(743 S. K. m. 618) (1086 S. K. m. 237)
Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan davada, mahkemece verilen karar süresinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacı Hazine, 731 parsel sayılı taşınmazın hazine adına kayıtlı iken Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olması sebebiyle kaydın iptaline karar verildiğini, bu taşınmaz üzerine davalılar ve babaları tarafından kaçak inşaat yapıldığını, babaları Yusuf aleyhine açılan (1979/3 esas 1982/290 karar) elatmanın önlenmesi ve kal davasının kabulüne karar verildiğini ancak davalılar tarafından açılan (1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1989/561 esas, 1991/372 karar, 4.6.1991 tarih) muarazanın men-i davasının da her birinin müstakil olarak evleri için tek bir kararla icra takibi yapılamıyacağı gerekçesiyle kabulüne karar verildiğini, çekişmeli 731 parselin Maliye ve Gümrük Bakanlığınca Eğitim ve Dinlenme Tesisleri yapılmak üzere tahsis edildiğini ileri sürüp elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğinde bulunmuştur. Mahkemece kesin hükmün varlığından söz edilerek davanın reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere, HUMK. nun 237. maddesinde aynen (Kaziyei muhkeme ancak mevzuunu teşkil eden husus hakkında muteberdir. Kaziyei muhkeme, mevcuttur denebilmek için iki tarafın ve müddeabihin ve istinat olunan sebebin müttehit olması lazımdır) denmektedir.
Maddi anlamda kesinliği ifade eden anılan madde, taraf, konu ve sebep birliğinin var olmasını öngörmektedir. Kesin hükmün diğer bir unsuru da şekli yönden kesinleşmedir. Diğer bir değişle hükmün kanun yollarının (temyiz ve karar düzeltme) incelemesinden geçerek ya da kanun yollarına başvurulmaksızın kesinleşmiş olması gerekir.
Somut olayda ilk dava davacı hazine tarafından o tarih itibariyle namına tapuya kaydedilen 731 numaralı çap kaydına dayanılarak elatmanın önlenmesi ve yıkım isteği ile açılmıştır. Mahkemece taşınmazın belediye mücavir alan sınırları içinde olduğu ve hazinenin dava açma hakkı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, temyiz incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.(1976/287 esas - 1988/908 karar)
Ne var ki, o davaya bakılmakta iken esas mülkiyetin aidiyetini ve gerçek hakkı belirleyecek ikinci iptal tescil davası olarak 1979 yılında (1979/13 esas - 82/290 karar) Yusuf Aytaç tarafından hazine aleyhine açılmış ve Yüksek 8. Hukuk Dairesinin, bozma kararında belirtilen hususlara uyulmuş ve 26.5.1982 tarih 1979/13 esas 1981/290 sayılı hükümle çekişmeli yere deniz sahili ve kumsal saha niteliği verilerek kesinleşmiştir. Anılan (iptal ve tescile dayanılıp açılan) hüküm nedeniyle ortaya çıkan mülkiyet durumundan ötürü ilk hükmün eldeki dava için kesin hüküm olarak değerlendirilemiyeceği kuşkusuzdur.
Öte yandan Yüksek 14. Hukuk Dairesinin 19.11.1993 tarih 93/723-9051 karar sayılı ilamı ile onanıp kesinleşen hüküm çapa göre açılan dava sonucu verilen karara dayandırılmıştır. Öyleyse İskenderun 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1989/561 Esas-1991/372 karar sayılı hükmünde işbu davaya kesin hüküm noktasından etkisi yoktur.
Sonuç: Hemen belirtilmelidir ki, 775 sayılı yasanın 3. maddesine istisna getiren düzenlemelere bakıldığında çekişmeli yerin Belediyeye geçmeyen yerlerden olduğu da açıktır. Bunun yanı sıra 2805 sayılı yasanın 13/b maddesinin olaya uygulanması olanağı da yoktur. Hal böyle olunca işin esasının incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere davanın reddi isabetsizdir. Davacı hazine vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 16.10.2000 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy