(743 S. K. m. 641)
Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan elatmanın önlenmesi, tazminat davasının yapılan yargılamasında, Mahkemece davanın tazminat yönünden kabulüne dair verilen karar yasal süresi içerisinde duruşmalı olarak temyiz edilmekle, duruşma günü olarak saptanan 28.11.2000 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden Hazine vekili avukat Altan Altundağ geldi, davetiye tebliğine rağmen diğer temyiz eden vekili avukata gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, bu sırada diğer temyiz eden set çimento A.Ş vekili avukat Celal Erkut'un geldiği görüldü mazereti kabul edilip dinlendi, iş karara bırakıldı bilahare dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, Hazine adına kayıtlı 5681 parsel sayılı taşınmazdan davalı şirketin çimento hammaddesi çıkarttığını ve zarar verdiğini ileri sürerek elatmanın önlenmesini, zararın tazminini istemiştir. Davalı şirket ise Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığında aldığı ruhsat gereğince, dava konusu taşınmazdan hammadde çıkardığını, işlem bittiğinde taşınmazı eski hale getireceğini savunmuştur.
Bilindiği üzere; Medeni Kanunun 641. maddesi kapsamında kalan, yararlanılması kamuya ait sular, tarıma elverişli olmayan araziler, kayalar, tepeler, dağlar, onlardan çıkan kaynaklar, yarlar, meydanlar, akarsular ile yatakları, kumsal alanlar, deniz kıyıları gibi devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerin, denetim, gözetim ve korunması en başta arzın tabii maliki olan Hazinenin görev ve yetki alanına girer.
Hazinenin bu nitelikteki yerlere, haksız elatanlara karşı, elatmanın önlenilmesi, eski hale getirme ve tazminat ile gerektiğinde iptal ve tescil davaları açmak hakkının bulunduğu tartışmasızdır. Nitekim Yargıtay'ın hiç sapma göstermeyen içtihatlarında bu kural daima vurgulanmıştır.
Öte yandan, 6 Haziran 1317 ( Rebiülevvel 1319 )tarihli Taşocakları Nizamnamesi, taşocaklarının açılması işletilmesi, ruhsata bağlanması rüsum ve harç alınması koşulları hakkında özel düzenleme getirerek bu hususta "hükümeti mahalliyeyi" yetkili kılmıştır. 18 Ramazan 1343 ( 12 Nisan 1341 )tarih ve 608 sayılı Maadin Nizamnamesinin Bazı maddelerinin Tadiline Dair Kanunun 5. maddesinin "bilumum taşocakları vilayet idarei hususiyelerine terkedilmiştir" hükmüyle de yetki yönünden söz konusu nizamname hükümleriyle paralellik sağlanmıştır. Bu kanun daha sonra yürürlükten kaldırılmış isede halen yürürlükte bulunan 15.2.1956 tarih 6664 sayılı Taşocakları Muamelatının Tedviri Ve Varidatının Tahsilinin Vilayet Hususi İdarelerine ait olduğu hakkındaki Kanunun 1. maddesi ile konuya daha da açıklık kazandırılarak "Taşocakları, taşocakları nizamnamesine uyularak doğrudan doğruya vilayetler tarafından taliplerine ihale olunur. Taşocaklarına müteallik nisbi ve muharrer resimlerle harçlar Köy Kanunu ile kabul edilen haklar mahfuz kalmak şartıyle vilayet husisi idareleri tarafından tahsil olunur" hükmü konulmuştur. 18.4.1941 tarih 235 sayılı TBMM. tefsir kararı ise Deniz, göl, nehir gibi her nevi su altında bulunan topraklarıda su üstündeki topraklar gibi Taş ocakları nizamnamesi ve 608 sayılı kanun hükümlerine tabi tutmuştur. Bu uygulama 13.12.1983 tarih 178 sayılı Maliye Bakanlığının Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 13. maddesinin 20.8.1993 tarih 516 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değiştirilmesine kadar devam etmiştir. Değinilen maddenin ( b )fıkrasında "devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin gerekli görülen hallerde kiraya verilmesi, mülkiyetten gayri ayni hak tesisi ormanlar ve devletin hüküm ve tasarrufu altındaki diğer yerler ile Devletin özel mülkiyetindeki yerlerde bulunan Su Ürünleri üretim yerleri, kaynak suları ve taş, kum, çakıl ve toprak ocaklarının kiraya verilmesi işlemlerini yapmak" Milli Emlak Genel Müdürlüğü görevleri arasında sayılmış, bu kanun hükmünde kararnamenin Anayasa Mahkemesinin 25.11.1993 tarih, 1993/47-49 sayılı kararı ile iptal edilmesi üzerine verilen 6 aylık süre içerisinde 16.6.1994 tarih 4004 sayılı kanuna dayanılarak çıkarılan 19.6.1994 tarih, 543 sayılı kanun hükmünde kararname ile aynı madde hükmü yeniden kabul edilmiştir.
Anılan Kanun Hükmündeki Kararnamelerde Taşocakları Nizamnamesi ile 6664 sayılı Kanununun ilgili hükümlerinin değiştirildiğine veya ortadan kaldırıldığına ilişkin bir sarahat yoksada gerek bu kanun hükmündeki kararnamelerin açık hükümleri, gerekse dayanaklarını oluşturan yetki kanunlarının kabul edilmesindeki amaç göz önünde tutulduğunda kum ocakları dahil sayılan yerlerin kiraya verilmesi işleminde artık Milli Emlak Genel Müdürlüğünün görevli olduğunun kabulünde zorunluluk vardır. Bu durumda 516 sayılı Kanun Hükmündeki Kararnamenin yürürlük tarihi olan 16.9.1993 tarihinden önce Taşocakları Nizamnamesi ve 6664 sayılı Kanun Hükümlerine göre İl Özel İdarelerince kiraya verilen veya ruhsata bağlanmış olupta sürelerinin dolmaması nedeniyle halen kira sözleşmeleri ve ruhsatnameleri devam edenlerin sözleşmeden doğan hakları saklı kalmak üzere sair devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan tüm yerler gibi kum ocakları ile kum ocağı niteliği kazanmayan akarsu yatakları ve deniz kumlukları hakkında hazinenin her türlü davayı açmakta yetkili hatta görevli bulunduğu kuşkusuzdur. Somut olayda ise, davacı Hazinenin özel mülkiyet niteliğindeki taşınmaza çimento hammaddesi çıkarmak suretiyle elatıldığı ve zarar verildiği sabittir. Davalı şirketin sözkonusu ruhsatı alması taşınmaza doğrudan elatma hakkını vermez. Ne var ki verilen zararın ziraat mühendisi sıfatındaki tek bilirkişinin soyut içerikli raporuna göre saptanması ve hüküm kurulması doğru olmadığı gibi; taşınmaza bedelini aşan zarar verildiği kabul edilmesine karşın; bedeli ödenmek suretiyle mülkiyetinin nakledilip nakledilemeyeceği de değerlendirilmemiştir.
Hal böyle olunca, mahallinde üç uzman bilirkişi aracılığıyla yeniden keşif yapılması; davalı şirketin, davacı taşınmazına verdiği gerçek zarar miktarının kesin olarak belirlenmesi; zararın taşınmazın değerini aşması halinde bedel karşılığı mülkiyetin naklinin düşünülmesi; aksi takdirde elatmanın önlenmesi ve zararın tazminine hükmedilmesi gerekir.
Kabule göre de elatmanın önlenmesi konusunda olumlu, olumsuz bir karar verilmemesi doğru değildir.
Sonuç: Tarafların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alının harcın temyiz edene geri verilmesine 16.5.1999 tarihinde yürürlüğe giren avukatlık ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekilleri için ( 65.000.000 )TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilmeden alınmasına 28.11.2000 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy