(2762 S. K. m. 29) (4721 S. K. m. 501) (743 S. K. m. 448)
Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan vakıf tescili davasının yapılan yargılamasında, Mahkemece davanın reddine dair verilen karar davacı tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle: Duruşma günü olarak saptanan l6.l.200l Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Av.Mehmet Pirinçci ile temyiz edilen hazine vekili Av.Ümit Pamukçu geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı, bilahare dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Eski hukukumuzda vakıf malı olan taşınmazların, mutasarrıflarının mirasçı bırakmadan ölmeleri halinde mahlülen vakfına dönmeleri asıldır. Ancak, M.Yasanın kabulünden sonra eski vakıf mülkiyet durumunun hukuk sistemine uydurulma zorunluluğu doğmuş, bu amaçla 2762 sayılı Vakıflar Yasası yürürlüğe konmuş, eski mülhak ve mazbut vakıflar yeni bir statüye kavuşturulmuştur. Söz konusu yasanın 29. maddesi ile bir vakıf, taşınmaz mülkiyeti üzerindeki "tasarruf hakkı, kuru mülkiyet hakkı (rekabe) ayrımına son verilmiş, tam mülkiyetin mutasarrıfına nasıl geçeceği hükme bağlanmıştır.
Hemen belirtmek gerekir ki, bu yasal düzenlemeden sonra yeni hukukumuzda koşulların gerçekleşmesi ile tam mülkiyete sahip olan mutasarrıfın ölmesi halinde mirası M.Yasanın intikal hükümlerine göre mirasçılarına geçmekte, mirasçısı bulunmuyorsa aynı yasanın 448. maddesi uyarınca terekesi son mirasçı sıfatı ile hazineye kalmaktadır.
Ne var ki, yasa koyucu bu gibi hallerde öncesi vakıf olan taşınmazların vakfına (aslına) dönmesini uygun görmüş, bazı ayrıcalıklar dışında hazineye intikal yolunu kapatmak istemiştir. 24.9.l983 günü yürürlüğe giren 2888 sayılı yasanın 2. maddesi ile 2762 sayılı yasanın 29. maddesini değiştirmekle kalmamış, ikinci bir fıkra ekliyerek mülkiyeti mutasarrıfa geçmiş olan taşınmazlarda maliklerin bu yasanın yayımı tarihine kadar ölmeleri üzerine son mirasçı sıfatıyla hazineye intikal edip de bu husus tapu kaydına işlenmiş bulunanlar ayrık bırakılarak, işlenmemiş olan taşınmazların mahlulen vakfına rücu edeceğini hükme bağlamıştır. O halde, 2888 sayılı yasanın yürürlük tarihinden önce son mirasçı olarak hazineye intikal edip, tapuda hazine üzerine tescil edilen taşınmazlar yasada öngörülen ayrıcalıkları teşkil ettiğinden mülkiyetin vakfa dönmesine yasal olanak yoktur.
Somut olayda, taşınmazın icareteynli olarak Mustafa Han Vakfı üzerine kayıtlı bulunduğu, mutasarrıflarının Hacer G., Celal G., Nazmiye, Hasibe ve Fahriye olduğu mutasarrıflarının uzun zamandan beri gaip olduklarından 3.6.1997 tarihli mahlüliyet kararı alındığı anlaşılmaktadır. Mutasarrıfların veya mirasçılarının mahluliyet kararının aksini her zaman ispat etmeleri mümkün olup, hazinenin yukarda değinilen ilkeler uyarınca çekişmeli taşınmazla hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Aksi ispat edilemeyen mahluliyet kararı taşınmazın vakfa intikali için yeterli bulunduğuna göre, ayrıca bir araştırma yapılmasına gerek yoktur. Gerekli olmayan bir ara kararının müeyyideye bağlanması ve davanın bu nedenle reddi doğru değildir.
Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, kesin önele riayetsizlikten reddi doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 16.5.1999 tarihinde yürürlüğe giren avukatlık ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 65.000.000 lira duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına 16.1.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy