(818 S. K. m. 511, 513, 517)
Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan davada mahkemece verilen karar, süresinde temyiz edilmekle dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilesine ait 775 ve 776 parsel sayılı taşınmazların davalıya ölünceye kadar bakma ve gözetme sözleşmesi ile temlik edilmiş olmasına karşın; davalının bakıp gözetme yükümlülüğünü yerine getirmeyerek sözleşmeye aykırı davrandığını ileri sürmüş; iptal isteğinde bulunmuştur.
Mahkemece (... davaya konu yapılan taşınmazların dava dışı kişiler adına tapuda kayıtlı olduğu...) gerekçesiyle davanın sıfat yokluğu noktasından reddine karar verilmiştir.
Dosyaya getirtilen kayıt ve belgelerden; "kargir ev, samanhane ve bahçe" niteliğindeki (4900 m2'lik) 775 parsel sayılı taşınmazın 1/2 yarı payı ile "bahçe" niteliğindeki (2800 m2'lik) 776 parsel sayılı taşınmazın tamamının davacı F ait iken; 21.1.1994 tarihinde ölünceye kadar bakma sözleşmesine bağlanıp, davalı M'ya temlik edildiği; bu temlikten bir süre sonra davalının, 775 parsel sayılı taşınmazdaki 1/2 yarı payını ve 776 parsel sayılı taşınmazını vermek; karşılığında da "tarla" niteliğinde olan (6162 m2'lik) 150 parsel sayılı taşınmazı dava dışı N, isimli kişiden almak suretiyle 15.2.1995 tarihli remi trampa işlemini gerçekleştirdiği anlaşılmaktadır. Ne var ki, bakım borçlusunun (davalının) sözleşmeden sonra taşınmazların mülkiyetini elden çıkarması ve bakım alacaklısı davacının da muvazaalı devirlerden söz edip yeni (sonraki) malik ya da malikler aleyhine dava açmamış olması; onu (bakım borçlusu davalıyı), sözleşmeden kaynaklanan sorumluluğundan kurtaramaz. Öyle ise sözleşenler arasında görülen eldeki davada; işin esasına girilerek soruşturmanın tamamlanması; hak ve adalete en uygun düşecek çözüme ulaşılması zorunludur. uyuşmazlığa çözüm getirmekle görevli bulunan yargıç tarafların durumuna ve olayın özelliğine bakarak en elverişli tazmin şekli seçmek durumundadır. Kuşkusuz çoğu zaman tazmin parayla olacaktır. Fakat gerektiğinde aynen tazmin yoluna da gidilebilecektir.
Bilindiği üzere; ölünceye kadar bakıp gözetmek sözleşmesi basitçe taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen, bazı yönleri itibarıyla talih ve tesadüfe, ayrıca şekle bağlı bir sözleşme şeklinde tanımlanabilir. Nitekim, söz konusu sözleşme BK'nın 511. maddesinde "kaydı hayat ile bakma mukavelesi, akitlerden birinin diğerine ölünceye kadar bakmak ve onu görüp gözetmek şartıyla bir mamelek yahut bazı malların temlikini iltizam etmesinden ibaret olan bir akit" olarak tarif edilmiştir.
Anılan yasanın bu ve devamı maddelerinin açık hükümlerinde belirtildiği gibi ölünceye kadar bakım sözleşmesi ile bakım alacaklısı sözleşmeye konu olan mamelek veya bazı mallarının mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme, bakım borçlusu da kural olarak bakım alacaklısını kendi ailesi içerisine alıp, ona özenle ölünceye kadar bakıp gözetmek yükümlülüğü altına girer. Hemen belirtmek gerekir ki, bakım borçlusunun bakıp gözetmek yükümlülüğü, aksi kararlaştırılmadığı sürece bakım alacaklısını ailesi içerisine alıp, ikametini temin etme yanında, beslenme giydirme hastalığında hekime götürüp, gerekli ihtimamı gösterme, manevi yönden her türlü yardım ve desteği sağlama gibi ödevleri de içerisine alır. Kuşkusuz bakım borçlusu yükümlülüklerini yerine getirirken, aldığı malların kıymetine, bakım alacaklısının önceden sahip olduğu içtimai mevkiine ve hakkaniyet kurallarına göre hareket etmek zorundadır. Öte yandan, yükümlülüklerin yerine getirilmemesinin sonuçları BK'nın 517. maddesinde açıklanmış sözleşmeden doğan ödevlere aykırılık yüzünden ilişki çekilmez olmuşsa, ya da başka önemli nedenlerle ilişkinin sürdürülmesi aşırı ölçüde güçleşmiş veya olanaksız hale gelmişse taraflardan her birinin tek yanlı olarak sözleşmeyi feshetme, verdiği şeyi geri alma hatta karşı tarafın kusurlu olması halinde tazminat isteme hakkı tanınmıştır. O halde yükümlülüklerini yerine getirmeyen bakım borçlusuna karşı bakım alacaklısı her zaman fesih hakkını kullanabilmekte, fesih geçmişe etkili (makable şamil) olmak üzere sözleşmeyi sona erdirdiğinden verdiği şeyi de geri isteyebilmektedir.
Öte yandan, ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi ile bakım borçlusuna devir ve temlik edilen taşınmazın başkasına devredilmesini önleyen bir yasa hükmü yoktur. Esasen bu husus mülkiyetin doğal bir sonucudur.
Ne var ki ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi ile bakım alacaklısı hayatı boyunca bakılıp gözetilmeyi isteme gibi daha az teminatlı bir kişisel hak karşılığında taşınmazının mülkiyetini devretmektedir. İşte yasa koyucu sözleşmenin yanları arasındaki bu dengesizliği gidermek amacıyla bakım alacaklısı yararına devrettiği taşınmaz üzerinde Medeni Kanunun 807 ve 808. maddeleri yanında Borçlar Kanunu'nun 513. maddesi ile de yasal bir ipotek hakkı bahsetmiştir.
Ancak, bakım alacaklısı yasalarla kendisine tanınan bu ipotek hakkını temlik tarihinden itibaren üç aylık süre içerisinde herkese karşı ileri sürebilirse de, sözkonusu hak düşürücü süre geçtikten sonra üçüncü kişilere karşı ipotek hakkını kullanabilmesi tapu siciline tescil ettirmesine bağlıdır. Başka bir anlatımla; bakım alacaklısının, değinilen hak düşürücü süre içerisinde tapuya tescil ettirmediği takdirde yasal ipotek hakkını, muvazaalı temlikler dışında üçüncü kişilere karşı kullanmasında yasal olanak yoktur.
Hal böyle olunca; öncelikle bakım borçlusu davalının mülkiyetine trampa yoluyla geçen 150 sayılı parsel kaydının dosyaya getirtilmesi; işin esası yönünden tarafların delillerinin eksiksiz toplanılıp değerlendirme yapılması; ayrıca, önceden açılan davadan vazgeçilmesinin sonradan ortaya çıkan vakıalara dayalı yeni bir davanın açılmasına engel olamayacağı kuralının da gözetilmesi; toplanıp değerlendirilecek delillerin sözleşmeye aykırılık iddiasını doğrulaması durumunda; bakım alacaklısı davacıya, sözleşmeyle davalıya verdiklerinin karşılığı olarak davalının trampadan aldığı taşınmaz (150 sayılı parsel) mülkiyetinin (iptal ve adına tescil yoluyla) bırakılıp bırakılmayacağının, yukarıda değinilen ilkeler ve yasal düzenlemeler uyarınca tahlil ve takdir edilmesi; buna (aynen tazmine) imkân görülememesi halinde ise para ile tazmin ve hakkın uygun bir tazminata hükmedilerek teslimi hususunun değerlendirilmesi ve sonucu doğrultusunda bir karar verilmesi gerekirken işin esası incelenmeden davanın sıfat yokluğu gerekçe gösterilip reddedilmesi isabetsizdir.
Davacı vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün HUMK'nun 428. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 24.6.1999 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy