(743 S. K. m. 2, 634)
Dava: Davacılar tarafından, davalılar aleyhine açılan elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davasının yapılan yargılamasında, Mahkemece davanın kabulüne dair verilen kararın davalı M. İ. ve A.Çamaşır Limited Şirketi vekili tarafından temyizi üzerine dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, paydaşın paydaş aleyhine açtığı elatmanın önlenmesi ve ecrimisil, isteğine ilişkindir. Toplanan kanıtlar ve tüm dosya içeriğine göre çekişmeli taşınmazın %50 payının davacılara %50 payın ise davalı M.'ya ait olduğu bağımsız bölüm niteliğindeki bu taşınmazın davalı paydaş tarafından öteki davalı şirkete kiraya verildiği ve ana binada henüz kat irtifakı ve kat mülkiyetinin tesis edilmediği sabittir. Esasen, değinilen yönlerde yanlar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davalı kişi aynı yapının 2.4 ve 5. katlardaki bağımsız bölümlerin davacılar tarafından kullanıldığını ve dava konusu yerinde kendisine isabet ettiğini savunmuştur.
Bilindiği üzere; Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini herzaman isteyebilir. Hatta iştirak halinde mülkiyette dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan paydaş aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahaller hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere M.K.nun 634, B.K.nun 213, T.K.nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, "akte vefa" kuralının yanında M.K.nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pekçok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, M.K.nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olaya gelince; mahkemece yukarıda değinilen hususlarda hiçbir araştırma yapılmamış paydaşları bağlayan bir kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı açıklığa kavuşturulmamıştır. Hemen belirtmek gerekir ki, ana yapıdaki bağımsız bölümlerle ilgili bir kullanma biçimi oluşmuş ve çekişmeli yer paydaş olan davalı M.'nın kullanımına bırakılmışsa davacıların bu dükkanla ilgili elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davası açmaya hakları yoktur.
Hal böyle olunca, yukarıdaki ilkeleri karşılar kapsamda soruşturma ve araştırma yapılarak, özellikle fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığının açıklığa çıkarılarak hasıl olacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken noksan soruşturmayla yetinilerek yazılı olduğu üzere kabul kararı verilmesi isabetsizdir. Davalıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (BOZULMASINA) 2.10.2000 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy