(743 S. K. m. 634) (818 S. K. m. 18, 213) (2644 S. K. m. 26)
Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan tapu iptali, tescil davasının yapılan yargılamasında, Mahkemece davanın reddine dair verilen karar, davacılar vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, B. Y.nın 18. maddesinden kaynaklanan muvazaa hukuksal nedenine dayalı tapu iptali, tescil isteğine ilişkindir.
Uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 634, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olayda, davacıların miras bırakanın torunları (kendisinden önce ölen oğlunun çocukları) davalının da diğer evladı olduğu, başka mirasçısı bulunmadığı, çekişme konusu taşınmaz murise aitken, 1980 yılında 136.000 lira bedelle davalıya satıldığı, davalı tarafından 1982 yılında tekrar murise satışla iade edildiği, 27.6.1994 tarihinde yine murisin satış suretiyle 50.000.000 lira bedel göstererek davalıya temlik ettiği, murisin daha önce sattığı bir dairesinin parasını faize yatırıp onunla geçindiği; ayrıca, ölen oğlundan emekli maaşı aldığı, paraya ihtiyacı bulunmadığı, davalı tarafından bakıldığı, satış tarihi ile ölüm tarihi arasında kısa bir süre bulunmasına rağmen terekeden para çıkmadığı, toplanan delillerden ve tüm dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Her ne kadar davalı, 100.000.000 lira bedelin murise ödendiğine ilişkin 27.6.1994 ve 28.6.1994 tarihli belgeler ibraz etmiş ise de, anılan belgeler muvazaanın olmadığını kanıtlayamayacağı gibi, haksız fiile uğrayan 3. kişiye karşı da bağlayıcılığı yoktur. Aksine bu belgeler, işlemin muvazaalı yapıldığının bir kanıtıdır. Bedeller arasındaki aşırı oransızlık da muvazaayı kanıtlayan diğer bir olgudur.
Hal böyle olunca, iddianın kanıtlandığı gözetilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, delillerin taktirinde yanılgıya düşülerek reddedilmesi doğru değildir.
Davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (BOZULMASINA), 5.5.1998 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy