(743 S. K. m. 641) (6664 S. K. m. 1)
Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan elatmanın önlenmesi ve tazminat davasında Yargıtay 1.Hukuk Dairesinin 17.1.2000 tarih ve 1999/14128 Esas 2000/25 Karar sayılı bozma kararına uyulduktan sonra Mahkemece davanın reddine dair verilen kararın, davacı idare vekili tarafından temyizi üzerine dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, Medeni Kanunun 641. maddesine dayalı elatmanın önlenmesi ve tazminat isteğine ilişkindir. Davalı yan, kum ve çakıl alındığı iddia edilen yerin eski dere yatağı olduğunu ve halen Mer'a olarak kullanıldığını, esasen Balıkesir Belediyesi ve D.S.İ Genel Müdürlüğü vs gibi kurumların, kamu yatırımlarını üstlenen firmaların bu yerden dolgu malzemesi aldıklarını, kendilerinin de numune olarak birkaç kamyon dolgu malzemesi götürdüklerini bildirip, davanın reddini savunmuştur. Yerel Mahkemece 11.5.1999 günlü ilk kararında özetle "çekişmeli yerin D.S.İ'nin ruhsatlı kum ve çakıl ocağı olduğunu, Hazinenin aktif dava ehliyetinin bulunmadığını D.S.İ tarafından dava açılmadığını, esasen davalının D.S.İ tarafından yaptırılmakta olan kanal için kum aldığından"söz edilerek davanın reddine kararı verilmiştir. Hazinenin temyizi üzerine Dairenin 17.1.2000 tarihli bozma kararında kapsamlı olarak açıklandığı üzere Hazinenin aktif dava ehliyetinin bulunduğunu ve nizalı yere ait kum ocağı ruhsatının getirtilerek süresinin saptanmasına değinilmiştir.
Mahkemece, hükmüne uyulan bozmadan sonra nizalı yere ait kum-çakıl ocağı ruhsatının ilk kez 30.10.1991 tarihinde 7 yıl süreli olarak D.S.İ. Genel Müdürlüğüne verildiği bu sürenin birisi 2 yıl, ötekisi 3 yıl olmak üzere ( 19.7.1999 tarihinde )uzatıldığı ve ruhsatların İl Özel idaresi tarafından ( il daimi encümen kararıyla )verildiği gerekçesi ile davanın yine reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere;Medeni Kanunun 641. maddesi kapsamında kalan, yararlanılması kamuya ait sular, tarıma elverişli olmayan araziler, kayalar, tepeler, dağlar, onlardan çıkan kaynaklar, yarlar, meydanlar, akarsular ile yatakları, kumsal alanlar, deniz kıyıları gibi devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerin, denetim, gözetim ve korunması en başta arzın tabii maliki olan Hazinenin görev ve yetki alanına girer. Hazinenin bu nitelikteki yerlere, haksız elatanlara karşı, elatmanın önlenilmesi, eski hale getirme ve tazminat ile gerektiğinde iptal ve tescil davaları açmak hakkının bulunduğu tartışmasızdır. Nitekim Yargıtay'ın hiç sapma göstermiyen içtihatlarında bu kural daima vurgulanmıştır.
Öte yandan, 6 Haziran 1317 ( Rebiülevvel 1319 )tarihli Taşocakları Nizamnamesi, taşocaklarının açılması işletilmesi, ruhsata bağlanması rüsum ve harç alınması koşulları hakkında özel düzenleme getirerek bu hususta "hükümeti mahalliyeyi" yetkili kılmıştır. 18 Ramazan 1343 ( 12 Nisan 1341 )tarih ve 608 sayılı Maadin Nizamnamesinin Bazı maddelerinin Tadiline Dair Kanunun 5. maddesinin "bilumum taşocakları vilayet idarei hususiyelerine terkedilmiştir" hükmüyle de yetki yönünden söz konusu nizamname hükümleriyle paralellik sağlanmıştır. Bu kanun daha sonra yürürlükten kaldırılmış isede halen yürürlükte bulunan 15.2.1956 tarih 6664 sayılı Taşocakları Muamelatının Tedviri Ve Varidatının Tahsilinin Vilayet Hususi İdarelerine ait olduğu hakkındaki Kanunun 1. maddesi ile konuya daha da açıklık kazandırılarak "Taşocakları, taşocakları nizamnamesine uyularak doğrudan doğruya vilayetler tarafından taliplerine ihale olunur. Taşocaklarına müteallik nisbi ve muharrer resimlerle harçlar Köy Kanunu ile kabul edilen haklar mahfuz kalmak şartıyle vilayet husisi idareleri tarafından tahsil olunur" hükmü konulmuştur. 18.4.1941 tarih 235 sayılı TBMM. tefsir kararı ise Deniz, göl, nehir gibi her nevi su altında bulunan topraklarıda su üstündeki topraklar gibi Taş ocakları nizamnamesi ve 608 sayılı kanun hükümlerine tabi tutmuştur.
Bu uygulama 13.12.1983 tarih 178 sayılı Maliye Bakanlığının Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 13. maddesinin 20.8.1993 tarih 516 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değiştirilmesine kadar devam etmiştir. Değinilen maddenin ( b )fıkrasında "devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin gerekli görülen hallerde kiraya verilmesi, mülkiyetten gayri ayni hak tesisi ormanlar ve devletin hüküm ve tasarrufu altındaki diğer yerler ile Devletin özel mülkiyetindeki yerlerde bulunan Su Ürünleri üretim yerleri, kaynak suları ve taş, kum, çakıl ve toprak ocaklarının kiraya verilmesi işlemlerini yapmak" Milli Emlak Genel Müdürlüğü görevleri arasında sayılmış, bu kanun hükmünde kararnamenin Anayasa Mahkemesinin 25.11.1993 tarih, 1993/47-49 sayılı kararı ile iptal edilmesi üzerine verilen 6 aylık süre içerisinde 16.6.1994 tarih 4004 sayılı kanuna dayanılarak çıkarılan 19.6.1994 tarih, 543 sayılı kanun hükmünde kararname ile aynı madde hükmü yeniden kabul edilmiştir. Anılan Kanun Hükmündeki Kararnamelerde Taşocakları Nizamnamesi ile 6664 sayılı Kanununun ilgili hükümlerinin değiştirildiğine veya ortadan kaldırıldığına ilişkin bir sarahat yoksada gerek bu kanun hükmündeki kararnamelerin açık hükümleri, gerekse dayanaklarını oluşturan yetki kanunlarının kabul edilmesindeki amaç göz önünde tutulduğunda kum ocakları dahil sayılan yerlerin kiraya verilmesi işleminde artık Milli Emlak Genel Müdürlüğünün görevli olduğunun kabulünde zorunluluk vardır. Bu durumda 516 sayılı Kanun Hükmündeki Kararnamenin yürürlük tarihi olan 16.9.1993 tarihinden önce Taşocakları Nizamnamesi ve 6664 sayılı Kanun Hükümlerine göre İl Özel İdarelerince kiraya verilen veya ruhsata bağlanmış olupta sürelerinin dolmaması nedeniyle halen kira sözleşmeleri ve ruhsatnameleri devam edenlerin sözleşmeden doğan hakları saklı kalmak üzere sair devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan tüm yerler gibi kum ocakları ile kum ocağı niteliği kazanmayan akarsu yatakları ve deniz kumlukları hakkında hazinenin her türlü davayı açmakta yetkili hatta görevli bulunduğu kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca; Hazine vekiline davalının D.S.İ Genel Müdürlüğü tarafından yapılan kanal için kum alındığı savunulduğunun D.S.İ Genel Müdürlüğü aleyhine dava açması için önel verilmesi dava açıldığında eldeki davayla birleştirilmesi bundan sonra çekişmeli yerde uzman bilirkişiler aracılığıyla keşif yapılması; davalının götürdüğü dolgu malzemesinin miktarının saptanması, yukarıda değinilen yasa hükümleri göz önünde bulundurularak haksız elatan durumuna düşen davalılar hakkında açılan davanın kabul edilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere red kararı verilmesi isabetsizdir.
Sonuç: Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 30.10.2000 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy