükmünü içermektedir. Bunun yanında Medeni Kanunun 641. maddesinde de, menfaatı umuma ait malların kural olarak devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğuna değinilmiş, bunların işletilme ve kullanılmasının özel hükümlerle düzenleneceği belirtilmiştir.
Bu cümleden olarak; 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanunun 35. maddesinin değiştirilmesine dair 4379 sayılı Yasa ile değişik söz konusu maddede cami ve mescitlerin Diyanet İşleri Başkanlığının izni ile açılıp Başkanlıkça yönetileceği, gerçek ve tüzel kişiler tarafından yapıldığı halde izinli veya izinsiz olarak ibadete açılmış bulunan cami ve mescitlerin yönetiminin Üç ay içerisinde Diyanet işleri Başkanlığına devredileceği hükmü getirilmiştir.
Öte yandan; 2908 sayılı Dernekler Kanununun 64. maddesine göre, dernekler, ikametgahları ile amaç ve faaliyetleri için gerekli olanlardan başka taşınmaz mala sahip olamazlar. Bu edinme yasağının, sadece satın alma, yahut bağış kabul etme anlamında değil, derneğin elinde olanın da tasfiyesini kapsamına aldığı açıktır. 2908 sayılı Yasanın 64/2. maddesi bu tasfiyenin ne suretle yapılacağını da hükme bağlamıştır.
Bütün bu düzenlemeler karşısında, kamunun yararlanmasına mahsus, kamu mallarından olan cami ve müştemilatlarının, kamu tüzel kişileri dışında, özel ve tüzel kişilerin (vakıf, dernek vs.) mülkiyetine konu olamıyacağı gibi, bu yerlerin yönetim ve tasarrufunun da özel ve tüzel kişilere bırakılmayacağı kesin sonucuna varılmaktadır.
Ayrıca, din hizmetlerinin bir bütün olarak topluma sunulması amacıyla, cami ile birlikte oluşturulan imam evi, kuran kursu ve bu yerleri yaşatma. amacının ekonomik desteğini sağlayan, aynı külliye içerisindeki iş yerlerinin yek diğerinden ayrılma olanağı bulunmadığı, buraların da özel ve tüzel kişilerin edinme ve yönetme yasağı kapsamında olacağı' kuşkusuzdur.
Somut olayda, davanın tarafları olan vakıf ile dernek, yukarıda nitelikleri belirtilen cami ve müştemilatı üzerinde mülkiyet çekişmesi yaratmışlardır. Ne var ki, yasa gereği mülkiyet ve yönetim haklarına sahip olması gereken kamu tüzel kişileri davada taraf değildir.
Hal böyle olunca; yukarıda belirtilen kurumlarca açılmış bir dava bulunmadığından, açıklanan gerekçelerle davalı vakfın temyiz itirazlarının reddi ile sonucu bakımından doğru görülen hükmün (ONANMASINA), 16.5.1997 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Yasasının 14. maddesi gereğince gelen temyiz edilen vekili için 20.000.000 lira duruşma avukatlık parasının temyiz edenden alınmasına, 27.11.1998 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy