(743 S. K. m. 633)
Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan davada, mahkemece verilen karar süresinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacı, davalının oğlu Kemal'den boşandığını, boşanma ilamı ile çekişme konusu taşınmazın kendisine verildiğini, ancak eşi Kemal'in kendisini oyalayarak tapuda intikal yaptırmadığını, Emlak Bankasının daha sonra boşandığı eşi ve O'nun ortağı hakkında icra takibi başlattığını ve taşınmazın tapu kaydına haciz şerhi konulduğunu, bilahare bankanın alacağını davalıya temlik ettiğini ve takibin davalı tarafından sürdürüldüğünü, tüm bu işlemlerin muvazaalı olup, mülkiyet hakkını bertaraf etmenin amaçlandığını bildirip haczin kaldırılması isteğinde bulunmuştur.
Gerçekten, davacının davalının oğlu olan dava dışı Kemal ile evli iken açılan boşanma davası sonucu boşanma tazminatı olarak 687 nolu parselde bulunan 39/780 arsa paylı 1.blok 1 nolu dubleks dairenin davacıya verildiği, anılan boşanma ilamının 20.12.1994 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Bu tarihten sonra 1996 yılında Emlakbank, davacının boşandığı eşi ile O'nun ortağı aleyhine kredi sözleşmesinden kaynaklanan icra takibi başlatmış, taşınmazın kaydına haciz şerhi konulmuş, daha sonra 10.11.1998 tarihinde noterde düzenlenen temlikname ile, banka 33.124.054.895 TL. sı alacağını davalıya temlik etmiş, davalı da temliknameyi takip dosyasına vererek 20.11.1998 tarihinde taşınmazın kaydına yeniden haciz şerhi koydurmuş, aynı gün daha sonraki bir yevmiye ile de taşınmaz satış suretiyle davacı adına yazılmıştır.
Hemen belirtmek gerekir ki, 1994/325-906 sayılı boşanma kararı Medeni Yasanın 633 maddesinde ifadesini bulan, tescilden önce dahi mülkiyeti nakleden bir ilam niteliğindedir. O tarih itibariyle (ilamın kesinleştiği tarih itibariyle) davacının davalıya ya da üçüncü kişilere (banka dahil) herhangi bir borcunun bulunmadığı da tartışmasızdır. Hal böyle iken, yaklaşık bir buçuk yıl sonra, dava dışı Emlakbank'ın davacının boşandığı eşi ve eşin ortağının borcundan dolayı takip başlattığı, takipten ötürü de haciz şerhinin konulduğu, takip konusu borç ve borcun ilişkin bulunduğu haciz şerhi ile davacının hiçbir ilgisinin olmadığı dosya içeriğindeki belgeler ve yukarda tahlili yapılan somut olay ile sabittir. Tüm bu maddi olgular dikkate alındığında, öncesinde ve sonrasında hiçbir zaman borçlu sıfatını taşımadığı ve bu konuma girmediği anlaşılan davacının, mülkiyetin kesinleşmiş ilam ile geçişinden sonraki işlemlerden ve konulan şerhlerden sorumlu tutulamayacağı kuşkusuzdur. Haciz şerhi ile yükümlü olarak son kez tapuda taşınmazı edinmesi de kendisini önceki işlemlerden ve haciz şerhlerinden ötürü sorumlu duruma getiremez. Biçimsel nitelik taşıyan son işlem adaletin ve hakkın gözardı edilmesini ve sicildeki şerhe değer verilmesini gerekli kılamaz. Diğer bir deyişle Medeni Yasanın her türlü şahsi haklardan arıtılmış bir şekilde davacıya hükmen bahşettiği hakkı ortadan kaldıramaz.
Sonuç: Hal böyle olunca davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile reddedilmesi doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine 13.11.2000 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy