Dava: Davacılar tarafından, davalı aleyhine açılan tapu iptali ve tescil davasının yapılan yargılamasında, mahkemece davanın reddine dair verilen karar, davacılar vekili tarafından süresinde reddine dair verilen karar, davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, muris muvazaasına dayalı miras payı oranında iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Uygulamada ve öğretide "muris muvazada" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf - vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaa da miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapula taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede idaresini satış ve ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesinde medeni Kanunun 634. Borçlar Kanununun 213 ve Tapu Kanununun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirascılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa ndeni ile geçersizliğinin tespiti ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini istiyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyile miras ırakanın asıl idare ve amacının duraksamaya yer bırakmıyacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek idare ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmeside büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup blunmadığını, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı fark taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince; murisin 30.8.1994 tarihinde öldüğü davacıların kızları ve oğlu Sabri; davalının ise oğlu Suphi oludğu, çekişmesi tarala vasıflı yerinin bir kısım payını davalıya temlik ettiği, çekişmeli yer içinde davalı ile dava dışı oğlunun evlerinin bulunduğu, ekonomik yönden durumunun iyi olduğu herhangi bir taşınmaz satmaya ihtiyacının bulunmadığı dava dışı bir kısımı yerini de davalıya satışını vaad ettiği böylece miras bırakanın davacı olan mirasçıların miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış doğrultusunda açıklamak suretiyle davalıya devrettiği dosya içeriği, toplanan delillerden anlaşıldığından davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken delillerin yanlış değerlendirilmesiyle yazılı olduğu üzere reddedilmesi isabetsizdir.
Davacılar vekilinin temyiz itirazaı yerindedir. Kabulüyle hükmün yukarda açıklanan nedenlerden dolayı (BOZULMASINA), oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy