(743 S. K. m. 2, 901, 902, 931)
Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan tapu iptali, tescil davasının yapılan yargılamasında, Mahkemece dava'nın kabulüne dair verilen kararın davalılardan G. tarafından temyizi üzerine dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava konusu taşınmazın mülkiyetinin icra ihalesi yoluyla davalının bayii (satıcısı) G. adına tapuya tescil edilmesine esas alınan ihale işlemi, sonradan feshe ilişkin 27.4.1998 tarih 1006/571 sayılı ilamla iptal edilmiş ve böylece tescilin dayanağına teşkil eden neden ve illet ortadan kalkmıştır. Ne varki, sicile itimat sonucu taşınmazı edinen davalının iyiniyetli olup olmadığı diğer bir deyişle Medeni Kanun'un 931. maddesi'nin koruyuculuğundan yararlanıp yararlanamıyacağına dair soruşturma hükme yeterli değildir.
Bilindiği üzere hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla Medeni Kanun'un 2. maddesi'nin genel hükmü yanında menkul mallarda 901 ve 902, tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 931. maddesi'nin özel hükümleri getirilmiştir. Öte yandan bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarakda tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke MK.'nun 931. maddesinde aynen "tapu sicilindeki kayda hüsnüniyetle istinat ederek mülkiyet veya diğer bir ayni hakkı iktisap eden kişinin bu iktisabı muteber olur" şeklinde yer almış aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğinde bulunan 932. maddede başka bir ifade ile tekrarlanmıştır. Söz konusu maddeye göre tapu sicilinde ismi geçen kişinin gerçek hak sahibi olduğuna inanan veya kendinden beklenen tüm özeni göstermesine rağmen gerçek malik olmadığını, tapu sicilinde yolsuzluk bulunduğunu bilmesi imkansız olan kişinin iktisabı geçerlidir.
Ne varki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplam düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır. Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin, Devlete ve adalete olan güven ve saygısına sarsacağı ve kişi yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyi niyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima gözönünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle "kötü niyet iddiasının def'i, değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden de (resen) nazara alınacağı ilkeleri 8.11.1991 tarih 1990/4 esas 1991/13 sayılı İnançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.
Hal böyle olunca, toplanan ve toplanacak delillerin yeniden değerlendirilmek suretiyle icra ihalesinin feshedilmesinin nedeni olan olayları ve ilişkileri bilip bilmediğinin açıkça belli edilmesi hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, anılan hususlar araştırılmadan yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir. Davalı Gülseren'in temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (BOZULMASINA), 18.3.1999 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy