(818 S. K. m. 390) (743 S. K. m. 2, 3) (1136 S. K. m. 164)
Dava: Davacı tarafından, davalılar aleyhine açılan tapu iptali davasının yapılan yargılamasında, mahkemece davanın reddine dair verilen karar davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle, duruşma günü olarak saptanan 23.5.2000 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili avukat Mustafa Altunay ile temyiz edilen Kartal Sevincer vekili avukat Tahsin Doğan geldiler, davetiye tebliğine rağmen diğer temyiz edilen vekili avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı, bilahare dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, ehliyetsizlik ve vekalet akdinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı iptal ve tescil isteğine ilişkindir. Toplanan deliller ve tüm dosya içeriğine göre davacının ehliyetsizlik iddiası ispat edilmiş değildir. Ne var ki, vekalet akdinin kötüye kullanılması davası hakkında adil bir hüküm kurulmaya elverişli araştırma yapılmış değildir.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanunu'nun temsil ve vekalet bağıdını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanunu'nda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir... hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince; davacının 3.9.1997 tarihli vekaletname ile davalı Mehmet Uyanık'ı vekil tayin ettiği vekilin bu vekaletnameye dayanarak davacının bankadaki paralarını çektiği ayrıca dava konusu taşınmazlarını diğer davalıya temlik ettiği hakkında kamu davası açılıp bu davanın devam ettiği sabittir. Davalı Kartal Sevinçer taşınmazları parasını ödeyip aldığını iyiniyetli olduğunu bildirmiş ise de taşınmazların bedeli olarak gösterdiği çekin önce hamiline düzenlendiği, daha sonra vekil Mehmet'in ismi yazılarak nama dönüştürüldüğü ve vekilinde icra dosyası takibinden vazgeçtiği anlaşılmaktadır. Olayın açıklanan ceryan tarzının toplanan delillere uygun biçimde bir analiz ve değerlendirilmesi yapılmadığı gibi taşınmaz bedeli olarak verildiği ileri sürülen iki adet minibüsün kime ne şekilde verildiği de açıklığa kavuşturulamamıştır. Öte yandan vekil ile davalı Kartal Sevinçer'in el ve iş birliği içinde bulunup bulunmadığı veya vekilin vekalet görevini kötüye kullanıp kullanmadığını bilebilecek durumda olup olmadığı açıklığa kavuşturulmamıştır.
Sonuç: Hal böyle olunca, yukarıda değinilen ilkeleri kapsar biçimde tarafların tüm delillerinin sorulup tanıklarının tekrar dinlenilmesi, vekil ile davalı Kartal'ın ilişkilerinin toplanacak deliller ve belirlenen olguların birlikte değerlendirilmek suretiyle ortaya çıkarılması, bu arada vekil hakkındaki kamu davasının ve bedeller arasındaki aşırı fark ile söz konusu çekin davacı ile ilgisinin göz önünde bulundurularak bir karar verilmesi gerekirken noksan soruşturma ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde davanın reddi doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine ve 16.5.1999 tarihinde yürürlüğe giren Av. ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 65.000.000 TL. duruşma Av. parasının temyiz edilenden alınmasına 07.12.2000 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy