(3402 S. K. m. 14) (743 S. K. m. 639)
Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan davada, nahkemece verilen karar süresinde temyiz edilmekle, dosya incelhendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Hükmüne uyulan Daire bozma karakında, vakıf malların zilyetlikle mülk edinilebilmesinin koşulları, ayrıntılı olarak ve ilkelerinede değinilerek açıklanmış; sonuç bölümünde ise (... öncelikle Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünden ve Vakıflar Genel Müdürlüğünden bilgi alınmak, gerektiğinde konunun uzmanı kişilerden seçilecek bilirkişi veya bilirkişi kuruluna inceleme yaptırılmak suretiyle davada dayanılan belgenin niteliğinin; özellikle, vakfın türünün saptanmasının zorunlu bulunduğu...) vurgulanmıştır.
Dosyaya Vakıflar Genel Müdür Yardımcısı imzasıyla gelen 11 Eylül 1997 günlü yazıda, (... bu vakfa ait vakfiye kaydına rastlanılmamış isede, tasdikli bir sureti ekte gönderilen 1246 H. (1830 M.9 tarihli beratın incelenmesinden, vakfa ait bir adet hayrat nev'inde zaviye ve zaviyenin hizmet ve ihtiyaçlarına gelirleri sarf olunmak üzere beş adet mezra ile bir adet değirmenin vakfedildiği anlaşılmıştır...) şeklindeki ifadelere yer verilmiştir. Bunun yanısıra, uzman bilirkişi kurulu tarafından düzenlenen 6.10.1997 ve 18.12.1997 günlü raporlarda da (... davada dayanılan belgenin bir vakıfname değil, bir "beraat" sureti olduğu belgede, onacak isimli bir zaviyenin varlığı belirtildiği; H..... oğulları zamanından beri zaviyenin şeyhleri tarafından kullanılagelen tahminen 400 ve 500 dönüm vakıf mezrasına; ayrıca, " onacak zaviyesine" yakın yirmi dönümlük ve otuz dönümlük vakıf yerler bulunduğuna; vakıf kapsamındaki değirmene değinildiği...) açıklanmıştır. Ayrıca, mütercim ahmet imzalı 5.9.1997 günlü rapor ise, kaydına rastlanılmamış "Onacak zaviyesi vakfın" varlığını; vakfa ait bir adet hayrat nev'inden zaviye ve zaviyenin hizmet ve ihtiyaçlarına gelirleri sarf olunmak üzere beş adet mezra ile binr değirmenin vakıf kapsamında bulunduğunu doğrulamaktadır.
Bu itibarla uyuşmazlığın çözümlenmesinde, 677 sayılı tekke ve Zaviyelerin İlgasına ilişkin Kanunun gözardı edilmiyeceği kuşkusuzdur.
Hemen belirtilmelidir ki; Tekke ve Zaviyelere ait vakıflara vakfedilen sahih malların mülkiyeti, Vakıflar Genel Müdürlüğüne geçmiş ve mazbutiyet durumu doğmuşütur. Miri araziden olup, vakfın doğrudan doğruya tasarrufuna bırakılan haklarına gelince; tahsis artık muteber sayılmayan bir mahiyet almış bulunduğundan vakfın tasarruf hakkı sona ermiş ve 677 sayılı Kanunun yürürlüğüne girmesiyle bu gibi yerler üzerindeki hazinenin mülkiyet hakkı kayıtsız olarak kalmıştır (Dr. Suat BERTAN; Ayni Haklar; Cilt. 1, Sh. 84 ve devamı). O halde; 677 sayılı Kanun gereği hazineye dönen 'avdet eden) tarşınmazlardan tapuda kayıtlı olanların zilyetlikle mülk edinilmesi olanağının oluşacağı elbette söylenemez. Nevar ki, hazineye dönen tapusuz miri araziler üzerinde zilyetlikten mülk edinme koşullarının gerçekleşebileceğinde duraksamaya yer olmamalıdır.
Öte yandan, davada dayanılan 1246 H. (1830 M.) tarihli beratın; zilyetlikten ötürü mülk erdinmeyi engelliyen bir mülkiyet belgesi netiliğinde kabul edilmesi olanağı yoktur. Berat; çoğu kez ferman ile eş anlamlı olarak kullanılır (Bkz. Ferit Develioğlu; Osmanlıca - Türkçe Lügat). Belirtilen niteliğinden dolayıda zilyetliğin delili lsayılır (3402 Sk. Md. 14)
Yukarıda belirtilen ilke ve olgular ile dosya içeriği ile toplanan deliller birlikte değerlendirildiğinde, davalılar yararına zilyetlikle mülk edinme koşullarının gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, davanın reddedilmesi açıklanan gerekçelere göre sonucu bakımından doğrudur.
Sonuç: Davacı Vakıflar Genel Müdürlüğün temyiz itirazları yerinde değildir, reddiyle hükmün (ONANMASINA), 17.5.1999 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy