(1086 S. K. m. 151)
Dava: Davacılar tarafından, davalı aleyhine açılan davada, mahkemece verilen karar süresinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacılar, davalı ve dava dışı kardeşleriyle birlikte 719 parselde müşterek mülkiyet şeklinde paydaş olduklarını, bu parselle ilgili taksim sözleşmesi yaptıklarını; yapılan taksime göre bu parselde her birine birer arsa yeri ayrılıp, yapılan ifraz sonucu parseller dışında kalan ve fiilen hepsinin ayrı ayrı kullandıkları bahçenin de davalı kardeşleri adına ayrılan arsa yeri ile birlikte 2270 parsel nosu ile tescil edildiğini; oysa bu bahçenin daha sonra aralarındaki fiili taksime göre ifrazı amacında olduklarını;ancak taksim sözleşmesin yaparken, hataya düşürüldüklerin belirtip, 2270 parselin tapusunun ¼ er payları oranında iptaliyle adlarına tescilini istediler.
Hükmüne uyulan bozma ilamları doğrultusunda soruşturma yapıldığı ve sabit görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Ne var ki, 24.11.1999 tarihli oturumda davalı vekili, HUMK'nun 151 maddesinde ifadesini bulan imzası ile doğruladığı beyanını zapta yazdırmış; bu beyanında aynen (mirasçıların A ve F harfi ile ilgili kısımla ilgili taleplerine bir diyeceğimiz yoktur. Ancak B-C-D-E ile gösterilen yerler ise fiili kullanım durumu nazara alınarak taksim edilsin. Bu kısımların miktarlarının eşit olmaması önemli değildir. Bu yerlerin bir kısmının eğimli, verimli veya verimsiz olması nedeniyle kendi aralarında fiilen böyle anlaşmışlardır. Fiili kullanım durumu nazara alınsın şeklinde fiili kullanıma göre, davanın kabulünü gerektiren ifadelere yer vermiştir. Esasen, değinilen beyan sonraki oturumlarda da yinelenmiştir.
Bilindiği üzere, davanın kabulünü gerektiren beyan, kesin hükmün hukuksal sonuçlarını doğurur. Davacının bu kabule karşı durması da sonuca etkili değildir.
Sonuç: Hal böyle olunca, vekaletnamesinde yetkisi bulunan davalı vekilinin beyanının bağlayıcılığı ve kesin hükmün hukuksal sonuçlarını doğuracağı dikkate alınarak ayın olarak (iptal ve tescile) buna imar mevzuatının ifraza imkan vermemesi durumunda ise; isteğin paya dönüştürülmesi suretiyle, davacının payına hükmedilerek uyuşmazlığın çözümlenmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere davanın reddi doğru değildir. Davacılardan Alim Fikri Başaran'ın temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 08.11.2000 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy